İslam Düşüncesinin Oluşumunda Sokrates Sonrası Felsefenin Yeri

Her düşüncenin etkilenmiş olduğu, kendinden önce bulunan bir başka düşünce vardır. Kendisinden sonraki tüm düşünce sistemlerine etki eden Yunan felsefe ve bilimi de daha önce mevcut olan Babil, Mısır ve Hint dünyasında üretilmiş çeşitli fikirlerin etkisinde kalmıştır. Bunun gibi İslam dünyası da gelişme ve genişlemeye başladığı günden itibaren kendisinden önceki düşünce zeminlerinden oldukça derin tesirler altında kalmıştır. Bu bakımdan İslam düşüncesi de ortaya çıkış ve gelişme aşamalarında özellikle Yunan felsefesinden etkilenmiştir. Çünkü Yunan felsefesi, o zamana kadarki en gelişmiş düşünce sistemi konumunda bulunmaktadır.

Aslında bu etki normaldir ve hatta kaçınılmazdır. Çünkü bu durum, düşüncenin devamlılığı bakımından çok önemlidir. Bir fikrin yaşatılabilmesi için o düşünceye başkalarının da bir takım katkılarda bulunması önemlidir. İslam düşünürleri, Yunan filozoflarından etkilenerek hem yeni bir felsefe olarak İslam felsefesinin doğuşunu ve gelişmesini sağlamışlar, hem de Yunan felsefesine sahip çıkarak bu felsefenin devamlılığına katkıda bulunmuşlardır. Çünkü bir düşünce ne kadar çok işlenir, üzerinde durulursa o kadar ilerler ve gelişir.

Yunan Felsefesinin İslam Dünyasına Girişi

İslam düşüncesi, felsefe, mantık, fıkıh, kelam, edebiyat, tasavvuf, fen bilimleri vs. olmak üzere çok sayıda disiplinin ortak adıdır. Özellikle felsefe ve mantık, diğer bütün alanlara da etki etmiş bir bilgi üretme yoludur. Yepyeni bir din olarak insanlığa sunulan İslam inancı, kurumsallaşmak için felsefe ve diğer bilimlere ihtiyaç duymuş ve bunu da coğrafi anlamda en yakınında bulunan Yunan okullarında bulmuştur. Roma İmparatorluğu’ndan kaçan filozof ve bilim adamlarının kurdukları Antakya, Nisibe, Harran, Edesa gibi bilim ve felsefe okullarında mantık, astronomi, tıp ve felsefe eğitimi alan Müslümanlar, ilk olarak mantıktan yararlanarak akla dayalı fıkıh ekolleri kurmuşlardır ki bunların en belirgin olanı Hanefilik’tir. Kelam konusunda da Mutezile ve Matüridilik gibi akli yöntemle fikir üreten mezhepler yine mantık ve felsefeden yararlanarak kurulmuşlardır.

Bahsi geçen okullarda okutulan bilimler, Yunancadan Süryancaya tercüme edilmişken daha sonra ihtiyaçtan dolayı Arapçaya da çevrilmiş ve böylece İslam dünyasında felsefi ve bilimsel faaliyetler de başlamıştır. İlk zamanlar yapılan tercümelerde birçok hatalar olmuştur. Ancak bu hatalı tercümeler, Müslümanların yeni fikirler ve kavramlar üretmelerine, felsefeyle İslam inancı arasında uzlaştırmalar yapmalarına yol açmış ve bu suretle yeni ve orijinal bir düşünce yapısı ortaya çıkmıştır. Bu yeni düşünceye de İslam felsefesi adı verilmiştir.

Sokrates ve Sonrası Yunan Filozoflarının İslam Düşüncesi Üzerindeki Etkileri

Yunan fizikçi filozofların etkileri daha çok pozitif bilimler alanında ve İslam filozoflarının tabiat görüşlerinde etkili olmuştur. Sokrates, özellikle ahlak alanında tesir ederken Eflatun, görüşleriyle İslam filozoflarının hürmetini ve saygısını kazanmıştır. Çünkü onun düşüncelerini İslam anlayışına çok yakın bulmuşlar ve ona ‘Eflatun-u İlahi’ lakabını takmışlardır. Özellikle Farabi’nin siyaset ve devlet felsefesinde, Şehabettin Sühreverdi el Maktul ve İbnü’l-Arabi gibi mutasavvıfların düşüncelerinin şekillenmesinde Eflatun’un bariz etkileri olmuştur. Aristoteles, hiç kuşku yok ki İslam düşünürlerinin üzerinde en fazla etkisi olan Yunan filozofudur. Onun mantık anlayışı sadece felsefede değil, İslami bilimlerde de etkili olmuştur. Filozofları şiddetle eleştiren Gazali bile Aristo mantığının hayranıdır. Aristo özellikle Meşşai filozoflar üzerinde etkilidir ve bu etki sadece Doğu İslam medeniyetinde değil aynı zamanda Batı İslam medeniyeti olan Endülüs’te de kendini göstermiş ve özellikle İbni Rüşd, Aristo şerhleriyle tanınmıştır. Bu tanınma Avrupa medeniyetinin yeniden biçimlenmesinde de kendini hissettirerek Rönesans’ın filizlenmesinde katkı sağlamıştır.

Aristo etkisinin en fazla görüldüğü filozoflardan biri de İbni Sina’dır. İbni Sina, özellikle ansiklopedik tarzdaki Şifa isimli eserini, Aristo sisteminden etkilenerek hazırlamıştır. Ancak İbni Sina, yeri geldikçe Aristo’ya ciddi eleştiriler getirmiş ve kendine özgü orijinal bir felsefe kurmuştur. İhvan-ı Safa da eklektik felsefelerini oluştururken Yunan filozoflarından faydalanmışlardır.

Yunan filozoflarından önemli ölçüde etkilenen İslam filozofları, güçlü bir felsefe ve buna bağlı olarak da yüksek bir medeniyet oluşturduktan sonra, Avrupa bilim ve düşüncesinde etkili olmuştur. Özellikle İbni Sina ve İbni Rüşd gibi önemli İslam filozoflarının eserleri daha onlar hayattayken tanınmış ve Orta Çağ’da gerilemiş olan Batı felsefesinin yeniden canlanması ve gelişmesinde etkili olmuşlardır. Diyebiliriz ki Rönesans hareketi, İslam filozof ve bilim adamlarının etkisiyle yapılmıştır.