Batı Orta Çağ Dönemi
Düşünce tarihinde M. S. III yüzyılla XIII. yüzyıl arasında kalan kesite Orta Çağ denilir. Orta Çağ dönemi üzerinde birbirinden farklı yorumların yapıldığı bir dönemdir. Orta Çağ'da dinin filozofların düşünceleri üzerinde önemli ve belirleyici bir etkisi vardır. Orta Çağ'da filozof, imanın verilerini temele almış, bu verileri anlamlandırmak, açıklıkla ifade etmek için aklın ya da Yunan felsefesinin araçlarından faydalanmıştır. Kısacası Orta Çağ’daki köklü felsefi düşüncenin temel karakteristiği Hristiyanlıktır. Orta Çağ’da yapılan şey, felsefeden ziyade teolojidir.
Hristiyanlığın dogmalarından, inançla ilgili olan ana prensipler üç noktada toplanır:
- İlk Günah
- Cisimleşme
- Teslis
Aziz Augustinus’a göre insan başlangıçta özgür iradeli olarak yaratılmıştır. Daha sonra insan gururu yüzünden Tanrı’nın iradesine başkaldırmış, aynı onun gibi olmak isteği duymuştur. İşte Augustinus’a göre ilk günahın kaynağı bu başkaldırıştır.
John Scotus Erigena’ya göre insan düşmeden önceki durumda sabır gösterseydi, tanrısal yetkinliğe ulaşırdı. Sabır göstermedi. İnsan kendisinin amaç ve kuralı olan Tanrı’ya döneceği yerde kendi kendine döndü.
Aziz Anselmus’a göre de insan Tanrı’ya karşı suç işlemiştir. Bu noktada Anselmus’a göre Tanrı’nın kendisi insanın yerine bu kefareti ödeyecek, yani insan olmasıyla insanı kurtaracaktır.
Öte yandan önemli açılımlar sağlamış Orta Çağ döneminin farklı bir Hristiyan filozofu olan Petrus Abelardus insanı kendini bilmeye, ne olduğunu tanımaya, vicdanını araştırıp kendini bulmaya çağırmaktadır.
Yine Orta Çağ'ın önemli filozoflarından Aguinalı Thomas da mutlulukçu bir etik görüşü geliştirir. Kusursuzluk ve mutluluk yaratılmış bir şeyde bulunmaz. Fakat sadece Tanrı’da bulunabilir.
Orta Çağ'da kilise, Orta Çağ'ın ikinci yarısında bir kurum hâline dönüşen ve Orta Çağ Avrupası’nda hemen hemen her konuda belirleyici roller oynayan, Hristiyanların kutsal mabedidir. Kilise kelimesi, Yunanca ‘Toplantı’ anlamı taşıyan ‘Eklesia’ sözcüğünden gelmektedir.
Bir örgüt olarak da nitelendirilebilecek olan kilisede öğretmenler, din büyükleri, piskoposlar ve başkanlar gibi farklı statüler bulunmaktadır. Kilise örgütünün kademelerinde yaşam tarzı, iktidar ve itibar açılarından sonsuz çeşitlilikte insanlar yer alır. Hepsinin üstünde ise Papa yer almaktadır.
Toplumsal hayatın öznesi bireyler Orta Çağ’da kilisenin ve devletin çizdiği sınırlar içerisinde hayatlarını devam ettiriyorlardı. Kilise ve devlet arasındaki çıkar çatışmalarından en çok etkilenen yine bireyler olmuştur. Bu iki unsur arasında etki açısından bir sıralama yapıldığında elbette ki ilk sırayı kilise alacaktır. Çünkü kilise Tanrı’nın yeryüzündeki temsilcisi ve emirlerinin uygulayıcısı, uygulatıcısıdır. Yapılması gerekenler yerine getirilmediğinde cezayı veren ve tatbik eden de yine kilisedir.
Orta Çağ'da halk genel olarak, saray mensupları, ruhban kesim, laikler, tarım ve ticaretle uğraşan insanlar ve Batı Roma İmparatorluğu’nun yıkılmasından sonra bölgelerine çekilerek kendi koruma sistemlerini geliştiren senyörlerin, bu koruma sisteminin temel taşı olarak yetiştirdikleri şövalyeler şeklinde gruplanmaktaydı.
Orta Çağ'da ekonomik hayat incelendiğinde, Orta Çağ'ın ilk dönemlerinde ekonomi tarıma dayanmaktadır ve bu durum uzun süre varlığını sürdürecektir. Tarım çok ilkel tekniklerle yapılmaktadır. Köylünün durumu ise iyi değildir. Oldukça rahatsız evlerde yetersiz eşyalarla yaşamakta ve kaba saba giyinmektedirler.
Hristiyan siyaset düşüncesinde dini ve dünyevi iktidarın kaynağı Tanrı’dır. İnsanların tümü bu iktidara itaat etmelidir. Bu temel paradigmanın en önemli sonucu ise güçlü bir kilisedir. Kilise, Batı Orta Çağı'nın en güçlü iktidar örgütlenmesidir.
Hristiyan Orta Çağı’ndaki en temel tartışmalardan biri dini ve dünyevi iktidarın kimin elinde olduğuyla ilgilidir. Dini ve dünyevi iktidar iki kılıçla simgelenir. Hristiyan teologlar, genel olarak, kilisenin her iki kılıca da sahip olduğunu savunurlar. Dünyevi iktidarı temsil eden kılıç, hükümdarın eliyle kullanılır. Böylece hükümdar, kilisenin yapmasına gerek olmayan işleri yerine getiren bir temsilci gibidir. Tanrı’nın ve kilisenin buyruklarına uymayan bir hükümdarın iktidarı ise meşru değildir.
Aziz Augustinus açısından herkesin herkesle uğraşması devlet denilen kurumun doğmasına neden olmuştur. Hep silaha dayanan dünya devletleri birer iktidar ve hâkimiyet aracıdırlar. Böylece dünya devletleri kötüden yana olmaktadırlar. Çünkü Augustinus’a göre iktidar kötünün ta kendisidir.
Diğer yandan Auginolu Thomas’ın devlet felsefesi, Aristoteles’in ve Augustinus’un düşüncelerinden oluşan bir karmadır. Thomas, en iyi yönetim biçimi olarak monarşiyi kabul emektedir.