Azerbaycan ve Kafkaslardaki İslam Devletleri
Büveyhîler (932-1062
Menşei ve Kuruluşu
932-1062 yılları arasında İran ve Irak’ta hüküm süren Deylem asıllı olan bu hanedana adını, Sâsânî Hükümdarı Behram-ı Gûr’un soyundan geldiği ileri sürülen Büveyh (Bûye) bin Fennâ Hüsrev vermiştir. Önce Emîr Mâkân b. Kâkî’nin emrinde Sâmânîler’in hizmetinde, sonrasında Cürcân’da Ziyârîler hânedanını kuran Merdâvic’in yanında yer aldılar. Merdâvic’in 935 yılında öldürülmesiyle Ziyârîler zayıflayınca Merdâvic’e bağlı Türk askerler Ali’ye tabi oldu. Kardeşi Ahmet, 19 Aralık 945 tarihinde davet üzerine karışıklık içindeki Bağdat’a girdi ve Halife Müstekfî-Billâh tarafından emîrü’l-ümerâ tayin edilerek idareyi ele aldı.
Bağdat’ta Hâkimiyet
Kısa süre sonra Halife Müstekfî’nin gözlerine mil çektiren Muizzüddevle Ahmet onun yerine Mutî-Lillâh’ı halife ilân etti. 967 yılında Muizzüddevle, 976 yılında ise Rüknüddevle ölünce Adudüddevle Irak’a da hâkim olarak hanedanın başına geçti. Böylece devlet kudretinin zirvesine ulaştı. Sonraki dönemlerde Bahâüddevle’den sonra yerine geçen Sultânüddevle Irak’ta Türk-Deylemî mücadeleleri karşında bir hayli güç duruma düştü. Kâkûyîler, Büveyhîlerin Cibâl kolunun Hemedan ve İsfahan’daki hâkimiyetine son verdi. Bu kol Gazneli Sultan Mahmud’un Rey’e hâkim olmasıyla 1029 yılında tamamen son buldu.
Selçukluların Büveyhîlere Son Vermesi
Dandanakan Zaferi’ni müteakip 1040’tan sonra Melik Kavurd 1048 yılında Kirman'a hâkim olup Büveyhîlerin buradaki koluna son verdi. Halife KāimBiemrillâh Bağdat’ta Büveyhîlerin Türk komutanı Arslan Besâsîrî’nin baskısı nedeniyle oldukça muzdaripti ve bu sebeple Tuğrul Bey’i Bağdat’a davet etti. Tuğrul Bey Aralık 1055 yılında İslâmiyet’in o zamanki merkezi olan Bağdat’a girdi ve asileri cezalandırıp Büveyhî hâkimiyetine son verdi.
Şeddâdîler (951-1175)
Menşei ve Kuruluşu
Abbâsîlerin zayıflamasıyla birlikte ortaya çıkan mahallî hanedanlardan biri olan Şeddâdîler, ismini bilinen ilk atası Muhammed b. Şeddâd b. Kurtuk’tan almıştır. Muhammed b. Şeddâd, Debîl’i ele geçirip üzerine gönderilen Ermeni ve Lezgi askerlerini mağlup etti. Sonraki yıllarda İbrahim’in Gence valisinin yanına gidip Gence’ye yapılan saldırıları geri püskürtmede önemli rol oynadı. Şeddâdîler, Berdea ve Beylekan’ı geri aldıktan sonra Gürcü toprakları üzerine akınlar yaptıysa da başarılı olamadı. Hanedanın başındaki Fazl, 1022 yılında Ermenilerden aldığı Debîl’i oğlu Ebü’l-Esvâr’a teslim etti. Gürcistan seferinden dönerken 1030 yılında Gürcü kralı ile müttefiklerinin baskınına uğradı.
Selçuklular Döneminde Şeddâdîler
II. Ali el-Leşkerî döneminde Revvâdî Emîri Vehsûdân’ın hizmetindeki Oğuzlar, Şeddâdî hâkimiyetindeki topraklara saldırdı. Ayrıca Şeddâdîler artık Selçukluların hedefindeydi. Bu baskılar neticesinde Doğu Roma’ya tabi olan II. Ali el-Leşkerî oğlunu imparatora rehin olarak gönderdi. Hanedanın başına geçen Ebü’l-Esvâr bin Fazl, Ermenilerin kendisinden bir hayli çekinmesinin yanı sıra Müslümanlar arasında oldukça itibar sahibiydi.
1064 yılında Ani’yi fetheden Alparslan şehrin idaresini Menûçihr’e teslim etti. Bu dönemde cami, hamam, kervansaray, saray ve bîmâristan gibi imar faaliyetleri bu şehri kalkındırmak için yapılan bazı yapılardandır. Selçuklu emîrlerinden Savtekin’in buraları ele geçirmesiyle Şeddâdîlerin Gence kolu 1075-1076 yılında son buldu. Şeddâdîlerin başına geçen Fahreddin Şeddâd, Erzurum Emîri'nin kızıyla evlenmek istemiş ancak kabul edilmeyince onu Gürcülerin pususuna düşürmüştür. Bu sırada Ani’nin isyan eden din adamlarınca Gürcü krallığına teslim edilmesi katliamla sonuçlandı. Gürcü kralı, Hristiyanlar da dâhil şehirde bine yakın kişiyi katlettiler. Irak Selçuklu Sultanı Arslanşah ve Şemseddin İldeniz büyük bir ordu hazırlayıp 1163 yılında Gürcistan Kralı Giorgi’yi ağır bir yenilgiye uğrattı. Fakat kısa süre sonra 1175 yılında Gürcü Kralı Giorgi, üçüncü kez zapt ettiği Ani’yi ele geçirdi. Kaynaklar bu tarihten sonra Şeddâdîlerden bahsetmemektedir.
Yezîdîler
Menşeileri
Türkiye, Irak ve İran’da farklı düşünceleri kaynaştırmaya yönelik senkretik inanç sistemleri arasında yer alan Yezîdîyye’ye mensup olan Yezîdîlerin bu adı İran’ın Yezd kasabasında yaşamalarından dolayı aldıkları belirtilir. Bu topluluk Mazdeizm ve Maniheizm gibi eski doğu kültürlerinin bir devamı olarak görülmüşlerdir.
İnanç ve İbadet Sistemleri
1259 yılında Hülagu’nun Irak’ı tahrip etmesi ve Adeviyye’nin şeyhi olan Fahreddin’in öldürülmesinden sonra tabileri Irak, Suriye ve Güneydoğu Anadolu’da Yezîdîler adıyla yayılmaya başladılar. Osmanlı Devleti onları ehl-i kitap kabul etmediğinden iyice içlerine kapanıp uzak dağlık alanlara yerleştiler. Zerdüştlük, Maniheizm, Mitraizm, Yahudilik ve Hristiyanlık’tan, ayrıca İslâm’dan büyük ölçüde etkilendikleri kapalı inançları nedeniyle inanç ve ibadet sistemleriyle ilgili pek fazla bilgi yoktur. Sosyal tabakalaşma ve dinî teşkilâtlanmaya sahip olan bu toplum mîrler, şeyhler, pîrler, kavvâller, fakirler ve müridler olarak sınıflanmıştır.
Hâşimîler
Derbend çevresinde yaşadıkları bilinen Hâşimîler Hazar’ın batısı ve Dağıstan Dağlarının arasında dar bir kıyıya hâkimdiler. Bu alan istifade ettikleri stratejik bir coğrafyaydı. Hâşimîlerin Emevîlere kadar uzanan kökenleri Araplardan ziyade Benî Süleym kabilesine dayandırılır. 869 yılında Abbâsîlerin zayıfladığı ve yerel idarecilerin bağımsızlık kazanmaya başladığı dönemde Hâşimîlerin bilinen ilk yöneticisi olan Hâşim bin Sürâka es-Süleymî de Derbend’de bağımsızlığını ilan etti. Alparslan’ın Kafkasya yönetimini emîr Savtekin’e vermesi Hâşimîlerin hâkimiyetini sonlandırdı.