Büyük Selçuklu Devleti

Selçuklu hanedanı Oğuzlar içerisinden çıkmış bir Türk-İslam hanedanıdır. X. asrın sonlarında İslamiyet'i kabul eden Selçuklu hanedanı, ismini Oğuz Yabgu Devleti içerisinde sü-başılık (ordu komutanı) görevinde bulunan Dukak Bey'in oğlu Selçuk Bey'den almıştır. Büyük selçuklu Devleti'nin asıl kurucuları ise Selçuk Bey'in torunları Tuğrul ve Çağrı beylerdir.

1034-1035 yıllarında Maveraünnehir bölgesinde Karahanlılar karşısında tutunamayıp Horasan bölgesine geçen Tuğrul ve Çağrı beyler; yanlarında amcaları Musa Yabgu ile Kınık boyununun ileri gelenleri de olmak üzere Gazneliler'e karşı önemli mücadeleler vermişlerdir. Bu mücadelerde (Nesa savaşı: 1035, Serahs Savaşı: 1038, Dandanakan savaşı: 1040) Gazneliler karşısında başarılı olan Selçuklular, Horasan'ın en önemli merkezlerinden birisi olan Nişabur payitaht olmak üzere Büyük Selçuklu Devleti'ni kurmuşlardır (1040).

Devletlerini kurduktan sonra fetih hareketlerini özellikle güney ve batı yönlerinde yoğunlaştıran Selçuklular; kısa bir zaman zarfında Horasan'ı neredeyse tamamıyla hakimiyetleri altına almışlardır. Bunun yanı sıra İran, Irak, Azerbaycan gibi yerlerin de neredeyse tamamını egemenlikleri altına alan Selçuklular, Sünnî İslam dünyasının bayraktarlığını ellerine almış ve İslam dünyasının siyasî ve askerî gücü haline gelmişlerdir.

İslam dünyasının siyasî ve askerî liderliğini eline alan Selçuklular, bilhassa Sünnî İslam dünyasını içerdeki ve dışardaki tehditlere karşı muhafaza etmek maksadıyla önemli adımlar atmışlardır. Bu tehditlerden birinci kısmı, özellikle İslamiyet'in ve İslami unsurların batıda yayılmasına engel teşkil eden gayr-i müslimler oluşturmuştur. İkinci kısmı ise yine Müslümanlar içerisinde ayrılıkçı faaliyetler yürüten ve İslam dünyası içerisindeki bütünlüğün sağlanmasına fırsat vermeyen Şiî unsurlar ile onların da desteğini alan Bâtınîler oluşturmuştur.

Sünnî İslam dünyasının batıda yayılmasına engel teşkil eden unsurlara; X. ve XI. asırda hâlen daha Anadolu'yu elinde bulunduran Doğu Roma İmparatorluğu ile bu imparatorluğun doğu hudutlarına İslam dünyasına karşı koruyan Gürcüler ve Ermeniler örnek verilebilir. Özellikle Kuzey-doğu Anadolu ve Kafkasya bölgesinde İslam dünyasına karşı hareket eden Gürcüler ve Ermenilerin adı geçen bölgelerde zaman zaman müstakil krallıklar kurdukları da görülür. Ancak Selçuklular; bilhassa Sultan Tuğrul (1040-1063), Sultan Alp Arslan (1063-1072) ve Sultan Melikşah (1072- 1092) zamanlarındaki askerî seferlerle bu bölgeleri kontrol altına almış ve bölgede İslam dünyası üzerinde oluşturulan baskıyı kırmışlardır. Yine bu seferler neticesinde söz konusu bölgeleri kendi hakimiyeti altına alan Selçuklular, doğrudan Doğu Roma İmparatorluğu ile karşı karşıya kaldığı Pasinler savaşı (1048) ve Malazgirt Meydan Muharebesi'nde de (1071) başarı sağlayarak bu imparatorluğun Anadolu'daki gücünü büyük oranda yok etmiştir. Bu ise Müslüman Türk unsurların Anadolu'da yerleşmesine, burada Artuklular, Danişmendliler ve Mengücekliler gibi çeşitli beylikler kurmasına ve nihayetinde yine aynı bölgede ve daha batısında İslamiyet'in yayılmasına fırsat vermiştir.

İslam dünyası içerisinde ayrılıkçı faaliyetler yürüten ve bu nedenle Sünnî İslam dünyası karşısında bulunan unsurlara ise Mısır merkezli olarak kurulmuş olan Şiî Fâtımî Devleti, İran ve Irak'ta varlık gösterip Sünnî İslam dünyasının dini lideri konumundaki Abbasileri baskı altında tutmuş olan Büveyhîler ile yine Şîi Fatımiler tarafından desteklenen Bâtınîler örnek gösterilebiliri. Selçuklular Sultan Tuğrul Bey (1040-1063) döneminden başlamak üzere bu tür unsurlarla mücadele etmeye başlamışlardır. Bu mücadeler sonrasında Büveyhilerin hakimiyetine son verilmiş (1055), Fâtımiler sürekli baskı altında tutulmuştur. Sultan Alp Arslan ve Melikşah dönemlerinde de bu mücadeleler devam etmiştir. Bu dönemlerde de özellikle Fâtımilerin Suriye bölgesindeki toprakları ellerine geçiren Selçuklular; Melikşah döneminden başlamak üzere Bâtınî faaliyetleri ile de uğraşmaya başlamışlardır.

Selçuklular dışarıda Fâtımîleri genel olarak askerî harekatlarla kontrol altına lamaya çalışmışlardır. Ülke içerisinde yayılan Bâtınîliğe karşı da içerideki askerî harekatlarla darbeler indiren Selçuklular, söz konusu unsurlara karşı fikri alanda da mücadele vermişlerdir. Fikri alandaki mücadelede başarı sağlamak ve ülke içerisindeki ayrılıkçı unsurlara son vermek isteyen Selçuklular, bu maksatla özellikle ülke içerisindeki en önemli eğitim kurumları olan medreselerin sayısını ve burada yetişen ilim adamı sayısını arttırmaya yönelmişlerdir. Bunun yanı sıra ülkede Müslümanların ibadetlerini yerine getirebilmeleri için birçok cami inşa eden Selçuklular, bu camiler vasıtasıyla ayrılıkçı faaliyetlerin önüne geçmeyi de hadeflemişlerdir. Aynı zamanda Müslümanların ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik inşa edilen bu kurumlar vasıtasıyla ayrılıkçı fikirlere ve bu fikirleri savunan unsurların İslam dünyasını bölmeye yönelik propagandalarına büyük oranda engel olunmuştur.

İslam dünyasının siyasî ve askerî gücünü meydana getiren Büyük Selçuklu Devleti, özellikle Sultan Berkyaruk döneminde (1092-1104) meydana gelen taht kavgaları yüzünden büyük güç kaybetmiştir. Sultan Sencer döneminde (1118-1157) gücünü tekrar toplayan Selçuklular, bu dönemin sonlarında doğuda gücünü arttırmaya başlayan Karahıtaylar ile karşı karşıya kaldığı Katavan savaşında (1141) yenilgiye uğramış ve güç kaybetmeye başlamış, nihayetinde devlet adamlarının yanlış politkaları yüzünden isyan eden Oğuzlar tarafından yıkılmışlardır (1157).