Radyo- Televizyon Hukukunda Özel Yayıncılık
1960 yıllarda özellikle ekonomi ve teknoloji sahasında yaşanan gelişmeler sonucunda, kamu hizmeti yayıncılığını elinde bulunduran kuruluşların tekelinin delinmesi, program içeriklerinin genişletilmesi ve kanal sayılarının arttırılması, yayıncılığın sektörleşmesine ve özel yayıncılık kuruluşlarının ortaya çıkmasına neden olmuştur.
Tarihsel Gelişim
İngiltere’de 1960’lardan itibaren radyo-televizyon yayıncılığı alanına ilişkin toplumdan ve ekonomik çevrelerden gelen talep neticesinde, özel kanallara izin verilmiş ve böylece özel yayıncılık kamu hizmeti yayıncılığının yanında yerini almıştır.
Ülkemizde televizyon ve radyo yayıncılığında, TRT 1990’lı yıllara kadar sektörde tekel olmuştur. TRT'nin radyo ve televizyon yayıncılığındaki tekeli Magic Box şirketinin, Star 1 isimli televizyon kanalını gösterime sokması ile son bulmuştur. Bu tarihte TRT tekelinin delinmesi, hukuki düzenlemeler yolu ile olmamıştır.
Anayasa'nın özel kanallara izin vermeyen hükmü, meclis tarafından 8 Temmuz 1993’te değiştirilmiştir. Anayasanın 133. maddesi değişiklik sonrasında “Radyo ve televizyon istasyonları kurmak ve işletmek kanunla düzenlenecek şartlar çerçevesinde serbesttir.” şeklinde yeniden formüle edilmiştir. Böylece kamu hizmeti yayıncılığı ile televizyon ve radyo yayıncılığında tekel pozisyonunda olan TRT'nin bu yetkisi elinden alınmış ve özel televizyonların faaliyetleri yasal zeminde devam etmiştir.
Kamu Hizmeti Yayıncılığı İle Özel Yayıncılık
Kamu hizmeti yayıncılığı ile özel yayıncılık arasındaki en temel farklılık, farklı yayın politikalarıdır. Kamu hizmeti yayıncılığının önceliği ülkede yaşayan vatandaşları eğitmek ve geliştirmek iken, özel yayın kuruluşları, kâr elde etmeyi hedefler. Bu yüzden ülkenin neresinde olursa olsun, vatandaşa hizmet götürmeyi amaçlayan kamu hizmeti yayıncılığı, izleyici/dinleyici sayısını dikkate almaksızın farklı ihtiyaçları karşılayan çok geniş yelpazede bir program içeriği sunar. Tamamen kâr odaklı hareket eden ticari yayın kuruluşları ise en büyük çokluğun en geniş kesişimini hedefler ve program içeriğini saptarken az sayıda tüketiciye hitap eden formatlara yer vermez.
Kamu Hizmeti Yayıncılığı ve Özel Yayıncılık İçin Getirilmiş Ortak Düzenlemeler
Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkındaki Kanun'u 13 Nisan 1994 tarihinde kabul edilmiştir. Kanun'un yürürlüğe girmesi ile birlikte Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) kurulmuştur. Anayasamıza göre, RTÜK, parlemento tarafından seçilen dokuz üyeden oluşan özerk ve bağımsız bir kamu tüzel kişisidir. Türkiye'de yayın yapacak kuruluşlara lisans ve yayın izni RTÜK tarafından verilmektedir. Ayrıca yapılan yayınların Yasa'ya uygunluğunu denetlemek görev ve yetkisi de yine RTÜK' e aittir.
Radyo ve Televizyonlarla İlgili İlkeler ve Kurallar
RTÜK Yasası’nın özü olarak değerlendirilebilecek bu ilkeler ülkemizde yayın hayatının çerçevesini çizmektedir. RTÜK Yasası’nın temel varlık sebebi, yasak koymak ve ceza uygulamak değildir. Yasanın amacı, Türkiye'de yayıncılık alanında etik ve dürüst yayıncılık anlayışını yerleştirmek ve radyo/televizyon yayınlarında kaliteyi arttırmaktır. Bu ilkeler 6112 sayılı Kanun’un 8'inci maddesinde yer almaktadır. Bu maddeye göre medya hizmet sağlayıcıları, yayın hizmetlerini kamusal sorumluluk anlayışıyla yerine getirmek zorundadırlar. Kamusal sorumluluktan ne anlaşılması gerektiği maddenin birinci fıkrasında ilkeler hâlinde sunulmuştur.
Bahsi geçen ilkelere aykırılık hâlinde kurumun uygulayacağı yaptırımlar, adli ve idari yaptırımlardır. 6112 sayılı Yasa idari nitelikteli yaptırımlara, idari yaptırımlar başlıklı 32. maddesinde adli yaptırımlara ise 33. maddesinde yer vermiştir.
Düzeltme ve Cevap Hakkı
Gerçek ve tüzel kişiler, kendileri hakkında şeref ve haysiyetlerini ihlal edici veya gerçeğe aykırı yayın yapılması hâlinde, yayıncının sorumluluğu radyo ve televizyon yayıncılığına ilişkin temel, Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkındaki Kanun'un 18. maddesinde oldukça detaylı bir biçimde düzenlenmiştir.
Gerçek ve tüzel kişiler, kendileri hakkında şeref ve haysiyetlerini ihlal edici veya gerçeğe aykırı yayın yapılması hâlinde, yayın tarihinden itibaren altmış gün içinde, üçüncü kişilerin hukuken korunan menfaatlerine aykırı olmamak ve suç unsuru barındırmamak şartıyla, düzeltme ve cevap yazısını ilgili kuruluşa gönderir.
Medya hizmet sağlayıcılar, hiçbir düzeltme ve ekleme yapmaksızın, yazıyı aldığı tarihten itibaren en geç yedi gün içinde, cevap ve düzeltmeye konu yayının yapıldığı saatte ve programda, izleyiciler tarafından kolaylıkla takip edilebilecek ve açıkça anlaşılabilecek biçimde düzeltme ve cevabı yayınlar. Düzeltme ve cevap hakkı doğuran programın yayından kaldırıldığı veya yayınına ara verildiği durumlarda, düzeltme ve cevap hakkı, yedi günlük süre içinde anılan programın yayın saatinde yerine getirilir.