Radyonun Tarihi ve Toplumsal Yansımaları

Kitle İletişim Aracı Olarak Radyo

Radyonun bir kitle iletişim aracı olarak tanımını yapmadan önce kelime anlamına ve kökenine bakıldığında Latincede ışınlanma anlamına gelen “radius” ve Yunanca’da ses anlamına gelen “fone” kelimelerinin kısaltılmış hâli olarak ortaya çıktığı görülmektedir. Ses veya müzik gibi iletilerin bir araya gelmesiyle ortaya çıkan bir araç olarak radyo, elektrik ve elektromanyetik alanda yapılan bilimsel ve teknik gelişmelerin bir ürünü olarak var olmuştur.

Küresel çapta 1920’li yıllarda başlayan “radyo yayını” kelimesinin sözcük anlamı ise elektromanyetik dalgalar (Hertz dalgaları) üzerinden, bir olayın veya bir iletinin, söz ve müzik kullanılarak topluma aktarılmasıdır.

Radyo teknik bir araç olarak bulunduğu dönemde telefon, telsiz ve telgraf gibi diğer teknolojik icatlar arasında daha samimi bir iletişim ortamı sunduğu için en popüler araç olarak varlığını günümüze kadar sürdürmüştür. Bu özelliği radyoya daha kapsamlı bir kitleye hitap etme olanağı sunmaktadır. Bunun yanı sıra radyonun toplumu bilgilendirme, eğlence, kültür ve eğitsel programlar gibi içeriklere sahip oluşu ve toplumun gereksinimlerine yönelik yayınlar yapması onu daha popüler bir araç haline getirmiştir.

Dünyada Radyonun Gelişimi

Dünyada ilk radyo telsizi yayıncılığının başlangıcı 1920’lere dayanmakla birlikte, teknik bir icat olarak radyo tekniğinin icadı ve geliştirilmesi 1800’lü yıllarda gündeme gelmiştir. Literatürde radyo tekniğinin ve yayıncılığının geliştirilmesinde bir çok farklı isim geçse de, aralarında dört temel isim buluş ve deneyleriyle bu alana öncülük etmektedir. Ortaya atılan teoriler ve buluşlar neticesinde bu dört isim sırasıyla; James Clerk Maxwell, Heinrich Hertz, Guglielmo Marconi ve Lee de Forest olarak karşımıza çıkmaktadır.

Ortaya çıkarılan ve geliştirilen buluşların ardından, elektromanyetik dalgalar aracılığıyla sesin karşı tarafa aktarılmasını ilk gerçekleştiren isim İtalyan fizikçi Guglielmo Marconi olmuştur.

Radyonun gelişmesindeki önemli isimlerden bir diğeri Lee De Forest olmuştur. Forest'in 1907 yılında boşluk tüpünü bularak, radyo yayıncılığı üzerine yapılan çalışmalara teknik bir yenilik kazandırmıştır. Forest, deneyini ilk olarak 1909’da Paris’de Eyfel kulesine bir anten yerleştirerek gerçekleştirmiştir.

Türkiye'de Radyonun Gelişimi

Türkiye’de radyonun tarihsel yolculuğuna bakıldığında radyo yayınlarının öncesinde, radyonun teknik bir buluş olarak ilk kullanımının telsiz telgraflarla gerçekleştirilmiş olduğu görülmektedir. Kurtuluş Savaşında haberleşme amacıyla kullanılan telsiz telgraflar o dönemde büyük bir önem taşımaktaydı. Nitekim 1925 yılında “Telsiz Tesisi Hakkında Kanun” ismi ile Ankara’da telsiz istasyonun kurulmasını öngören bir yasa çıkarılmıştır.

Türkiye'de ilk radyo yayıncılığı resmi olarak 1927 de gerçekleştirilmiş ve yapılan ilk yayın Anadolu Ajansı, iki milletvekili, bir iş adamı ve İş Bankası aracılığıyla kurulan “Türk Telsiz Şirketi” tarafından başlatılmıştır. Ankara Radyosu’nda gerçekleşen bu yayıncılık, Türk Telsiz Şirketi tarafından 1936 yılına kadar devam ettirilmitir.1933’ten sonra Türkiye’de hakim olan devletçilik akımı ile radyo, özel yayıncılığın elinden alınarak devletleştirme anlayışı amaçlanmıştır.

Radyo yayıncılığının siyasi bir propaganda aracı olarak kullanılması 1960’da gerçekleşen askeri müdahaleye zemin hazırlayan faktörlerden biri olarak gösterilmiştir. Bu nedenle 1961 Anayasasının 121. maddesi ve 359 sayılı Radyo ve Televizyon Yasası ile birlikte Türkiye’deki radyo ve televizyon yayıncılığının tekeli TRT’ye verilmiştir.

1990’lardan itibaren radyo ve televizyon yayıncılığında devlet tekeli anlayışının kırılmaya başlamasıyla birlikte, özel radyo ve televizyon yayıncılığı ortaya çıkmıştır. Bu dönemden itibaren özel istasyonların sayısı giderek artmaya başlamıştır.

Radyonun Toplumsal ve Sosyal İşlevleri

Bütün kalkınma planlarının hedef ve stratejilerinde her seviyedeki eğitime ve öğretime ağırlık verilmesi gerektiği vurgulanır. Bu amaca ilişkin her ülkenin mevcut kaynak ve imkanları bağlamında kullandığı çeşitli enstrümanlar vardır. Bu enstrümanlar içinde en etkili olan ise kitle iletişim araçlarıdır. Gerek ilk dönemlerde okuma yazma oranının düşüklüğü ve şimdilerdeki okuyucu tembelliği ve gerekse maliyet düşüklüğü gibi unsurlar ulusal kalkınma için gerekli olan eğitim ve öğretim faaliyetlerinin kitle iletişim araçları tarafından yürütülmesini zorunlu kılmıştır. Radyo ise eğitme, haberdar etme, eğlendirme gibi toplumsal ihtiyaçları karşılaması bakımından kullanım alanı çok geniş olan önemli bir değişim ve dönüşüm aracıdır.

Haber Verme İşlevi

Radyonun teknik bir buluş olarak icat edildiği dönemden itibaren kazanmış olduğu en temel işlev ‘haber verme’ işlevidir. Nitekim radyo telsizlerinin kullanılmaya başlandığı ilk alan, denizlerdeki gemilerle haberleşmek amacıyla oluşturulmuştur. Bunun yanı sıra radyo, bireylerin en temel ihtiyaçlarından biri olan haber alma ve çevresinde olup bitenleri öğrenme isteğine karşılık olarak nitelendirilen bir araçtır. Bu noktada, dinleyicilerinin gündelik hayatta gerçekleşen olaylardan haberdar olmalarını sağlamakta, bu da kişinin kendini güvende hissetmesine katkı sağlamaktadır.

Eğitim İşlevi

Okuma oranı düşük olan toplumlarda bireylerin kendini geliştirebilmesi için çeşitli radyo yayınları yapılmaktadır. Kitle iletişim araçlarının eğitim amacı ile kullanılması, ülkelerin gelişmişlik düzeylerine bağlı olarak değişiklik göstermektir.

Eğlendirme İşlevi

Radyo, toplumu oluşturan bireylerin genel hatlarıyla 'serbest zaman' olarak nitelendirilen eğlenme, dinlenme ve merak amacı ile gerçekleştirdiği faaliyetlere hitap eden ve etkileyen bir araçtır.

Reklam İşlevi

Neoliberal politikaların her alanda olduğu gibi yayıncılık alanında da kendini göstermesi tecimsel yayıncılığı ortaya çıkarmıştır.

Propaganda ve Etkileme İşlevi

Kitle iletişim araçları, aktardıkları iletilerle kitleleri önemli derecede etkileme ve yönlendirme işlevine sahiptir. Her geçen gün gelişmekte olan teknoloji sayesinde medya toplumun önemli bir gücü haline gelmiştir.