Postmodernizm Ve Medya

1960’larla birlikte değişen sosyal ve kültürel olayların eşlik ettiği postmodernizm; sanat, gündelik pratik, sosyal yaşam alanlarında değişimlerin habercisi olmuştur.

Postmodernizmin temel özelliklerinde “sanatçının eserini abartmasına izin vermediği söylem yerine figürü temel aldığı, duyumsal olana ağırlık vererek bedensel estetiği yücelttiği, büyük anlatılar yerine küçük anlatıları savunduğu ve gerçekliğin imajlara dönüşmesini sağladığı” yer almaktadır.

Postmodernizmin felsefi temelleri incelendiğinde modernizmden ayrılmış olduğu noktalar daha iyi ortaya çıkarılabilecektir. Bu kapsamda postmodernizmin etik, ontolojik ve epistemolojik temellerine bakılacaktır. Postmodernizmin etik anlayışı herşeyin kabul edildiği çoğulcu bir ahlak anlayışına denk düşmektedir.

Postmodernizmin ontolojik temeli, varlığı tek bir özle açıklayamaz. Bunun yerine varlığı bir oluş süreci içinde görmektedir.

Postmodernizmin epistemolojik temelinde ise, modernizmin bilim ve bilgi anlayışı eleştirilir. Postmodernizm, modernizmin bütüncül evren anlayışına karşı durarak, öznelerarası tutum ve anlamları öne çıkarmaktadır.

postmodernizmin sanat, estetik, resim, edebiyat ve medya alanına etkileri bulunmaktadır. Postmodernizm, sanatta, mimaride, sinemada ve edebiyatta “anything goes” yani her şey uyar anlamında popülist bir estetik anlayışı sergiler.

Postmodern sanatta estetik konusu görüntü ve gerçek arasındaki ilişkide bir sorun olarak ortaya çıkmaktadır. Görüntünün gerçeği ile temsil ettiği varlık alanı belirsiz hale dönüşmektedir.

Postmodern resim, postmodern estetik ve sanatta karşılaştığımız pastiş, kolaj ve montaj tekniğini kullanarak sanat eserini ironik ve parodik tarza dönüştürmektedir.

Postmodern edebiyatta diğer türlerde yer alan pastiş, kolaj yerini metinlerarasılık kavramına bırakır. Metinlerarasılık; farklı metinlerden devşirilen metinlerin ve türlerin bir araya getirilerek yeni bir metin oluşturulmasıdır.

Postmodernizm ve medya ilişkisinde Baudrillard’ın çalışmaları ön plana çıkmaktadır. Baudrillard’a göre bu yeni toplum, simulations( taklitler) ve simulacra’lar (suretler) üreten bir toplumdur.

. Postmodernizmde medya, tüketim ideolojisini topluma dayatmaya çalışmaktadır. Medya yapay ihtiyaçları gerçek bir ihtiyaç haline dönüştürerek, tüketim ideolojisini yaygınlaştırmaktadır. Baudrillard’a göre, medyada üretilen anlam ile izleyici tek boyutlu bir hale getirilir.

Baudrillard’ın tüketim toplumuna ilişkin analizlerinde televizyon yer almaktadır. Televizyon, tüketim ideolojisinin yerleştirilmesinde ve sunduğu imaj ve göstergeler ile bireyin algısını bozarak anlam bütünlüğü kurmasını engellemektedir.

Postmodern sinemanın genel olarak şu özelliklere sahip olduğu görülür. Nostaljik olması yani geçmişe duyulan tutucu özlem. Geçmiş ve şimdi arasındaki sınırların silinmesi. Gerçek ve gerçeğin yeniden sunumu. Açık bir pornografi, cinsellik ve arzunun metalaşması. Tüketim kültürü ve yabancılaşma.

Postmodern sinema filmi ilk olarak Jean Jacques Beinex sineması ürünü olan Diva filmi ile başlamıştır. Bu sinema türünün en bilinen örnekleri, Mavi Kadife (Blue Velvet), Pulp Fictions, Fight Clup, Temel İçgüdü filmleridir.

Postmodern düşünür olan Baudrillard’ın 1970’lerin başında medya konusuna ilişkin çalışmalarında tüketim toplumu ve ideolojisi yer almaktadır. Baudrillard çalışmalarında tüketim toplumu ile metaların gösterge haline geldiğini ifade eder ve anlamlarının keyfi olarak belirlendiğine vurgu yapar. Baudrillard çalışmalarında postmodernizmi belirlemede medyanın önemli rolü olduğunu ileri sürmektedir. Çünkü Baudrillard’a göre, medya simülasyonlar yaratmaktadır. Bu simülasyonlar ise gerçeği yutarak hipergerçeklik oluşturmaktadır. Bu nedenle medyanın yarattığı gerçeklik ile hayaller arasında bir fark kalmamaktadır.

Foucalt'a göre iktidar merkezi bir konumda değil, toplumun her yerine yayılmıtır. Foucault’daki iktidar kavramının özneler üzerinde biyo-iktidara dönüştüğü görülmektedir. Biyo-iktidar bedenin her yönden denetim altına alınmış olmasına tepki vermemesini ifade ederken bireylerin normalleşmesini de sağlamaktadır.

Moderniteye ve Aydınlanma projesine bir karşı duruş olarak geliştirdiği felsefesiyle Nietzsche, Aydınlanmanın insana vaat ettiklerini vermemesiyle onları çöküşe (decadence) sürüklediğini iddia etmektedir.

Postmodern Durum adlı eseriyle tanınan Lyotard’a göre postmodernizm, modernizmin totaliter dil yapıları yerine farklılığa izin veren dil ve anlam ilişkisini onaylamaktadır.

Bir postmodern düşünür olan Derrida’ya göre anlama ediminde yazar ölür ve metin özne ile birlikte yeniden yazılır. Saçılma kavramını ortaya atan Derrida, bu kavram ile batılı tarzda düşünmeye alışmış zihnimizin kavramada başarılı olamayacağı bir anlamsızlık zemini olarak görmektedir.