Karahanlılar II
Kut anlayışının hakim olduğu Karahanlılar'da devlet yönetiminin başında hakan bulunurdu. Hakanlar kara, arslan, togan, kadır vs. gibi sıfatları da kullabiliyorlardı. Hükümdarlık alametleri saray, otağ, taç, bayrak, çetr, tuğ, nevbet ve hil'at idi. Hakanın görevleri halkın refahını sağlamak, töreyi hâkim kılmak, fetihler yapmak ve yolların güvenliğini sağlamaktı. Ülkenin doğu kısmında hakan, batı kısmında ise hakana bağlı hanedan üyelerinden biri idarenin başında yer alırdı.Katun unvanlı hakanın eşi, sarayda hakandan sonra en yetkin kişiydi.
Karşı denilen ve devletin yönetildiği, hakanın ailesiyle yaşadığı sarayın başında Ulu hâcib bulunurdu. Onun ve emrindeki hâciblerin görevleri hakan-hükümet ve hakan-halk temasını sağlamak, Mezalim günlerinde kişileri huzura çıkarmak, elçi ağırlamak ve sarayda teşrifatı sağlamaktı.
Ulu hâcibden sonra gelen kapucubaşının görevi saraya adam bulmak, saraydaki görevlilerin tayin ve terfilerine bakmak ve saray işlerini yürütmekti. Kapucubaşı saraydaki alt memuriyetlerin başıydı. Emîr-i candâr, emrindeki candârlarla birlikte sarayda hakan ve diğer saray görevlilerini korurdu. Silahdâr, sarayda bulunan silahhaneden sorumlu olup hakanın silahlarını ve diğer silahları temin etmek ve muhafaza etmekle mükellefti. Alemdâr, hakanın sancak ve bayraklarını taşır ve muhafaza ederdi.Sarayda sofraya nezaret eden, sofranın sunumu ve temizliği gibi işlere bakan görevli aşbaşçı idi. Sofraların meşrubatına ise içkicibaşı bakardı. Saray ahırından sorumlu olan görevli ilbaşı idi. Camedârlar ise saray terzihanesine nezaret eder, hakanın elbiselerinin dikimini ve muhafazasını sağlardı.
Merkez teşkilatının başı olan yuğruş, hakan adına devlet işlerini yürütürdü. Ülke düzenini sağlamak, hazineyi güçlü tutmak ve sınırları genişletmek gibi görevleri vardı. Yuğruştan sonra boy beyleri gelirdi.
Dîvân-ı Âlî'de devlet işleri görüşülür ve kararlar alınırdı. Dîvân-ı Tuğrâ ve İnşâ ise devletin iç ve dış yazışmalarının yapıldığı divandı. Hazine ve maliyeden sorumlu hazinedâra agıçı, gelir-gider uzmanına ımga denirdi.
Adalet işlerini kadılar, mezalim mahkemeleri ve kazaskerler yürütürdü.Eyaletlerde idarenin başında valiler bulunurdu. Taşrada adalet konularına kadılar bakardı.
Mali işlere Doğu Karahanlılar'da ımgalar, Batı Karahanlılar'da ise âmiller bakardı.
Şehirlerde halkın seçtiği reisler ve belediye işlerine bakan muhtesipler bulunurdu. Şehir ve kasabalardaki mustahfızlar asayişi sağlarlardı. Resmî haberleşmeyi eşkinci denilen postacılar sağlardı. Köyler ve obalarda boy, oba ve oymak beylerinin yanı sıra tudun ve çoban gibi görevliler de mevcuttu.
Ordu-millet anlayışını benimseyen Karahanlılar'da ordu 4 kısımdan oluşurdu. İlki saray muhafızları olup yatgaklar gece nöbetine, turgaklar ise gündüz nöbetine bakarlardı. Her iki unsur da duruma göre sübaşı veya kapucubaşının komutasında yer alırdı. Yürüyüş alayını sübaşı düzenlerdi. Hakanın şahsına bağlı gulâmlar da saray muhafızlarındandı. Ordunun ikinci kısmını Hassa ordusu oluştururdu. Hakanın şahsına bağlı ücretli askerlerden oluşan bu ordu, devşirme sistemiyle alınan askerlerden müteşekkildi. Ordunun üçüncü kısmını hanedan mensupları, valiler ve diğer devlet erkanının kuvvetleri oluştururdu. Bu ordular savaş zamanlarında büyük orduya katılırlardı. Ordunun dördüncü kısmını ise devlete bağlı Karluk, Çiğil, Uğrak gibi Türk topluluklarının birlikleri oluştururdu.
Karahanlı ordusu savaş nizamında beşli sistemi tatbik ederdi. Dil yakalamaya önem verilirdi. Ordunun disiplininden çavuş sorumluydu. Onlu sistemi devam ettiren Karahanlı ordusunun en küçük askerî birliği otak idi.
Karahanlılar'da iktisadî hayatın temelini tarım, ticaret, hayvancılık, avcılık ve madencilik oluştururdu. İpek yolu hakimiyetinden ötürü de ticarî hayat oldukça canlıydı.
Karahanlı halkına budun denirdi. Boyların birleşmesiyle oluşan budunun uluları, ternek adlı yerlerde budunun işlerini görüşürlerdi. Oba ve oymaklar akraba ailelerden oluşurdu. Sosyal yapının temeli aile olup köle, cariye ve dadılar da aile yaşamının parçalarıydı. Toplumun en üst tabakasında boy beyleri vardı. Onları yafgular ve tüksinler takip ederdi. Halktan olup yaşlı ve tecrübeli ökeler, hakana danışmalık hizmetinde bulunabilirlerdi. Sosyal hayatta yaylak ve kışlak hayatına önem verilirdi. Kend ve uluş tabirleri hem şehir hem de köy anlamındaydı. Bucak ve kasaba için buçgak, kale ve şehirler için de yine balık ifadeleri kullanılırdı.
1066 yılında Semerkand'da yapılan Tamgaç Han İbrahim medresesi, Ortaçağ İslâm dünyasının ilk modern medresesi olmuştur. Aynı hakan zamanında Semerkand'da ihtiyaç sahipleri için yapılan Daru'l-Merzâ (hastahane)'nın yanı sıra daha önce yapılmış olan Nimek Bimaristan'ı denilen hastahanenin varlığı da bilinmektedir. Hem hakanlardan hem de hakan çocuklarından ilim tahsil edenleri vardı. Karahanlılar döneminde çoğu günümüze dek ulaşan kültür, dil, edebiyat, tarih ve din konulu eserler vücuda getirilmiştir. Bunlar içerisinde Kutadgu Bilig, Dîvân-ı Lugâti't-Türk, Atebetü'l-Hakayık ve Dîvân-ı Hikmet Türk-İslam medeniyetinin başyapıtları mahiyetindedir.
Karahanlılar'da imar faaliyetlerinin finansmanı vakıflardı. Bu yolla birçok yapı inşa edilmiştir. Tamgaç Han İbrahim zamanında yapılan medrese ve hastahanenin yanı sıra Kercemîn adlı saray yaptırılmıştır. Buhara'da 1095'te Ahmed Han b. Hızır, 1125'te Şemsü'l-Mülk Nasr Han saray yaptırmışlardır. Yine Nasr Han zamanında biri Ribat-ı Melik olmak üzere iki ribat yapılmıştır. Nasr Han, Şemsâbâd sarayının temelini atmış, Buhara yakınlarında da bir merkez cami inşa ettirmiştir. Arslan Han Muhammed, Kalyan Cami ve minaresini yeniden inşa ettirmiştir.Onun zamanında köprü ve ribat yaptırılmış, Beykend yeniden imar edilmiş ve burada bir de saray inşa edilmiştir. Karahanlı mimarisinde pişmiş tuğla daha çok kullanılmış, süsleme sanatında da ahşap malzemeler çokca tercih edilmiştir.
Karahanlı ülkesi ehlisünnetin hâkim olduğu bir yer haline gelmişti. Karahanlılar itikatta ehlisünnet, amelî ve hukukî açıdan Hanefi mezhebine mensuplardı. Tasavvuf oldukça gelişmişti. Böyle bir ortamda Karahanlı topraklarından çıkan Ahmed Yesevî, tasavvufun gelişmesini sağlamış, Yesevîllik tarikatı ise Müslüman olan Oğuzlar vasıtasıyla Horasan, Anadolu ve Balkanlar'a kadar yayılmıştır.