İletişim Araştırmaları ve Göstergebilim

Göstergebilim anlam üretimini incelemeyi amaçlayan disiplinler ötesi bir araştırma alanıdır. Dolayısıyla kitle iletişim araçlarıyla aktarılan mesajlar ve bu mesajların içerdiği göstergeler üzerinden medyanın anlamı ve gerçekliği nasıl aktarıp, inşa ettiği hususu, göstergebilimi iletişim araştırmaları için de önemli ve etkileşim içinde olduğu bir disiplin haline getirmiştir.

Göstergebilimin temel kavramlarını da ortaya koyan Genel Dilbilim Dersleri’nde Saussure, göstergebilimi göstergelerin sosyal yaşamdaki durumunu konu edinen genel bir disiplin olarak adlandırmıştır. Charles Sanders Peirce de yaptığı çalışmalarla çağdaş göstergebilimin temellerini atan isimlerden bir diğeri olmuştur.

Göstergebilim işaretler, göstergeler bilimi olarak tanımlanır. Saussure ve Peirce’ün temelini attığı ve öncülüğünü yaptığı göstergebilim, 1960’lardan sonra bağımsız bir bilim dalı haline gelmiştir.

Göstergebilim temel olarak üçe ayrılmaktadır:

Tanımlayıcı göstergebilim: Göstergeler üzerinde betimleyici inceleme ve açıklama yapar. Kuramsal göstergebilim: Bu açıklamaları ve betimlemeleri bir kuramsal çerçeveye oturtur. Uygulamalı göstergebilim: Kuramsal varsayımları deneyen ve toplumun ve endüstriyel yapının sorunlarına çözümü amaçlar.

Göstergebilim kuramı, yazınsal ya da bilimsel bir söylem, bir görüntü, bir mimari yapı, bir tiyatro gösterisi, bir müzik eseri vb. gibi anlamlı bir bütünün hangi anlamsal katmanlardan oluştuğunu açıklamayı ve bu katmanları bir üstdil aracılığıyla dizgeleştirerek sunmayı amaçlar. Anlam değil, anlamların eklemleniş biçimini araştıran, anlam üretiminin süreçlerini ortaya çıkarmaya çalışan göstergebilim, içeriğin biçimine yönelik bir anlamlama kuramıdır.

Peirce’ün ağırlıklı olarak üçlü ayrımlar üzerinden modeller geliştirdiğini ve göstergelerin yapı ve özelliklerini bu şekilde sistematize ettiğini görüyoruz. Peirce tarafından ortaya koyulan ilk ayrım göstergelerin niteliğine ilişkindir: Nitel, tekil ve kavramsal. Peirce’ün göstergelere dair bir başka önemli kavramsallaştırması ise sözcebirim terim, önerme ve kanıt çıkarım şeklindedir.

Saussure’a göre dilbilimsel bir imge bir şeyi bir isimle eşleştirmekten çok bir kavramı ve ses-görüntüsünü eşleştirir. Saussure, kavram ses ve görüntünün kombinasyonuna imge demektedir. İşte Saussure’ün imgeyi iki bileşene ayırması, gösteren (veya ‘ses-görüntü’) ve gösterilen (veya ‘kavram’) ve bu ikisinin arasındaki ilişkinin rastgele seçilmiş –keyfi- olmasını önermesi göstergebilimin geliştirilmesinde önemli rol oynamıştır.

Göstergebilimde Temel Kavramlar

Göstergebilim alanında ortaya atılmış hemen tüm yaklaşım ve modeller üç önemli öğe üzerinde durmuşlardır. Bunlar: gösterge, gösterilen, yani göstergenin gönderme yaptığı şey ve gösteren, yani göstergenin somut varlığıdır. Gösterge gösteren ve gösterilenin bileşimidir.

Göstergebilimden bahsedildiğinde göze ilk çarpan kavram ‘gösterge’dir. Gösterge bir kavramı ya da durumu gösteren bir ‘şey’, bir düşünce, bir eylem, bir eşya ya da şekil, bir olguyu anlatan bir belirteç olabilir.

Gösterge, somut bir nesne, olay veya kavramın yerine kullandığımız ve kafamızda o nesne, olay veya kavramı işaret eden, onu temsil eden sembol veya simgelere denilir. İşte göstergebilim, aslında insan aklı ve kültürü bağlamında sonsuz sayıda olabilen bu göstergeleri araştırır.

Saussure her kelimenin bir gösterge olduğunu ve bir ‘gösteren’ (sözün ağızdan çıkan ses birimleri olarak fiziksel gerçekliği) ile ‘gösterilen’den (sözcüğün zihinde uyandırdığı imge) oluştuğunu ortaya koymuştur. Başka bir deyişle söylenecek olursa gösteren göstergenin bizim fiziksel olarak algıladığımız kısmıdır (kağıt üzerindeki işaretlerdir, havadaki seslerdir). Gösterilen, göstergenin göndermede bulunduğu zihinsel kavramdır. Bu zihinsel kavram aynı dili paylaşan aynı kültürün üyelerinin tümü için ortaktır. Yani bir göstereni görür ya da işitirsek gösterilen zihnimizde canlanır. Buna göre, gösteren (göstergenin fiziksel varlığı) ile gösterilen (zihinsel kavram) bir araya gelerek anlamlandırma sürecini oluşturmaktadırlar.

Roland Barthes

Göstergebilimin medya ve iletişim araştırmaları bakımından konumu ele alındığında en çok öne çıkan araştırmacının Fransız felsefeci Roland Barthes olduğu görülecektir. Barthes’in iletişim kuramları açısından önemi anlamlamanın meydana geldiği ve anlamın oluşturulduğu her yapıyı, aynı dil gibi göstergebilim aracılığıyla inceleyebileceğimizi ortaya atmasıdır; bu bakımdan medya içeriklerinin göstergebilimsel olarak incelenmesinde Barthes’in katkısı büyüktür.

Göstergebilim ve İletişim Araştırmaları

Göstergebilim, anlam evrenini çözümlemeyi amaçlar: Anlam oluşumu, anlam yaratmak, anlamlandırmak gibi soyut durumun dizgeleştirilmesi, açığa çıkarılması gibi konular anlamla ilgili ilk akla gelenlerdir. Bu bakımdan anlamla ilgili her şey göstergebilimin alanına girer. Medya metinleri de aslında göstergeler bütünüdür. İşte göstergebilim, yapısallaştırılmış bir bütün olarak metinleri çözümlemeye çalışmakta ve gizli yan anlamları da araştırmaktadır.

Bu bağlamda haber metinlerinden reklam filmlerine, fotoğraflardan sinemaya kadar her türlü medya içeriğinin göstergebilimin ilgi alanına rahatlıkla girdiği söylenebilir. Göstergebilimin özellikle eleştirel iletişim çalışmalarının iki ana kolundan birini oluşturan “Kültürel Çalışmalar” yaklaşımıyla metodolojik düzeyde oldukça etkileşim içinde olduğunu söylemek mümkündür.

Kültürel çalışmalar, medya içerikleri dâhil olmak üzere bütün toplumsal pratikleri ve kurumları birer “metin” olarak görmüş ve bu metinlerin dilsel, kültürel ve ideolojik yapılarını analiz ederek anlamlandırmanın, iktidar ilişkilerinin ve toplumsal gerçekliğin nasıl kurulduğunu incelemiştir.

Sonraki dönemlerde post-yapısalcılık vb. pek çok akımın etkisinde farklı boyutlar kazanmakla birlikte, günümüzde iletişim çalışmalarında yaşanan kuramsal gelişmeler bağlamında göstergebilimin hala iletişim araştırmaları içinde sıklıkla kullanılan bir yaklaşım olduğu söylenebilir.