Abbasiler Dönemi İslam Kurumları

Devletlerin işleyişini sağlayan kurumlar, aynı zamanda toplumların yapısını şekillendirmede son derece önemli roller üstlenmişlerdir. Bu husus, kurumlar tarihini, aynı zamanda toplumların tarihi yapmaktadır. Bu itibarla, tarihin seyri içinde kurumlar çok mühim yer işgal ederler.

Söz konusu ettiğimiz Abbasiler Dönemi kurumlarının üzerinde, gerek Hz. Peygamber gerek Raşid Halifeler ve gerekse Emeviler Dönemi kurumlarının tesiri büyüktür. Bu nedenle kurumların tarihi ele alınırken devralınan miras mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır. Diğer taraftan ele alınan kurumların gelişip şekillendiği kültür ve medeniyet havzaları da mutlak surette hesaba katılmalıdır. Mesela, konumuz Abbasiler Dönemi kurumlar olduğu için, bizim İslam öncesi İran coğrafyası kültür ve medeniyetini göz önünde bulundurmamız gerekir.

Ayrıca ele alınan kurumların sabit ve değişmez olmayıp içinde bulunduğu dönem ve şartlara göre sürekli bir gelişme ve tekamül içinde bulunduğu unutulmamalıdır. Mesela hilafet kurumuna bir göz atarsak eski kültür ve medeniyetlerin bu kurum üzerindeki izlerini ve kurumun sürekli gelişim ve tekamül içinde bulunduğunu müşahede edebiliriz. Bildiğimiz gibi, hilafet kurumu, Hz. Peygamberin vefatıyla Arabistan coğrafyası ve kültürü içinde ortaya çıkmıştı. Fakat Bizans İmparatorluğu’nun etki sahası Şam bölgesinde kurulmuş olan Emeviler ile Fars kültür ve coğrafyasında kurulmuş olan Abbasiler Dönemleri’nde seçim usulü bir tarafa bırakılmış; hilafet bir çeşit saltanat şekline dönüşmüş, ortaya çıktığı zamandan çok farklı bir mahiyete bürünmüştür.

Aynı şekilde gerek Sasaniler’e gerekse Bizans’a karşı elde edilen başarılar neticesinde büyüyen hazineyi bir düzene koymak ve asker kayıtlarını tutmak üzere Hazreti Ömer tarafından kurulmuş olan ve divan olarak bilinen yapı da Emeviler tarafından ilerilere taşınmış, divanu’l-harac (toprak vergisi ile alakalı), divanu’r-resail (yazışmalar ile alakalı), divanu’l-berîd (posta ile alakalı) gibi yeni birtakım divanlar kurulmuştu.

İşte, önceki dönemlerden devralınmış ve işlevlerini günümüzde bakanlıklara benzetebileceğimiz bu divanlar, 3.- 4. / 9.-10. asırlarda tam bir gelişme kaydetmiş, vezirin başında bulunduğu bir idari yapı oluşmuştur. Sayıları ve mahiyetleri zamana göre farklılıklar arz eden divanlar vergilendirmeden askeriyeye, haberleşmeden adliyeye kadar, devletin tüm idari, hukuki ve mali işlerinden sorumlu olmuşlardır.

Keza yine zamana ve coğrafyaya göre farklılıklar arz eden ve askerî yapı, toprak sistemi ve vergilendirme ile son derece iç içe olan ikta’ düzeninin Abbasiler tarihinin ayrılmaz bir parçası olduğu belirtilmelidir. İslam tarihinin müteakip dönemlerinde bürokrasi ve ilmiyeye kaynaklık eden medreselerin ortaya çıkış ve gelişimi de yine Abbasiler Dönemi’nde meydana gelmiştir.

Raşid Halifeler ve Emeviler Dönemi’nde çok süratli bir şekilde son derece geniş coğrafyayı fetheden Müslümanlar yönetim problemi ile karşı karşıya kalmışlardı. Fakat fetihlerin yanı sıra müesseseleşmelerini de sürdürmüş olan Müslümanlar bu zorluğu aşmayı bilmişlerdir. Fütuhatın çabukluğundan ziyade, ortaya konulan kurumlar vasıtasıyla fethedilen coğrafyanın idaresinde gösterilen başarı daha dikkat çekicidir. Bu başarıların tesadüf eseri ya da kılıç zoruyla değil, kalıcı ve kalplere hitap etmenin neticesinde mümkün olduğu ortadadır. Bu durum, Müslümanların sadece mevcut nizamı yıkan ve sonra da o yıkıntılar arasında kaybolan, gelip geçici bir topluluk değil, aksine insanlığa yepyeni bir medeniyet kazandıran bir dinin mensupları olduklarının çok açık delilidir.