Çağaş İslam Düşünürleri
İslam dünyasının gerileme ve ilerleyememe sorunu iki asırdır tartışılmaktadır. Bunun bir sonucu olarak “çağdaş” unvanıyla isimlendireceğimiz düşünür ve mütefekkirler ortaya çıkmıştır. Bu bölümde genelde İslam coğrafyasındaki özel de ise Osmanlı coğrafyasındaki bazı düşünürlerin kısa biyografileri, belirgin fikirleri ve bazı eserleri ele alıp kısaca değerlendirilmiştir.
Osmanlı’nın “Yenileşme Dönemi”nde ilim ve fikir adamlarımız ve düşünürlerimiz, Batı Felsefesi'ni ve filozoflarını takip edip, Osmanlı toplumunu bu düşünce akımlarından haberdar etmişlerdir.
Bu düşünürler ve bunların mensup olduğu bu fikir akımları, sadece o dönemi etkilemekle kalmamış, Cumhuriyet Dönemini, hatta günümüzü de etkilemiştir. Bu düşünce akımlarının Türkiye’ye girmelerinden sonra tesirleri sona ermemiş, varlıklarını günümüze kadar çeşitli siyasi ve felsefi platformlarda sürdüre gelmişlerdir.
İslami araştırma, felsefe ve ilimlerde önemli bir seviyeye ulaşan Cemaleddin Efganî Müslümanlar arasında yaygınlık kazandırılmaya çalışılan materyalizm propagandasına karşı koymuş ve eleştirilerde bulunmuştur. Müslümanların, kendilerini yabancı hâkimiyetinden kurtulabilmeleri için, bir tek halife altında birleşmeleri için Batı’daki ilerlemenin teknik açıdan kavranması gereklidir.
Abduh, İslam dünyasının son üç yüzyıldaki fikrî durgunluk, taklitçilik ve monotonluktan kurtuluşunu, akılcılıkla aşmanın mümkün olduğuna inanır. Bununla birlikte o, ahlakta ıslahat için en önemli vasıta olarak dini görür. Abduh, ıslahata dinî kavramlardan başlamak gerektiğini düşünmektedir.
Seyyid, İslam’ın bilimsel araştırmalara karşı olmadığını belirterek, İslam’daki dinî düşüncenin yeni bir sentezini ortaya koyma gayretine girişti. Bu kapsamda İslam’ın Batı bilimleriyle birlikte öğretileceği yeni bir eğitim sisteminin kurulmasını önerdi.
Büyük bir felsefi sistem geliştirememiş olmasına karşı İkbal’in felsefi düşünüşü hem kapsamlı hem de derinliklidir. Şiirlerinde ve felsefi yazılarında sunduğu geniş evrensel dinî bakış, insanlığın tümünü kuşatan bir bakıştır.
Hareket noktası İslam olan Carullah’a göre İslam’ı iyi bilmek, iyi yorumlamak ve iyi yaşamak suretiyle canlanma gerçekleşecektir. Bunun için eğitim üzerinde yoğunlaşan Musa Carullah, hem Rusya’daki hem Osmanlı’daki hem de İslam dünyasındaki eğitim kurumlarını, muhtevalarını, sistemlerini ve programlarını gözden geçirerek eleştiriye tabi tuttu.
Farukî’ye göre, bilginin İslamileştirilmesi modern düşüncenin doğru olan yönlerini, Kur’an-ı Kerim, sünnet ve sahih geleneksel düşüncenin verileri ile birleştirerek şekillendirmek ve bir kalıba dökmektir.
Fazlurrahman, Müslümanların ve bütün insanlığın hayrı için, İslam dünyasının içinde bulunduğu durumdan kurtulmasının ve çağdaşçı bir yaklaşımla İslam’ın yeniden keşfedilmesinin gerekliliğini savunmuştur.
Muhammed Hamidullah, hukuk araştırmacısı kimliğinden kaynaklanan özellikleriyle rasyonel yönü ağır basan, inceleme konusu olarak ele aldığı hususların sebepleri ve bu sebeplerin ortaya çıkardığı sonuçları vurgulamaya yönelik bir yöntem tercih etmiştir.
Ziya Gökalp, Durkheim’in etkisinde kalarak toplumda başlıca iki gerçek görmüş, bu gerçekleri akılcı ve bilimsel bir yöntemle anlatmaya çalışmıştır. Bu
gerçeklerden birisi “hars”, diğeri “medeniyet”, başka bir deyişle, biri “kültür” öteki “uygarlık”tır.
Dr. Abdullah Cevdet’in, hem Doğu’dan hem de Batı’dan tercümeler yapmasını, onun Doğu kültürüyle, Batı teknoloji ve kültürünü uzlaştırıp harmanlama (sentez) isteğinin bir yansıması olarak değerlendirmek mümkündür.
İzmirli’ye göre din ile fen, insanın farklı ihtiyaçlarını karşılamaktadır. Dinin görevi insanın vicdanını, mefkûresini ve emellerini geliştirmektir. Fennin gayesi ise hiçbir müdahaleye bağlı kalmaksızın tabii olaylar ve tabiat kanunları hakkındaki bilgiyi takviye etmektir.
Hamdi Yazır’a göre, İslam dünyası bugün (1923) musibetlerden doğan bir uyanışın heyecanı içindedir. Yalnız burada ilim ve dini, akıl ile hissi karşı karşıya getirmemeli, çatlak medeniyetleri değil, insanlığa kemal vahdeti ile yapışacak ve millî vicdanımızı kökünden kavrayacak mesut bir medeniyeti ideal edinmeliyiz.
Günaltay, İslamlaşma, Türkleşme ve Muasırlaşma cereyanlarını birleştirmede Ziya Gökalp'in fikirlerini benimsemiştir. O, kurtuluş yolu olarak bu üç fikir cereyanını görmüş ve bunlardan biri diğerine feda edildiği takdirde toplumsal gelişmenin ve çağdaş ilerlemenin gerçekleşemeyeceğine inanmıştır.
Batıcı bir kültür ihtilalini gerçekleştirmeyi hedefleyen Cumhuriyet Türkiyesi’nde Hareket Dergisi ile mistik ve ruhçu düşüncenin fikrî ve felsefi temellerini araştırmış, Batı tarzı eğitimden geçmiş aydın Müslüman tipinin oluşumunda önemli bir rol oynamıştır.
Batı Düşüncesi’ni iyi bilen Hilmi Ziya Ülken, İslam ve Batı düşüncesinin bir takım unsurlarıyla yeni sentezlere ulaşabileceğine inanıyordu. Felsefeyi ve
sosyolojiyi iyi bilen din âlimlerinin yetişmesini isteyen Ülken, din adamlarının felsefi, sosyolojik ve psikolojik bilgilerle donanmış olmasını isterdi. Çünkü felsefi bilgilerle donanmamış din adamı, dine ve dinî inançlara karşı yöneltilen hücumları yeteri kadar cevaplandıramaz ve inandırıcı olamazdı.