İslam Çevre Ahlakının Esasları

İnsanoğlu dünyaya geldiği andan itibaren hayatını çevre içinde devam ettirmeye çalışan bir varlıktır.

Çevre, canlıların yaşamları boyunca ilişkilerini sürdürdükleri ve karşılıklı olarak etkileşim içinde bulundukları biyolojik, fiziksel, sosyal, ekonomik ve kültürel ortamdır. Çevrenin, ekolojik dengenin korunması ve geliştirilmesi ile ahlak ilkeleri arasında sıkı ve önemli bir ilişki vardır.

Çevre ahlakı uygulamalı ahlakın önemli alanlarından biridir. Çevre ahlakı, insanlar ile doğal çevreleri arasındaki ahlaki ilişkilerin sistemli olarak incelenmesidir ve ahlak kurallarının insanların doğal dünya karşısındaki davranışlarını yönettiğini ve yönetmesi gerektiğini varsayar.

İslam ahlak öğretisinde çevre ahlakı, çevre ile ilişkilerimizi ahlaki açıdan ele alıp düzenlemeye çalışan bir ahlak dalıdır.

Çevre ahlakının görevi, insanların hem kendilerinin hem de sonraki kuşakların iyilik ve selameti için doğayı bir “malzeme deposu” olarak görmekten vazgeçmelerini öngören, dolayısıyla doğaya karşı şimdiye kadar gösterilenden farklı bir tavır geliştirmektir.

Çevre ahlakı, 1970'li yıllarda geleneksel antroposantrizme bir tepki olarak felsefenin yeni bir alt disiplini olarak açığa çıktı. İlk olarak, insanın yeryüzündeki diğer türlerin üyelerine olduğu düşünülen ahlaki üstünlüğünü sorguladı. Daha sonra ise, doğal çevrenin ve insan olmayan varlıkların gerçek değerini belirlemek için rasyonel argümanların imkânı araştırıldı.

Doğa-insan ilişkisine bağlı olarak birçok farklı ahlaki yaklaşım ortaya çıkmıştır:

İnsan merkezli yaklaşım çevrenin, insana hizmet için var olduğunu ve insanın doğada bulunan tüm varlıkların sahibi olarak, çevreyi her türlü kullanım hakkına sahip olduğunu savunmaktadır.

Canlı merkezli yaklaşım; bitki ve hayvanların hatta tüm canlıların önemli ve hak sahibi olduğu ve insan ihtiyaç ve taleplerinin karşılanmasının ötesinde kendinden menkul değerlerinin olduğunu savunur. Bu görüşe göre insan, diğer canlılardan üstün olmayıp, onlara karşı saygı duyma sorumluluğu vardır.

Çevre merkezli yaklaşımın temel varsayımı, insanla birlikte canlı ve cansız varlıkları sistem yaklaşımı içinde bütün olarak değerlendirmesi, diğer varlıkları insanlara olan faydasına göre değil, varoluşları nedeniyle ahlaki değere layık görmesidir. İnsan birtakım özellikleri (akıl, vicdan, öznellik vs.) dolayısıyla diğer çevre unsurlarından ayrılsa da ekosistemin bir parçasıdır.

İslam ahlakı ve özelde çevre ahlakı, onun âlem ve insan telakkisinden bağımsız düşünülemez. İnsanın Allah’a kulluk yükümlülüğü, kozmosla ilişkilerini de kapsayıcı ve onları belirleyici olduğundan mümin, çevreyle ilişkisini Allah’a karşı sorumluluğu çerçevesinde görmek ve bu ilişkilerini ihsan bilinciyle gerçekleştirmekle yükümlüdür.

İslam çevre ahlakının temel kaynakları Kur’an ve Hz. Muhammed’in sünnetidir. Kur’an, “iyi” ve “kötü” yani ahlaki değerlendirmeler hakkında bize oldukça önemli bilgiler vermektedir. Bu bilgiler, sadece insan-insan ve insantoplum ilişkisini değil, aynı zamanda insan-doğa ve evren ilişkisini de kapsamaktadır. Hz. Peygamber’in yaşayışına, öğretilerine ve tavsiyelerine baktığımız zaman, yaşadığı dönemden günümüze kadar çevre bilincinin ve Kur’an’ın çevre ahlakının Müslüman toplumlarda oluşumu ve gelişimi açısından çok önemli bir rol üstlendiğini görmekteyiz.

Ülkemizde İslam çevre ahlakının esasları ile ilgili yapılmış en kapsamlı çalışma olarak Prof. Dr. Cafer Sadık Yaran’ın Ahlak ve Etik (2010) adlı eserinde yer alan “İslam Çevre Etiğinin 4 Kuramı ve 8 İlkesi” başlıklı bölümünü ve Prof. Dr. Huriye Martı’nın Hadisler Ekseninde Çevre Ahlakı (2013) adlı çalışmasını zikredebiliriz.

Cafer Sadık Yaran, İslam çevre ahlakını Kur’an’dan hareketle 4 ana kuram (yararlılık, sorumluluk, erdemlilik ve bilgelik) ve her bir kuramla bağlantılı ikişer ilkeden oluşan toplam 8 temel ilke üzerine inşa etmektedir.

Prof. Dr. Huriye Martı ise yapmış olduğu Hadisler Ekseninde Çevre Ahlakı (2013) adlı çalışmada İslam çevre ahlak esaslarını altı maddede (tevhit, sorumluluk, halife olduğunu hatırlamak, emanet bilinci taşımak, çevreye karşı muhabbet ve merhamet beslemek, çevreye hikmet ve ibret nazarıyla bakmak) ele almıştır.