İslam Medeniyetinin Kaynakları, Gelişim Aşamaları, Temel Özellikleri

Medeniyetleririn Oluşumu

Her bir medeniyeti besleyen temel değerler ve bu medeniyetleri oluşturan bilimsel birikimler birbirinden farklıdır. Dolayısıyla bu medeniyetlerin bu çerçevede ürettiği medeniyet unsurları da birbirinden farklıdır. Ancak medeniyetlerin, insanlık tarihinin ortak malı olan yönünü de görmek gerekir. Her bir medeniyet, kendinden önceki veya çağdaşı olan bölgelerden, devletlerden veya bilgi birikimlerinden istifade eder. Kendi medeniyet temellerini ve yapısını oluşturur. Dolayısıyla medeniyetleri, farklı insan ve kültür unsurlarının bir bileşkesi olarak görmek yerinde olacaktır. Hint, Mısır ve Mezopotamya medeniyetlerinin Yunan medeniyetine katkısı bugün daha açık bir şekilde bilimsel çalışmalarda ortaya konmaktadır.

İslam Medeniyeti

Buna bağlı olarak İslam medeniyeti de, özünü İslam dininin teşkil ettiği, ilk müntesipleri Araplar olan, ancak zamanla gerek İslam'a geçen gerekse İslam hâkimiyetinde yaşayan farklı din, kültür ve millete mensup insanların bir arada yaşayarak ürettikleri medeniyetin adıdır. İslam medeniyetini bu şekilde tanımlamak İslam coğrafyasında yaşanan bilimsel gelişmeleri daha doğru bir şekilde anlamak için önem arz etmektedir.

İslam Medeniyeti’nin Temel Özellikleri

Kuşkusuz İslam dininin ana kaynağı vahiydir. Ancak İslam medeniyetine kaynaklık teşkil eden veya İslam medeniyetinin istifade ettiği pek çok kaynak ve katkı bulunmaktadır. Bunlara örnek olarak tevhit inancı ve vahiy kültürü, temel değerleri güçlü insan ve toplum yapısı, fetihler sayesinde farklı inanç ve kültürlerin yaşadığı eski medeniyet havzalarının ele geçirilmesi, zamanla artan ilgi ve ihtiyaçların müslümanları yeni bilgi ve tecrübelere yöneltmesi, diğer kültür ve medeniyetlere ait eserlerin tercüme edilmesi sayılabilir. Tüm bunlar sayesinde elde edilen katkılar zamanla geliştirilmiş ve mevcut temel değerlerle sentezlenerek yeni bir bileşke ortaya konulmuştur.

İslam Medeniyeti’nin Gelişim Evreleri

Medine'de tohum evresini yaşayan İslam medeniyeti, Hz. Ebû Bekir dönemiyle başlayan fetih sürecinde farklı medeniyetlerle karşılaşmıştır. Öncelikle kendi değerlerini koruyan İslam toplumu, zamanla diğer kültür ve medeniyetlerin bilgi birikiminden istifade etmeye başlamıştır. Emeviler döneminde sınırlı kalan bu istifade, Abbasiler döneminde halifelerin desteği ve artan ihtiyaçlar vesilesiyle önemli bir gelişme göstermiştir. “İslam Rönesansı” adı verilen bu dönemin ardından siyasi gücün zayıflaması ve birtakım dış faktörler sebebiyle İslam medeniyeti durgunluk dönemine girmiştir. Ardından Osmanlılar ile geniş bir coğrafyada hâkimiyet kuran İslam medeniyeti Osmanlı Devleti'nin zayıflaması ile geri kalmıştır. Son yüzyıl bağımsızlık mücadelesi ve toparlanma süreci olarak dikkatleri çekmektedir. Tüm bu süreçler oldukça önemli ve uzun bir zaman dilimini kapsamaktadır. Bu zaman diliminde mutlaka birbirinden farklı, inişli -çıkışlı dönemler bulunmaktadır. Hiçbir medeniyet aynı çizgide varlığını sürdürerek tarih sahnesinde yer almaz. Bu bakından İslâm medeniyetinin de yükseliş ve çöküş dönemleri, yeniden toparlanma süreçleri olmuştur.

İslam Medeniyeti, özü itibarıyla vahye dayanan insan merkezli bir medeniyettir. İslam medeniyetinin en önemli yapı taşları ilim, ahlak, farklılıkları bünyesinde barındırabilme ve bu farklılıklardan istifade ederek yeni sentezler üretebilme gücüdür. Bünyesinde tüm farklılıklara hoşgörü ile yaklaşması, onlardan istifade etmesi ve yeni bilgi ve akımlar üretmesi kuşkusuz insan aklına verilen değerin bir yansımasıdır. İslam dini insanlara bu düşünme biçimini sunan güçlü bir inanç sistemine sahiptir.