Hilafetin İlanından Murabıtlara Kadar Endülüs Tarihi
Müslümanların Endülüs’e geçerek yerleşmelerinden, engizisyonla tamamen ortadan kaldırılmalarına kadarki süreç, dokuz asır sürmüştür. Bu süreç aşağıdaki başlıklar altında incelenmektedir:
- Fetih Yılları 711- 715 → 4 yıl
- Valiler Dönemi 715- 756 → 41 yıl
- Endülüs Emevîleri/Hilafet Dönemi 756 -1031 → 275 yıl
- Mülûkü't -Tavâif Dönemi 1031- 1090 → 59 yıl
- Murâbıtlar Dönemi 1090- 1147 → 57 yıl
- Muvahhidler Dönemi 1147- 1238 → 91 yıl
- Gırnata Emîrliği Dönemi 1238- 1492 → 254 yıl
- Engizisyon, Soykırım ve Sürgün Yılları 1492 -1609 → 117 yıl
TOPLAM → 898 yıl
III. Abdurrahman (912- 961) ve Endülüs Emevi Hilafeti: 912 senesinde Emîr Abdullah’ın vefat etmesiyle yerine geçen III. Abdurrahman, gerek yönetimde izlediği dikkatli ve titiz politika, adil ve liyakatli atamalar, gerekse isyancı grup ve kabilelerin isyanlarını engelleme ve gayrimüslimlere karşı izlediği dikkatli politika ile devleti toparlamıştır.
Yeniden convinencia ortamı oluşmuş ve Endülüs İslâm medeniyetinin daha ileri boyutta zirve yapması mümkün olmuş ve Abdurrahman, halifeliğini ilan etmiştir.
II. Hakem: On beş sene boyunca Endülüs topraklarının yönetimini üstlenmiş, o da babası gibi ülke ve toplum bütünlüğünü korumaya önem göstermiştir. Devlet için tehlike oluşturan İspanyol Krallık ve Kontluklarıyla mücadele ederek siyasî nüfuzunu onlar üzerinde de devam ettirmiş bilge bir hükümdar olarak tarihe geçmiştir.
II. Hişam: Yaşının küçüklüğü ve tecrübesizliği, devlet otoritesinin zayıflaması ve bazı devlet adamlarının aralarında iktidar mücadelesine başlamasına yol açmıştır.
Âmirîler Dönemi (976- 1008): İbn Ebi Âmir, başvezirlik görevine geldikten sonra etkisi büyümeye ve II. Hişam’ı kontrolü altına almaya başlamış ve onu görevinden uzaklaştırmaya çalışmıştır. Mansur daha sonra kendi adına hareket ederek devlet içerisinde bir Âmirî Hanedanlığı (976- 1008) oluşturmuştur.
Muhammed b. Hişam ve Fitnenin Yeniden Zuhûru: Muhammed b. Hişam, Abdurrahman gibi iyi bir yönetici değildi. Âmirî taraftarları, Berberîler ve Sakalibe'den oluşan ordu ile yerli halk arasındaki çatışmalar büyümüş ve Berberîler etrafındaki grup ayaklanarak onu öldürmüşlerdir.
Zamanla güneydeki topraklarda güçlenen Berberîler hilafet makamına Hammûdî ailesinden Ali b. Hammûd’u iktidara getirmişlerdir (1016).
Hammûdîler Dönemi: Şiî olan Hammûd ailesi, Fâtımîlerin Kuzey Afrika’da egemenlikleri altına aldıkları İdrisî ailesinden gelmekteydi. İki yıl süren taht kavgaları, Kurtuba halkını ayaklandırmış ve Kasım b. Hammûd Kurtuba’dan kovulmuştur.
Emevilerin Sonu: Hammûdîlerin kovulmasıyla halk, otorite boşluğunu doldurması için Emevîler arasından Abdurrahman b. Hişam’ı seçmiştir. 1023’te tahta oturan 23 yaşındaki bu genç halife, iyi bir yönetim sergilemiş ancak oluşan çeşitli kargaşalar karşısında halk, Endülüs Ulu Camiinde toplanarak Emevî hanedanının Kurtuba’dan sürülmesine karar vermiştir.
Mülûkü't - Tavâif Dönemi: Meydana gelen siyasî kargaşadan sonra 1031 senesinden itibaren bölünmeler daha da artmaya başlamış ve neredeyse bazı kasabalar ve kaleler dahi kendi bağımsızlıklarını ilan etmeye başlamışlardır. Yirmi civarındaki bu devletlerden bazılar Arap asıllı iken bazıları da Berberî asıllı olup bazıları da Saklebiler tarafından emîrlik haline getirilmiştir.
Mülûkü’t -Tavâif’in Özellik ve Siyasetleri: Bu şehir devletlerinin en temel özelliği etnik kimlikten ziyade coğrafiî unsura dayanmış olmalarıdır. Mülûkü’t Tavâif'in harici düşman olarak birbirlerini görmeleri, Hristiyan devletlerden gelebilecek tehlikeleri göz ardı etmelerine neden olmuştur.
Reconquista: I. Fernando hâkimiyetini artırmak için Endülüs’te bulunan bu siyasî parçalanmayı iyi değerlendirmek niyetindeydi. Bunun için klasik Reconquista fikri ile bu emîrliklerin güçsüzleşmelerini sağlamayı hedeflemiş ve bu devletlerin kendi aralarındaki çatışmalarına destek sağlamıştır. Bu şekilde onları içten zayıflatarak bu bölgeleri fethetmeyi amaçlamıştır. 1040’lı yıllarda harekete geçerek bu devletleri haraca bağlamış, şehirleri ve kaleleri işgale başlamıştır.
Kendilerinde yeniden toparlanma gücü bulamayan Müslümanlar çareyi Murabıtlardan yardım istemekle bulmuştur.