İslam Düşüncesi Tarihine Giriş (Kavramları, Sınırları, Oluşumuna Etki Eden İç ve Dış Faktörler)

Düşünce, insana özgü olan düşünme faaliyeti; iç ya da dış uyarılara yanıt olarak gelişen, sözlü ya da yazılı olarak başka öznelere aktarılabilen zihinsel bir üründür. İslam düşüncesi ise öncelikle Kur’an-ı Kerim’i ve sünneti esas alması yanında bazı insani çabalar ve yabancı düşüncelerden yararlanarak İslam dünyasında üretilen felsefi, akli düşüncedir. Bunun yanında felsefe ve hikmet kelimeleri İslam düşünce tarihinde genellikle aynı anlamda kullanılmıştır. İslam filozofları XI. yüzyıldan itibaren felsefe yerine hikmet kelimesini kullanmışlardır.

Köken olarak “felsefe”, Latince "philo" sevgi ve "sophia" bilgi, hikmet kelimelerinden oluşmuştur. Felsefenin de bu iki sözcüğün bileşimi olan "philosophia"dan geldiği bilinir. Aynı sözcük bazen “hikmeti seven” anlamında “filozof" diye de ifade edilir. Felsefe kelimesi Arapça “falsafa” kelimesinden gelmektedir. Daha doğrusu “falsafa” Yunanca “filosofia”nın Arapçaya uydurulmuş şeklidir. “Filosofia” kelimesi sevgi anlamına gelen “filo” ve hikmet anlamına gelen “sofia” dan müteşekkildir. Felsefe kelimesini ilk kullananın Pythagoras olduğunu söyleyenler de vardır.

İslam felsefesi ya da düşüncesi İslam'ın felsefesi değildir. İslam düşüncesi insan tarafından, İslam’ın temel metinleri ile tarihin içinde cereyan eden olay ve olguları anlamlandırılan bir düşüncedir. Yani dinî metinlerin aksine yanlışlığı olabildiği gibi; her zaman geçerliliğini koruyamayabilir. Sorgulamaya, eleştiriye, değişime açıktır. Dogma değildir.

İslam düşüncesinin alanı insanın sahip olduğu ve sahip olmayı başarabileceği bütün alanları içine alır. İslam düşüncesinin doğmasında İslami nassın ilme ve düşünceye vermiş olduğu önemin çok büyük bir etkisi vardır. Özellikle bilgi edinme konusunda İslam’da rasyonel düşünmenin, deney ve gözlemin son derece önemli bir yeri vardır. Nitekim Kur'an'da düşünme etkinliği bağlamına göre; nazar, re'y, tefekkür, tezekkür, tedebbür, itibar ve akıl kelimeleriyle ifade edilmiştir. Bu amaçla Kur’an-ı Kerim’de bu etkinlik ve türevleri yüz elli kadar yerde zikredilmiştir. İnsan aklı etkin işletmeye sevk edilmiştir.

İslam Düşüncesi'nin amacı, Müslümanları ötekileştirmeden, kendilerine özgü olan kimliği belirginleştirerek insan bilincinin İslami temel naslarıyla, bilim ve teknolojiyle farklı yaşam alanlarında, bireysel ya da toplumsal ilişkiye girip anlamlandırma ve uygulama kolaylığı sağlamaktır. İnsanın alemi imar vazifesini belirlemektir.

İslam düşüncesinin doğmasına başta mutlak bilgi otoritesinin (Hz. Peygamber) vefatı olmak üzere, İslam coğrafyasında bulunan medreseler, tercüme hareketleri, diğer milletlerle karşılaşma, İslam coğrafyasının genişlemesi, Akdeniz havzasının coğrafi ve ticari konumu, Orta Doğu'nun kültürel tarihi gibi etkenler tesir etmiştir.

İslam düşüncesi başta temel İslami kaynaklar olmak üzere, Antik Yunan ve Helenistik devir felsefesi, İran kültür ve düşüncesi, Hind kültür ve düşüncesi, Arap kültür ve düşüncesi, Türk kültür ve düşüncesi gibi kaynaklardan beslenmiştir.