İnanç-Davranış İlişkisi

İman, İslam'ın en merkezî kavramlarından birisidir. En genel anlamıyla Peygamber'in Allah katından getirdiklerini kalp ile tasdik dil ile ikrar etmek anlamlarına gelir. Bu tasdik ve ikrar, aynı zamanda bilmeyi ve kabullenişi de ihtiva eder. İmanı söz, bilgi, davranış ekseninde tanımlayan yaklaşımlar olmuşsa da, Ehl-i Sünnet düşünürleri başta olmak üzere büyük çoğunluğa göre, söz, bilgi ve davranışlar imanın altyapısında bulunsa da, onun olmazsa olmaz bir parçası olmadığı gibi imanın aslına da dahil değillerdir.

Amel kavramı, Kur'an açısından, iman ile birlikte zikredilen önemli kavramlardan birisidir. İman ile güzel davranışlarda bulunmak, Kur'an'a göre müminlerin ayırıcı niteliklerindendir, müminin takva işaretidir. Kur'an'a göre iman ile amel, birbirini tamamlayan iki kavramdır. Biri olmadan diğeri eksik kalır. Sağlam bir iman ile salih ameli birleştiren insanlar, Allah’ın övdüğü, insanların sevdiği ve ahirette kurtuluşa eren insanlardır. Amel ve güzel ahlaktan yoksun bir iman, ise meyvesiz ağaç gibidir ve verimsizdir. Bu düşüncelerdeki farklılık, güzel davranışlarda bulunmanın gerekliliğinden çok, bu davranışların imanın bir parçası olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceğiyle ilişkilidir. Bu konuda ameli, imanın parçası olarak gören, görmeyen ve imanın mükemmellik şartı olarak gören yaklaşımlar olmak üzere üç farklı tutum ortaya çıkmıştır. Aslında bu yaklaşımların hepsi de güzel davranışın iman ile olan ilişkisini reddetmezler. Buradaki farklılık, güzel davranışın ve salih amelin, imanın aslını oluşturacak şekilde imanın bir parçası olup olmaması durumuyla ilgilidir. Ehl-i Sünnet alimleri başta olmak üzere bu grupların büyük çoğunluğuna göre amel, imanın aslına dahil değildir ve onun olmazsa olmaz bir parçasını oluşturmaz. Bu konuda sahip olunan düşüncelerin imanın artıp eksilmesi ve büyük günah işleyenin durumu gibi konularda da etkili olduğunu söylenebilir. Her iman sahibinin, aynı zamanda güzel davranışla imanını desteklemesi gerektiğinde mezhepler arası örtülü bir ittifaktan da söz edilebilir. Buradaki anlaşmazlık, amellerin terk edeni imandan çıkarıp küfre nispet edecek derecede imanın özüne dâhil olup olmaması meselesidir. Ehl-i Sünnetin konuya yaklaşımını, imanı yalnızca kalb ile tasdike indirgeyen ve ameli gereksiz gören bir anlayış olarak görmemek gerekir. Ehl-i Sünnetin buradaki yaklaşımını, insan davranışlarıyla imanı aynı çizgide görerek amelleri terk eden ya da en küçük bir hata eden kimseyi iman dairesinden çıkaran Mutezilî ve Haricî zihniyete karşı geliştirilen kuşatıcı ve sağduyulu bir düşüncenin yansıması olarak görmek daha tutarlı olacaktır. İman tasdik, ikrar ve bütün amellerden ibarettir diyen Selef’in düşüncesi de aynı çizgidedir. Onların bu yaklaşımı kâmil ve her bakımdan olgun birinin imanını ifade etmektedir. İmanın mükemmelleşmesi ve kemale ermesi yalnızca kalbin tasdikiyle değil, bütün dinî vecibeleri yerine getirmek ve yasaklardan da kaçınmakla gerçekleşebilir. O hâlde amel, imanın hakikatine dâhil değilse de kemalinden oluşunda hiç bir şüphe yoktur.

İman ve amel, bir bütünün iki parçasıdır. İman olmadan amelin Allah katında bir değeri olmadığı gibi, ameller olmadan da iman yavan kalacaktır.

İman, salih amel ve güzel ahlak vasıtasıyla görünür hâle gelir, somutlaşır. İman da bu güzel davranışlar yoluyla gerçek anlamına kavuşur. Birey ve toplum hayatında önemli bir yer tutar. Kur’an-ı Kerim, pek çok ayetinde iman ile güzel davranışda bulunmayı birlikte zikrederek, ikisi arasındaki yakın ilişkiye işaret etmiş ve müminleri sağlam bir iman ve güzel davranışlarla maddi ve manevi gelişimlerini sürdürmeye çağırmıştır. Çünkü maddi ilerleme düşünce ve karar aşamasından eylem alanına geçmeyi zorunlu kıldığı gibi manevi ilerleme de kalbe yerleşmiş imanın bireyi ve çevresini güzel davranışlarla aydınlatmasıyla mümkündür.

Kur’an, sürekli insanın imanı ile davranışları arasındaki tutarlılığa dikkat çekmiş, iman ile davranış arasındaki uyumsuzluğu nifak olarak adlandırmış ve şiddetle yermiştir. İnanç ile davranışlarımız arasındaki uyum önemli olduğuna göre bireyin imanı ile amelleri arasında da çok sıkı bir ilişki vardır ve mükemmel bir iman için ilahi emir ve yasaklara uymanın beraberinde getirdiği ahlaki erdemliliğe sahip olmak zorunludur.