Felsefe, İnsan ve Toplum

Felsefe, insan ve toplum biribirinden ayrı sorgulanamaz üç kavramdır.

Bu üç kavram varlığını insanların varlığına borçludur.

Felsefe, var olanın bir parçasını değil, bütününü, bütünlüğü içinde nesne edinen teorik (düşünsel) bir etkinliktir.

Felsefe, insan, toplum, adalet gibi gündelik hayatı doğrudan ilgilendiren konular dâhil olmak üzere, var olan her şeyin ilk ilke ve nedenlerini araştıran insana özgü teorik bir disiplindir.

Felsefi düşünme veya sorgulama, öncelikle neliğe ilişkindir ve sorgulama konusu yapılan şeyin benzerleri arasındaki ayırt edici özelliğini ortaya koymaya yönelik bir düşünme biçimidir.

İnsan, bütün insanların paylaştığı özellikleri temsil eden bir kavramdır.

Tür olarak insanın neliği, insanların yapıp etmelerinden ve başarılarından hareketle ortaya konulmalıdır.

İnsan, sadece akıl sahibi değil, aynı zamanda erdemleri hayata geçirebilen; siyaset, hukuk, bilim, sanat, felsefe gibi insansal etkinliklerin yaratıcısı olan, doğal, tarihsel bir varlıktır.

İnsanın, verilmiş, değişmez, sabit bir doğası veya özü yoktur.

İnsan, ayırt edici özelliğini, insanlaşmasını toplumsal yaşama borçlu olan bir varlıktır.

Toplum, şu diye gösterebileceğimiz belirli bir özne, bir insan, bir grup ya da bireylerin basit bir toplamı değildir.

Toplum, insanlar arası ilişkilerle ve bu ilişkileri düzenleyen yapılarla bağlantılı bir kavramdır.

Toplum türleri, öncelikle, kendilerini oluşturan insanların, insan, değer ve amaç anlayışlarına göre farklılaşır ve bu açılardan incelenmelidir.

Toplumları yapıları ve amaçları bakımından öncelikle hayvansal toplum ve insansal veya siyasal toplum olmak üzere iki gruba ayırmalıyız.

İnsansal veya siyasal toplumun kuruluş amacı, insanların erdemli bir yaşam sürdürebilmeleri ve kendilerini gerçekleştirerek insanlaşabilmeleridir. Bu amaç toplumsal ilişkileri, yapı ve kurumları belirler.

Sadece toplum veya hayvansal toplum, güvenlik, yarar, zenginlik gibi ikincil amaçlarla kurulan toplumdur.

Toplum, kuruluş amacına göre bir baskı aracı da olabilir, insanlaşmanın olanağının koşulu da olabilir.

İnsanlar toplumsal koşulları, toplumsal koşullar da insanları biçimlendirir.

Egemen insan ve değer görüşü değiştiğinde, toplum, toplumsal olan her şey de değişir, değişmeye mahkumdur. Çünkü toplum, bütün gücüne rağmen, ancak insanların şu ya da bu şekilde yarattığı, düzenlediği bir toplu yaşam şekli, insanlar arası ilişkilerin bir düzenlenme biçimi olarak var olabilir.

İnsanlar arası ilişkiler, etik ilişkiler ve toplumsal ilişkiler olmak üzere iki ana gruba ayrılır.

Etik ilişkiler bir kişinin diğer insanlara yönelik eylemlerinde yaşayarak var ettiği ilişki türüdür. toplumsal ilişkiler ise bir insan tekinin bir grubun üyesi olarak isteyerek ya da istemeyerek girdiği veya kurduğu, yurttaş-devlet, karı-koca, öğretmen-öğrenci, yöneten- yönetilen türü ilişkilerdir.

İnsanlar arası ilişkilerin yalnızca bir türünü oluşturan toplumsal ilişkilerin taşıyıcısı her zaman tek tek insanlardır.

Her toplumsal ilişki en az iki insan arasındaki ilişkidir.

Toplumsal değişimlerde sanılanın aksine asıl değişen şey, genellikle insanlar arası ilişkiler değil, bu ilişkilerin kurulma biçimleridir.