İş Sağlığı ve Güvenliği Kavram ve Kurallarının Gelişimi

İş yerinde çalışma koşullarını düzenlemek üzere geliştirilmiş düzenlemeler, iş sağlığı ve güvenliği hareketinin başlangıcı olmakla beraber, bugünkü anlamda iş sağlığı ve güvenliği teknik bilim dalının oluşumuna zemin hazırlamıştır.

Tıbbi, teknik, ekonomik, sosyal ve hukuki yönleri olan iş sağlığı ve güvenliği, işçilerin iş kazaları ve meslek hastalıklarına karşı korunmalarının sağlanması şeklinde tanımlanır.

Meslek hastalığı , işin niteliğine göre tekrarlanan bir sebeple veya işin yürütüm şartları yüzünden uğranılan geçici veya sürekli hastalık, sakatlık veya psikolojilerinin bozulması olarak tanımlanır .

İş sağlığı ve güvenliğinin amacı; çalışanları korumak, üretim güvenliğini sağlamak ve iş yeri güvenliğini sağlamak olarak üç grupta toplanmaktadır.

Sanayi Devrimi Öncesi Dönem'de birçok bilim insanı bugün bile geçerli sayılabilecek, çalışanların sağlık ve güvenliğine yönelik öneriler ileri sürmüşlerdir. Bunlardan ünlü tarihçi Heredot ilk kez çalışanların verimli olabilmesi için yüksek enerjili besinlerle beslenmeleri gerektiğini, Hipokrat ilk kez kurşunun zararlı etkilerini, kurşun koliğini tanımlamış, hâlsizlik, kabızlık, felçler ve görme bozuklukları gibi belirtileri saptamış ve bulguların kurşun ile ilişkisini açık bir biçimde ortaya koymuştur.

Sanayi Devrimi sonrası çalışma hayatındaki değişimlerin getirdiği sorunlar giderek daha çok toplumsal huzursuzluklara yol açmıştır. Uzun çalışma süreleri, düşük ücretler, sağlıksız ve güvensiz çalışma koşulları, çok sayıda çocuk ve kadının ağır işlerde çalıştırılmaları toplumda tepkiler oluşmasına neden olmuştur.

Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) iş sağlığı ve güvenliği yönünden önemli çalışmalar gerçekleştirmiştir. Ülkemizin de üyesi bulunduğu Uluslararası Çalışma Örgütünün kimyasal maddeler için saptadığı "işyerlerindeki maruz kalma değerleri" ve iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili alınan kararlar ve oluşturulan "uluslararası sözleşmeler" bu konudaki sorunların çözümüne katkılar sağlamıştır.

Türkiye’de iş sağlığı ve güvenliği çalışmaları, Cumhuriyet Öncesi Dönem ve Cumhuriyet Dönemi olmak üzere iki kısımda ele alınmıştır. Osmanlı İmparatorlu'ğunda dinî esaslara göre yönetilen meslek örgütü olan esnaf zaviyeleri bulunmaktadır.Daha sonra Avrupa'da meslek örgütü olan loncalar Osmanlı İmparatorluğunda da yerini almıştır.Cumhuriyet öncesi dönemde Dilaver Paşa Nizamnamesi ve Maaddin Nizamanmesi çıkarılmıştır. Cumhuriyet Dönemi’nde ise Hafta Tatili Yasası, Borçlar Yasası ve İş Yasası gibi çalışmalarla günümüze gelinmiştir.

Yakın tarihte ise 1475 sayılı yasa, 4857 sayılı İş Yasası iş sağlığı ve güvenliği adına yeni düzenlemeler getirmiştir.

6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, 2012 tarihinde yürürlüğe girerek, iş sağlığı ve güvenliği konusunun önemli alan olduğuna dikkat çekerek bu kanunla birlikte yeni düzenlemeler getirilmiştir. Bu kanun; iş yerlerini yapılan işlere göre tehlike sınıfına ayırarak önleyici bir yaklaşımı gözetmektedir.

6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanu'nda yer alan hususlardan bazı maddeleri: Bütün iş yerlerinde iş güvenliği uzmanı ve iş yeri hekimi bulunacak, işverenler ortak sağlık güvenlik birimlerinden hizmet alabileceklerdir. İş kazalarını ve meslek hastalıklarını önlemek için iş yerlerinde risk değerlendirmesi yapılacak ve çalışanlar belirli aralıklarla sağlık gözetimlerinden geçirilecektir. Elli ve daha fazla çalışanı bulunan iş yerlerinde iş sağlığı ve güvenliği kurulları kurulacak, tüm çalışanlara çalışma hayatlarına ait hak ve sorumlulukları bildirilecek ve çalışan tehlikeli işlerde çalışmaktan kaçınma hakkına sahip olacaktır. İş yerlerinde acil durum planları hazırlanacaktır .