Endülüs Müslümanlarında İlim ve Kültür Hayatı

Endülüs’ün Fethi ve Hilafet

Endülüs'te oluşan İslam medeniyeti, şüphesiz bir geleneğin devamı ve ileri götürülmesidir. Bu, Doğu İslam dünyasıdır. Burada temayüz eden her şeyi aynıyla ve belli bir zaman sonra geliştirerek Endülüs'te de görmekteyiz.

Doğu'da başlayan İslam Devleti'ni yerleşmesi ve gelenek oluşturması, aynı anda Abbasiler gibi, Endülüs Müslümanları’nda da meyvesini vermiştir. Burada zamanla gelişen yüksek seviyeyi, istikrar ve gelişmede görmek gerekmektedir.

Endülüs'te Eğitim ve Öğretim

Şüphesiz İslam dünyasının diğer bölgelerinde olduğu gibidir. Yani medreslerin açılmasından önce, küttab, camilerdeki ders halkaları ve ihtisaslaşmadan ibarettir. Bunlar tamamen serbest ve amatörce yapılan faaliyetlerdi. Oldukça yaygın olmasına ve rağbet görmesine rağmen, devlet ve vakıfların desteği daha sonraki dönemlerde ve medreselerle birlikte olmuştur.

Toplumda kadınlardan devlet adamlarına kadar herkes, kitap ve kütüphaneye meraklıdır. Bilhassa büyük merkezlerde, kitapçı dükkânları ve pazarları ile büyük kütüphaneler teşekkül etmiştir.

Şiir

Her yerde olduğu gibi Endülüs’te de şiir en yaygın ve sevilen bir edebiyat türüydü. Şairler büyük ilgiye mazhar olur, el üstünde tutulur, himaye görürlerdi. Endülüslü kadınlar da şiire karşı büyük ilgi duyuyorlardı. Halifelerin hususi saray şairleri olduğu gibi, diğer köşk ve saraylarda da düğün ve bayramlarda halkı ve hükümdarları eğlendirmek için konserler veren birçok ünlü şarkıcı ve besteciler vardı.

Bu dönemde bilinen şiir türlerinden biri de ilk defa Endülüs’te görülen ve Emîr Abdullah döneminde (275-300/888-912) şair Mukaddem b. Mu’afâ (ö. III/IX. yy. sonu) tarafından ihdas edildiği söylenen ‘müveşşah’ denen şiir türüdür.

Musiki

Genel olarak Endülüs halkı güzel sanatlara ve müziğe Doğululardan daha fazla alaka gösteriyorlardı. Müzik ve dans gruplarının katılmadığı çok az tören veya davet bulunurdu. Fukahanın itirazlarına rağmen musiki toplumun her kesiminde revaç buluyordu.

Dinî İlimler

Doğu’daki tefsirle ilgili çalışma ve gelişmeler yakından takip ediliyordu. Başlangıçta Doğulu müfessirlerin eserlerinin okunması ve bunlarla tefekkür ve amel edilmesi, ‘naklî’ veya ‘rivayet’ denen tefsir anlayışının bölgede yaygınlaşmasını doğurmuştur. Fakat zamanla tefsir ve kıraat alanında Endülüs’te de önemli âlimler yetişmeye başlamıştır.

Endülüs’te başlangıçta ilim dalı olarak hadis hem ilgi görmemiş ve hem de ona itibar edilmemişti. Ancak Doğu’ya yapılan seyahatler, diğer birçok konuda olduğu gibi, hadis ilmi konusunda da Endülüs’e yenilikler gelmesini sağlamıştır.

Başlangıçta Endülüs’te fıkhi mezheb olarak Evzâîlik benimsenmişti. Çünkü fetih esnasında ve fethin hemen sonrasında bu ülkeye yerleşen Arapların çoğu, İmam Evzaî’nin (ö. 157/774) görüşlerini benimseyen Suriyelilerden oluşmaktaydı. Ancak Doğu’ya giden öğrencilerin Medine’deki İmam Mâlik’i (ö. 179/795) tercih etmeleri ve onun görüşlerinin yayılması için sarf ettikleri çabalar sonunda Malikilik, Evzâîliğin yerini alarak Endülüs’ün resmî mezhebi hâline geldi.

İslam dünyasının her tarafında olduğu gibi, Endülüs’te de tasavvuf öncesi görülen zühd hayatının belli başlı yönleri görülmektedir. Bu daha sonraları artmış ve önemli isimler zuhur etmiştir.

Diğer İlimler

Dinî ilimler dışında da, felsefe tarih ve coğrafya, astronomi, matematik, zooloji ve botanik, tıp ve kimya ilimleri son derece gelişmiş ve çok sayıda önemli âlimler yetişmiştir.