İcra Hukukunda Tebligat - Süreler - Tatil ve Talikler - Taraflar
Tebliğ terimi kelime anlamı itibariyle “duyurma, bildirme, haber verme” anlamına gelir. İcra işlemlerinin birçoğunun sonuç doğurabilmesi veya ilgili sürelerin başlayabilmesi için tebliğ edilme şartı gerçekleşmelidir. Tebligat kural olarak mesai gününde ve saatinde yapılır. Ancak resmî ve adli tatil günlerinde ve gece vakti de tebligat yapılabilir.
Süreler, bir işin görülmesi amacıyla, kanunun taraflara ve icra organlarına tanıdığı zaman dilimidir. Kanunda belirtilen süreler, ilgililer için konulmuş süreler ve icra organları için konulmuş süreler olmak üzere ikiye ayrılmaktadır.
İlgililer için konulan süreler kesindir. Belirtilen süre içinde işlem yapılmadığı takdirde, kural olarak bu konudaki haklar kaybedilir. Bu nedenle, ilgililer için konulan süreler hak düşürücü niteliktedir. İcra organları için konulan süreler ise hak düşürücü değil, düzenleyici niteliktedir. Bunun anlamı, icra organları kendilerine verilen süre içinde işlemi yapmazlarsa, o işleme ilişkin hak kaybolmaz.
Sürelerin hesaplanmasında tatil günleri de hesaba katılır. Bir sürenin son günü resmî tatil gününe rastlarsa, tatil gününü takip eden ilk iş günü mesai saati bitimine kadar süre uzar. Gün olarak tayin olunan sürelerde ilk gün hesaba katılmaz. Ay veya yıl olarak tayin olunan süreler ayın veya yılın kaçıncı günü başlamış ise, biteceği ay veya yılın karşılık gelen gününde son bulur. Sürenin biteceği ayın sonunda böyle bir gün yoksa, ayın son gününde süre son bulur. Süre son günün mesai sonunda (tatil saatinde) bitmiş sayılır.
İcra ve İflas Kanunu m. 51 hükmü uyarınca, tatil saatleri, güneşin batmasından bir saat sonra başlayıp, güneşin doğmasından bir saat önceye kadarki devredir. Bu devre, gece vakti olarak isimlendirilmektedir. Kural olarak gece vakti hiçbir icra takip işlemi yapılamaz. Tatil günlerinden kasıt ise resmî tatil günleridir. Kural olarak tatil günlerinde de hiçbir icra takip işlemi yapılamaz.
Borçlunun yararına olarak öngörülmüş talik (erteleme) hâlleri esnasında da kural olarak hiçbir icra takip işlemi yapılamaz. Kanun tarafından icra takip işlemi yapılamayacağı belirtilen talik hâllerinde, borçlunun mal kaçırma ihtimali varsa, borçlunun malları haczedilebilir.
İcra takibinin tarafları alacaklı ve borçludur. Alacaklı takip talebinde bulunan kimseyi ifade eder. Borçlu ise aleyhine takip yapılan, borçlu olarak gösterilen kimseyi ifade eder.
Türk Medeni Kanunu’na göre hak ehliyetine sahip olan her gerçek ve tüzel kişi, aynı zamanda taraf ehliyetine de sahiptir (Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 50). Türk Medeni Kanunu’na göre fiil ehliyetine sahip olan herkes, takip ehliyetine de sahiptir. Ayırt etme gücüne sahip ve kısıtlı olmayan her ergin kişinin fiil ehliyeti vardır. Erginlik on sekiz yaşın doldurulmasıyla başlar. Tüzel kişiler ise kanuna ve kuruluş belgelerine göre gerekli organlara sahip olmakla, fiil ehliyetini kazanırlar.
Sıfat ise işin esasına ilişkindir. Bir başka deyişle, tarafların takip konusu ile olan bağını ifade eder. Borçlu olarak gösterilen kimseye karşı gerçekten alacaklı olmayan bir kimse takip başlatırsa, takibe karşı konularak buna engel olunabilir.
Takip ehliyetine sahip olmayan bir kişiye karşı icra takibi yapılmak istenirse, bu takip kanuni temsilciye karşı yapılmalıdır. Aynı şekilde takip ehliyeti bulunmayan bir kişinin icra takibi yapabilmesi, kanuni temsilcisi tarafından temsil edilmesine bağlıdır.
İcra takiplerinde bir tarafta birden fazla kişi bulunabilir. Bir başka ifadeyle, bir icra takibinde birden fazla alacaklının veya birden fazla borçlunun bulunması mümkündür. Bu nedenle, medeni usul hukukunda dava arkadaşlığında olduğu gibi, icra takiplerinde de bazı hâllerde takip arkadaşlığı gündeme gelebilir. Takip arkadaşlığı alacaklılar arasında olabileceği gibi, borçlular arasında da olabilir.
Bir icra takibi devam ederken, alacaklı veya borçlu tarafta bir değişiklik olabilir. Takip sırasında alacaklının değişmesiyle birlikte, yeni alacaklı eski alacaklının yerini alır ve takibe kaldığı yerden devam eder. Takip sırasında borçlunun değişmesiyle birlikte, alacaklı yeni borçluya karşı icra takibine kaldığı yerden devam edebilir. Eski borçluya karşı takibe devam edilemez.
İflasa tabi borçlusunu haciz veya iflas yollarından birini tercih ederek takip eden alacaklı, seçtiği takip yolunu daha sonra değiştirebilir (İİK m. 43/2).