İdari Yargı Kararlarının Uygulanması ve Tespit Davası

Kararların Uygulaması Zorunluluğu

Gerek Anayasa'da gerekse diğer kanunlarda, idarenin, yargı kararlarını gecikmeksizin uygulamak zorunda olduğu belirtilmiştir. Bu zorunluluk hukuk devleti ilkesinin bir gereğidir. Kararların Uygulanmasında Süre

İdare, yargı kararının tebliğinden itibaren, gecikmeksizin, yani “makul bir süre” içinde kararın gereğini yapmak zorundadır. Fakat bu süre hiçbir zaman otuz günü geçemez.

Sorumluluğa Yol Açan Uygulamama Hâlleri

İdari yargı kararının uygulanması bağlamında sorumluluğa yol açan hâlleri şu şekilde özetleyebiliriz: Kararın hiç uygulanmaması, geç, eksik, hatalı veya şeklen uygulanması hâllerinde idare yargı kararının uygulanmaması sebebiyle sorumlu olmaktadır.

Kararın Uygulanmamasından Doğan Sorumluluklar

Yargı kararının gereğinin zamanında yerine getirilmemesi, idarenin ve kamu görevlisinin sorumluluğuna yol açar.

İdarenin Sorumluluğu

Yargı kararının gereği, süresinde yerine getirilmez ise, ilgili, idare aleyhine maddi ve manevi tazminat davası açma hakkına sahiptir. Burada idare açısından, yargı kararının uygulanmaması şeklindeki bir hizmet kusuru gündeme gelir. Hatta Danıştay, yargı kararlarının uygulanmamasını “ağır hizmet kusuru” olarak nitelendirmektedir.

Kusura dayalı sorumlulukta, idarenin sorumluluğuna gidilebilmesi için, “kusur”, “zarar” ve “illiyet bağı” şartlarının gerçekleşmiş olması gerekir. Yargı kararlarının yerine getirilmemesi sebebiyle açılan dava, kusura dayalı sorumluluk esasına göre sonuçlandırdığından, bu sorumluluğun şartlarının gerçekleşmesi aranmaktadır.

Ayrıca tazminat ödenmesi, yargı kararlarını uygulamaya bir alternatif değildir. İdare yargı kararını uygulamak zorundadır.

Yargı kararının uygulanmaması bazen hukuki ya da maddi imkânsızlıktan kaynaklanabilir. Bu tür imkânsızlıklarda dahi, idarenin tazmin borcu ortadan kalkmaz.

Kamu Görevlisinin Sorumluluğu

Yargı kararını uygulamayan kamu görevlisinin, bu eylemi sebebiyle hukuki, cezai, disiplin ve siyasi sorumluluğu söz konusu olabilir.

(1) Hukuki sorumluluk: Yargı kararının süresinde uygulanmaması sebebiyle idare aleyhine idari yargıda bir tazminat davası açılabilecektir. İdare tazminat ödemeye mahkûm olursa, kamu görevlisine rücu etme hakkına sahiptir.

(2) Ceza sorumluluğu: Yargı kararının uygulanmamasının, uygulamayan kamu görevlisi açısından, “görevi ihmal-görevi kötüye kullanma” suçunu oluşturacağı kabul edilmektedir.

(3) Disiplin sorumluluğu: Yargı kararlarının uygulanmaması, uygulamayan görevli açısından aynı zamanda bir disiplin suçu oluşturur.

Yargı kararlarının uygulanmaması üzerine açılan davalar bazı özellikler arz etmektedir. Bunlar üzerinde kısaca duralım.

(1) Dava açma süresi: İdari yargı kararlarının uygulanmamasından doğan sorumluluğu düzenleyen İYUK’un 28. maddesi, bu maddeye göre açılacak maddi ve manevi tazimat davalarının süresine ilişkin bir düzenleme getirmemiştir. Danıştayın da bu konuda bir içtihadı birleştirme kararı bulunmamaktadır. Değerlendirme (bu davalarda süre yoktur): Bu durumda idari yargı kararlarının uygulanmamasından doğan tazminat davaları için, dava süresi bakımından kanunda bir düzenleme bulunmadığına göre, bu davaların herhangi bir süre ile kayıtlı olmadığını düşünmekteyiz.

(2) Davanın açılacağı mahkeme: İdari yargı kararlarının uygulanmamasından idare aleyhine açılan davada görevli ve yetkili mahkeme, uygulanmayan kararı veren mahkemedir.

(3) Davanın kime karşı açılacağı: İdari yargı kararlarının uygulanmamasından doğan davalar, kararı uygulamayan idareye karşı açılır.

(4) Tazminat konusu: Buradaki tazminat davasının konusu, idari yargı kararının uygulanmaması veya geç uygulanması nedeniyle uğranılan maddi veya manevi zararın tazminidir.

İdari Yargıda Tespit Davası

Tespit davası, bir hukuki ilişkinin varlığı ya da yokluğu veya içeriğinin saptanması için mahkemeye başvurulmasıdır. Tespit davası yoluyla Hukuki ilişkilerin tespiti, bu tespitin ilerde doğacağı düşünülen bir uyuşmazlıkta delil olarak kullanılması veya oluşacak bir Hukuki durumda dayanak oluşturması ihtiyacından kaynaklanmaktadır.

İdari Yargılama Usulünde Tespit Davası

İdari Yargılama Usulü Kanunu’nda tespit davası açıkça düzenlenmiş değildir. Bu nedenle idari yargılama usulünde tespit davasının olup olmayacağı tartışmalara yol açmaktadır. Ancak idare mahkemeleri, idari yargıda müstakil bir tespit davasının kabulüne pek sıcak bakmadıkları görülmektedir.

Fakat kanunda düzenleme olmasa bile içtihatla idari yargıda tespit davasının kabul edilebileceği de belirtilmektedir. Kanaatimizce de kanunda tespit davasını yasaklayan bir hüküm olmadığına göre, içtihatla tespit davasının varlığı kabul edilebilir.

İdari İşlemin Yokluğu ve Tespit Davası

İdare hukukunda, bir idari işlemde hukuka aykırılık varsa, idare mahkemesine iptal davası açılır ve mahkeme hukuka aykırılık tespit ederse işlemi iptal eder. Bu duruma iptal edilebilirlik şeklinde hukuka aykırılık denilmektedir.

Ancak bazı sakatlıklar öyle ağır olabilir ki, işlemin yoklukla malul sayılmasına yol açabilir. Yok hükmünde olan bir işleme karşı iptal davası açılması da mantıksızdır. Olsa olsa işlemin yokluğunun tespit edilmesi söz konusu olabilir. Bu da idare mahkemesinde bir tespit davası açmakla mümkün olabilir.

Bir işlemdeki hangi sakatlıkların, yoklukla malul sayılmaya sebep olacağı konusunda genel bir ölçüt bulunmamaktadır. Yokluk hâlinin, işlemin yetki unsuru ve işlemin kanunun açıkça yasakladığı bir konuda yapılması hâlinde konu unsuru bakımından mümkün olabileceğini düşünmekteyiz. İşlemin yetki unsuru bakımından fonksiyon gaspı, yetki gaspı, ağır ve bariz yetki tecavüzü gibi durumlarda, işlemin yok hükmünde olacağı kabul edilmektedir.

İdari İşlemin Yokluğunun Tespiti

Bir idari işlem yoklukla malul ise, işlemin yok hükmünde olduğunun tespiti gerekir. Bu tespiti de yargı yerleri yapacaktır. Hukukumuzda, bir idari işlemin yokluğunun tespiti, işleme karşı açılacak bir iptal davası ile mümkün olabilmektedir.