İslam Düşüncesinin Batı Felsefesine Etkileri
Dünyada mevcut kültür ve medeniyetler, birbirlerinden bağımsız olarak gelişmemiş, birbirlerine etkileri ve katkıları olmuştur. Nasıl ki İlk Çağ Yunan felsefesi, İslam felsefesinin doğuşunda ve gelişmesinde etkili olmuşsa, İslam felsefesi de Orta Çağ’dan itibaren Batı düşüncesi üzerinde etkili olmuştur. Batı dünyasının Rönesans gerçekleştirip Orta Çağ’ın karanlıklarından kurtulmasında İslam dünyasının ve düşünce yapısının önemli etki ve katkıları olmuştur. Dolayısıyla kültürler ve felsefeler arasında doğal olarak etkileşimler olmaktadır. Hatta bu etkileşim kaçınılmazdır. Bilim ve felsefenin devamlılığı için de gereklidir. Bunlar arasında hangi kültür ve medeniyet daha metodik ve uygulamaya yönelik tutuma sahip olmuşsa uygarlık yarışında bayrağı o taşımış ve ipi göğüslemiştir. Geçmişte uzun süre bu bayrak taşıyıcılığı görevini, İslam dünyası ve bu medeniyet içerisinde de Türkler yerine getirmiştir. Asrımızda ise yine uzun bir zamandan bu yana bayrak, Batı uygarlığının elindedir. İnsanlık devam ettiği müddetçe bayrak el değiştirecektir. Ama her zaman bildiklerini pratiğe aktarabilenler ve daha çok çalışanlar insanlık tarihine yön vereceklerdir.
Kilise ve çevresindekilerin Orta Çağ boyunca bu tavrını sürdürmesi, Avrupa’nın karanlık bir dönem geçirmesine neden olmuştur. Buna mukabil Doğu’da sürekli ilerleyen ve gelişen bir İslam medeniyeti dikkatlerden kaçmamış ve Hıristiyan dünyası, gelişen bu medeniyeti yok etmek için yine kilisenin öncülüğünde Müslüman dünyasına savaşlar düzenlemiş ve bu savaşlarına adı da Haçlı Seferleri olarak nitelendirilmiştir. Gerek haçlı seferlerine katılan ileri görüşlü bazı Hıristiyanların gözlemleri, gerek Hıristiyan öğrencilerin Endülüs ve Orta Ddoğu’daki medreselerden aldıkları dersler ve gerekse Müslüman filozof ve bilim adamlarının eserlerinin Latince ve diğer bazı Avrupa dillerine tercüme edilmeleriyle İslam dünyasındaki gelişmeler, peyderpey Avrupa ülkelerinde etkili olmaya ve taklit edilmeye başlanmıştır. Örneğin medreseler hem mimari plan olarak hem müfredat olarak Avrupa’ya aktarılmış ve adına da evrensel bilim yuvası anlamında univercity denilmiştir. Bugünkü üniversitelerin kaynağı medreselerdir. Kurulan bu üniversiteler, Köln, Padua, Bologna ve Oxford şehirlerinde aynı adlarla kurulmuşlardır. Tercüme edilen eserler arasında Kindî’nin “Risale fi Mahiyeti’l-Akl”; Fârâbî’nin “es-Siyasetü’l-Medeniyye”, “Uyûnu’l-Mesâil”; İbni Sinâ’nın “Kitabu’ş-Şifa”, “Necat” ve “Kitabu’n-Nefs”, “el-Kanun fi’t-Tıb”; Ebu Bekir Zekeriyya Razî’nin, “Kitabu’l-Havi fi’t-Tıb”; Gazalî’nin, “Makasıdu’l-Felasife”, “Tehafütü’l-Felasife”; İbni Tufeyl’in, “Hayy b. Yakzan”; İbni Rüşd’ün, “Tehafütü’t-Tehafüt” ve “Faslu’l-Makal” gibi eserleri bulunmaktadır.
Dolayısıyla da etkilenilen filozof ve bilim adamları da eserleri tercüme edilen bu şahsiyetler yanında Birunî, Harezmî, İbni Bacce, Sühreverdi, İbn-i Arabî ve daha birçok filozof ve bilim adamı bulunmaktadır.
Batı dünyasının İslam dünyasını bu kadar yakından takip etmesiyle on ikinci asırdan itibaren Avrupa’da yavaş yavaş kıpırdanmalar olmuş ve giderek artan protesto ve eleştiriler sonunda on beşinci asrın ortalarında, özellikle de İstanbul’un fethinin akabinde İtalya’nın Floransa kentinde yeni bir yapılanma başlamıştır.