Sözlü Kültür ve Toplumsal Yapılar

Söze dayalı bilginin başat bir rol oynadığı ilkel ve komünal bir topluluk hayatıyla birlikte sözlü kültür oluşmuştur. Sözlü kültür bugün teknolojik gelişmelere rağmen toplumsal yaşamda direnç alanları oluşturarak önemini korumaktadır.

Sözlü Kültür Nedir?

Jack Goody, oldukça müphem bir kavram olan sözlü geleneğin okur-yazar olmayan bir toplumda kuşaktan kuşağa söz aracılığıyla aktarılan her şeyi, diğer bir ifadeyle kültürün tamamını kapsadığını ileri sürmektedir. Goody her ne kadar kültürün tamamını kapsadığını iddia etse de, sözlü kültürün işlevinin günümüzde yazılı olan kültüre göre ikinci planda kaldığını vurgulamaktadır.

İnsanlığın ilk ve en önemli bilgi birikimi ve iletişim tarihinin ilk dönemi olan sözlü kültürü, geçmişten günümüze maddi ve maddi olmayan geleneğin tamamıyla sözlü (oral/ağızsıl) olarak üretilmesi, ağızdan ağıza, kulaktan kulağa anlatılarla yaygınlaştırılması ve kuşaktan kuşağa söz ile aktarılması olarak tanımlayabiliriz.

Sözlü Bilgi, Bellek, Formül ve Kulak

Sözlü bilgiyi, insanlık tarihinde gündelik yaşam pratiklerine bağlı olarak deneyim ve gözlem yoluyla elde edilen, henüz yazının olmadığı bir dönemde sadece ağız yoluyla konuşularak üretilen, kulaktan kulağa şifahi olarak aktarılıp yaygınlaştırılan ve insan belleğinde kayıt altına alınarak depolanan malumat şeklinde tanımlamak mümkündür.

Her ne kadar bilimsel olmasa da uzun yıllar boyunca tecrübe ve gözlemlere dayanması sözlü bilgiyi insanlık için değerli hâle getirirken, bu bilginin ağız yoluyla üretiminde söz üstadı kişiler yani ozanlar öne çıkmıştır. Sözlü bilginin, -en güzel biçimde söylenerek üretilmesi kadar -zaman içerisinde insanlığın ihtiyacına bağlı olarak artması dolayısıyla formülleştirilerek bellekte kayıt altına alınması ve anımsanması da hayli önem kazanmıştır. Yazının olmadığı bu kültürel ortamda yaşayan insanın belgeleri yokken, sadece belleği var olmuş ve salt anımsadığını bildiğinden anımsamak için kendisine yardımcı olacak bazı formüller geliştirmiştir.

Sözlü Kültürün Özellikleri

Sözlü kültür toplumlarında, kültür ve iletişim dünyası kimi karakteristik özelliklere bağlı olarak cereyan etmiştir. Baldini’ye göre sözlü kültürün temel özellikleri şunlardır:

  • En önemli duyu organı kulaktır.
  • Sözlü iletişim tümce yapısını üstün tutmaktadır.
  • Sözlü iletişim aşırıya kaçar.
  • Sözlü iletişim yarışma biçimini tercih eder.
  • Sözlü kültür tutucu ve gelenekseldir.
  • Sözlü kültür taşkın ve katılımlıdır.
  • Sözlü kültür omeostatik bir özellik gösterir.
  • Sözlü kültür insanı soyut ve çözümsel olmaktan çok konumsal biçimde düşünür.

Sözlü Kültürün Araçları

Salt konuşulan ve dinlenilen sözlü kültürde, insan sesi ve belleği gibi çok dayanıksız ve dirençsiz araçlar öne çıkmıştır. Yine de sözlü kültür insanı kültürel mirasın aktarımı noktasında sözlü araçlar yanında-sözün kalıcılığını sağlayabilmek amacıyla-sesli araçlar ile sözsüz imgelere dayanan bir nevi sessiz araçlar da geliştirmiştir.

Sözlü kültürde kültürel mirasın aktarımında en önemli öge, toplumsal hayatın en dolaysız ve kapsamlı anlatımı olan dil olmuştur. Yazılı kayıt imkânından yoksun olan sözlü kültürde bilgi, birleştirme, tekrar ve kalıplaştırma yoluyla kuşaktan kuşağa aktarılmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda, belleği güçlendirmek amacıyla atasözleri, deyimler, deyişler, bilmeceler, tekerlemeler, maniler, hikâyeler, masallar, destanlar gibi çeşitli söz kalıp araçları geliştirilmiştir.

Söz kalıpları zaman içerisinde ortaya çıkan bilginin aktarılması sorununa da çare olmuş ve bu bağlamda ritmik ve düzenli bir söz kalıbı olarak şiir bulunmuştur. Öğrenilenlerin saklanıp korunmasında ve kuşaktan kuşağa aktarılmasında önemli bir misyon üstlenen şiir, zaman içerisinde müzik ve dansla da birleştirilerek ortak bir toplum belleği oluşturulmaya çalışılmıştır.

Sözlü kültürde belleğe yardımcı olmak amacıyla söz kalıpları yanında farklı araçlar da geliştirilmiştir. Bunlardan en önemlileri, ezberle de ilişkili olan müzik ve ritim gibi sesli araçlar ile onlara eşlik eden bedensel hareketlerdir. Yine sözü belleğe kaydetmede -ezberin dışında -bir bellek, hatırlatma ve kayıt aracı olarak 'ritüeller' ve 'hatırlatma mekânları' üzerinde de durulması gerekir.

Sözlü kültürde karşılaşılan bir diğer bellek yardımcısı İnka’larda 'quipu' adı verilen sicil ya da kayıt amaçlı araçtır. Quipu, değişik renk ve uzunlukta üzerinde düğümler bulunan şeritlerin sarktığı iplerden oluşmuştur. Her renk belli bir nesneyi simgelerken, düğümler ise sayıları göstermiştir.

Dünyada ve Türklerde Sözlü Kültür

Dünyada sözlü kültürün en belirgin örnekleri olarak efsane ve destanlar karşımıza çıkmaktadır. Efsane ve destanlar ya da diğer bir ifadeyle söylenceler belli amaçlar için ortaya çıkmış, binlerce yıl boyunca yaşayarak günümüze kadar ulaşmışlardır.

Oğuz Kağan destanı, Türk tarihinde ve kültüründe önemli bir kaynak olarak öne çıkar. Bu destanda, Türk kabileleri manasına gelen Oğuz’un cihan fethini gerçekleştirme arzusu, bu arzunun ortaya çıkış nedenleri ve bu uğurda ona yardım edenler anlatılır. Oğuz Kağan destanının epizotları olan ve halk hikâyesi olarak geçen Dede Korkut hikâyeleri, on iki hikâyeden oluşmuş ve bu hikâyeler Türk tarihinin en eski devirlerden 16. yüzyıl Osmanlısına kadar uzanan izler taşımıştır. Bu destan ve hikâyeler Türk toplumunda 'ozan', 'meddah' ve 'âşık' denilen halk hikâyesi anlatıcılarını ortaya çıkarmıştır.