Dış Ticaret Teorisi

Toplumlar dünya üzerinde var olduklarından beri insanlık da kıt kaynakları sınırsız ihtiyaçları karşılama çabası içerisinde geçirmiştir. Bu çerçevede ülkeler de ortaya çıktığından beri bu amaca dönük olarak dış ticaret yapmışlardır. Bu temel amacı gerçekleştirme çabası içerisinde ülkelerin neden dış ticaret yaptığına ve dış ticaretin refahı nasıl artırdığına dair görüşler ileri sürülmüştür.

Dış ticaret teorileri esas olarak ülkeler arası dış ticaretin gerekçelerini açıklamaya çalışır. Ülkelerin sahip oldukları kaynakları en etkin bir şekilde kullanmak ve tüketicilerin taleplerini en rasyonel bir şekilde karşılamak için dış ticaret yapmaları, teorik açıdan ülkelerin bu ticaretten nasıl kârlı çıktıklarını da açıklamayı gerektirir. Bununla ilgili olarak 17. yy’ dan sonra dış ticaretle ilgili çeşitli teoriler ortaya atılmıştır. Bunlardan ilki olan Merkantilist düşünce sistemi dünya kaynakları ve servetini sabit kabul etmekte ve pastadan mümkün olduğu kadar daha fazla pay kapmak için diğer ülkelerin zararına olsa bile daha çok mal ve hizmet ihraç etmelerini, diğer yandan dış ülkelerden aldıkları ürünleri de kendilerinin üretmeleri gerektiğini ileri sürmektedir. Böylece bir yandan ülkeden altın çıkışı engellenmeye çalışılırken, diğer yandan da ülkeye altın girişi arttırılmak istenir. Zira Merkantilist düşünce sistemi ülkelerin temel zenginlik kaynağı olarak hazinelerinde bulunan altın miktarını esas almaktadır.

16.-18. yy arasında hüküm süren merkantilist düşünce, çıkarcı bir yaklaşımla ülkelerin dış ticarete önem vererek ihracatlarını artırmalarını ve ithalata yasak getirmelerini savunur. Burada dış ticaret için temel gerekçe, bu yolla ülkeye mümkün olduğu kadar çok altın getirmektir.

1776 ‘da A. Smith’ in “ Ulusların Zenginliği “çalışmasından sonra dış ticaret konusunda liberal yaklaşımlar benimsenmiş, ülkeler arası ticaretin karşılıklı olarak artırılmasının otarşik duruma göre refahı daha çok artıracağı belirtilmiştir. Bunun için de her ülkenin belirli mallarda uzmanlaşması gerektiği üzerinde durulmuştur.

1817 yılında D. Ricardo ülkeler arası ticaretin, ülkelerin karşılaştırmalı üstünlüklerine uygun olarak yapılması hâlinde tarafların kârlı çıkacağını belirtmiştir.

1930 ‘lu yıllarda G. Haberler klasik düşüncenin öngördüğü şekilde maliyeti oluşturan tek faktörün emek olarak kabul edilmesi yerine, fırsat maliyeti kavramını geliştirmiştir. Buna göre malların maliyeti, tüm maliyet unsurlarını içerecek şekilde karşılaştırmalı üstünlük teorisini genişletmiştir.

1919 ‘da E.F. Heckscher ve 1933 ‘de B. Ohlin Heckscher-Ohlin modelini geliştirmiştir. Bu modelle ülkeler arası dış ticarette maliyet farklılığına yol açan unsurun, ülkelerin sahip oldukları faktör zenginliği farkının olduğunu göstermişlerdir. Bu modelden aynı zamanda Faktör Donatımı, Faktör Fiyatları Eşitliği, Stolper-Samuelson gelir dağılımı teorisi ve Rybczynski teorisi gibi teoriler türetilmiştir.

1950’ lerden sonra ise dünya ekonomisinin ulaştığı yeni boyutlar dış ticareti açıklamada yeni teorilerin ileri sürülmesine yol açmıştır. Bu teoriler aslında klasik teorinin varsayımlarında değişiklik yapan teknolojik gelişme, bilgi, ölçek, yeni mamuller ve icatlar ile talebe etki eden çeşitli faktörleri dikkate alarak dış ticareti açıklamaya çalışmıştır. Bu teorilerin her biri dış ticareti belli yönlerini izah eder.