İslam Düşüncesinin Oluşumunda Sokrates Öncesi Felsefenin Yeri

Felsefe tarihi genel olarak İlk Çağ, Orta Çağ, Rönesans, Yeni Çağ ve Çağdaş felsefe olmak üzere beş dönemde değerlendirilmektedir. İlk Çağ felsefesi Thales’le başlayıp Roma İmparatorluğu döneminde Hristiyanlığın resmî din olarak kabul edilmesinden sonra, İmparator Justinianus tarafından Atina’daki felsefe okulunun kapatılmasına kadar devam eden dönemdir.

İlk Çağ Yunan felsefesi genellikle Sokrates öncesi (Presokratik dönem) ve Sokrates sonrası olarak adlandırılan iki bölümde ele alınır. Sokrates öncesi dönemin başlarında daha çok doğa felsefesi yapılmış evren, madde, insan vb. gözleme, deneye ve usa vurmaya dayalı olarak anlaşılmaya çalışılmıştır.

Bu dönemin en önemli problemi, maddenin esasının ne olduğu, yani arche problemidir. Varlık ve oluşun meydana gelmesinde her filozof farklı bir unsur ve etken öngörmüştür. Bu dönemde varlığın meydana geldiği unsur konusunda bazı filozoflar monist bir belirlemeyi tercih ederken diğer bazıları bu konuda pluralist bir yaklaşım içinde olmuştur. Her şeyin temelinde yalnızca suyun, havanın veya ateşin olduğunu savunarak varlık ve oluşu maddi bir temele dayandıran filozofların yanında archeyi apeiron veya logos gibi soyut bir etken olarak düşünen filozoflar da bu dönemin farklı renkleri olarak mevcuttur. Varlığın oluşmasının nedenini ararken bazı filozoflar panteizme, bazıları mistisizme, diğer bazıları da materyalizme ulaşmıştır. Sokrates öncesi felsefenin sonraki dönemlerinde ise insan, kültür, toplum ve devletle ilgili kavramlar sorgulanmaya başlamış, yine gözlem ve usa vurma yöntemleriyle belli sonuçlara ulaşılmıştır.

Bu dönem filozoflarının düşüncelerini çok kısa ele almak gerekirse kendi gözlemlerinden yola çıkan Thales, evrendeki bütün varlıkların ana maddesinin “su” olduğunu ileri sürmüştür. Anaximandros da Thales gibi “arche” problemi üzerinde durmuştur. Bu filozofa göre arche; sonsuz, sınırsız, tanımlanamayan, var olmamış (ezelî), yok olmayacak olan (ebedî) ve ne olduğu tam olarak bilinmeyen bir madde olan "apeiron"dur. Anaximenes’e göre arche, hava, Pythagoras’a göre ise sayıdır. O, bütün varlığın esası olarak bir “1” sayısını kabul etmiş, bir olan varlığın da Tanrı olduğunu ileri sürmüştür. Herakleitos’a göre de değişimin ana ilkesi evrenin ruhu (küllî ruh) anlamına gelen Logos’tur. Parmenides değişime karşı çıkmış, Empedokles dört unsur (anasır-ı erbaa) nazariyesini kabul etmiştir. Anaxagoras sınırsız unsurdan söz ederken Demokritos atom nazariyesini geliştirmiştir. Sofistlerden bazıları doğru, yanlış, iyi, kötü, hakikat gibi kavramları ele almış rölativizme ve individüalizme ulaşmışlardır. Diğer bazı sofistler ise adalet kavramını analiz ederek siyaset felsefesi yapmışlar kuvvet ve sözleşme teorilerini ilk defa olmak üzere ileri sürmüşlerdir.

Bu sonuçlar, felsefenin doğduğu bölgede, daha sonra gelen filozofları ve felsefeleri etkilediği gibi, farklı coğrafya ve farklı medeniyetlerin mensuplarınca üretilen düşünceleri de etkilemiştir. Bu çerçevede İslam felsefesi de bu etkiden nasibini almıştır. Antik Yunan felsefesinin Müslüman düşünürler tarafından tercüme edilmesiyle, İslam dünyasında yeni fikir hareketleri ortaya çıkmaya başlamıştır.

İslam düşüncesinin Antik Yunan düşüncesinden etkilenmiş olabileceği alanlar ontolojik, epistemolojik ve aksiyolojik hususlardır. Detaylandırmak gerekirse bu hususlar panteizm, pan-enteizm, evrim, maddecilik, mantık, rasyonalizm, atomizm, anasır-ı erbaa, sembolizm, septisizm, sözleşme teorisi, ruh vb. alan ve kavramlardır. İlk Çağ Yunan düşüncesinin, İslam felsefesinin oluşumunda pay sahibi olması, oldukça normaldir. Çünkü medeniyetler birbirine katkı sağlayarak gelişmişlerdir.