Toplumsal Değişme ve Hukuk

Sosyal tarih sürecinde hukukun başlıca kaynağı örf ve âdetler ve din idi. Yaşanılan sosyal ve kültürel değişim, modernleşme süreciyle zamanla yasalar ve yargıç kararları da hukukun birer kaynağı olmaya başladı. Yasa, tüzük, yönetmelik ve mahkeme kararları gibi yeni kaynakların yaratılması zorunlu oldu. Eskiden yasa, tüzük ve yönetmelikler, değişmeden uzun süre uygulanabilirken günümüzde yeni hukuk kurallarının sayısı günden güne artmakta, eski kural ve kararlar da daha sık gözden geçirilmektedir. Günümüzde, giderek hızlanan ve yoğunlaşan küreselleşme sürecinde, ulusal sınırlar dahilinde modern devlet eliyle yapılan hukuksal düzenlemeler ve uygulamalar yetersiz kalmakta, uluslararası ve uluslar ötesi ölçekte ortaya çıkan hukuksal kurallar ve pratikler, giderek tüm ülkelerin hukuk düzenlerinde ciddi sonuçlara yol açmaktadır.

Sosyal değişmeler, plansız ve planlı sosyal değişmeler olarak iki şekilde meydana gelmektedir. Sosyal mühendislik anlamında planlı sosyal değişmeler, günümüzde meydana gelen ve tercih edilen değişmeler olmaktadır. Tabi, bu planlı sosyal değişmelerin çok yerinde ve bütünlük içinde yapılması gerekmektedir . Sosyal mühendislik ile toplumu değiştirme ve dönüştürme sürecinde hukuk kurumu kullanılır.

Hukuk kurumu toplumsal yapı ile karşılıklı etkileşim hâlindedir. Hukuk, bir yandan toplumsal yapı tarafından belirlenir, bir yandan da diğer sosyal kurumları etkiler. Bir toplumdaki eğitimi ekonomi, politika, din, hukuk gibi sosyal kurumlarda yapılan reform hareketleri diğer kurumları da etkiler.

Toplumsal değişmede hukukun etkisi her durumda planlandığı şekilde otomatik olarak gerçekleşmez. Modernleşme sürecindeki toplumlarda görüldüğü üzere, yurttaşların değişme girişimine açık bir karşı çıkış olasılığı olmasa da yargı bürokrasisinin kendini uyarlaması olanaksız olabilir. Örneğin bu sorunun üstesinden gelebilmek için Türkiye’de hukuksal değişmenin iki ayrı aşamasında yargı bürokrasisini yeniden şekillendirmek için iki ayrı hukuk eğitimi kurumu kurulmuştur. 1878’de kurulması kararlaştırılan Mekteb -i Hukuk ile 1925’de kurulan Adliye Hukuk Mektebi hukuksal değişimi kolaylaştırmayı amaçlıyordu.

Modern hukukun iki temel özelliğinden birisi, modern öncesi sistemlerde topluluk ya da grup bünyesinde kaybolan veya görünmeyen bireyi öne çıkarması; diğeri ise daha önceki hukuk sistemlerinden daha fazla soyutlamalara dayalı olmasıdır. Bu iki nitelik, temel hak ve özgürlüklerin asıl öznesi olarak bireyi kabul eden liberal hukuk sistemlerinin gelişmesinde önemli rol oynamıştır. Başka zamanlardaki ve yerlerdeki hukuk sistemleriyle karşılaştırıldığında, son birkaç yüzyılda şekillenen Batı hukuku, bireye atfedilen doğal nitelik ve verilen önem bakımından oldukça farklı bir manzara sergiler. Modern dönemlerde birey, toplumun temel birimi olarak düşünülür ve vatandaş olarak tek tek bireylere karşı gösterilen ilgi, hukukun odak noktasıdır.

Türkiye'nin geçirdiği sosyal ve kültürel değişim sürecinde hukuk sisteminde de değişimler yaşanmıştır. Osmanlı hukuk sistemindeki Mecelle'nin yerine, Türkiye Cumhuriyeti döneminde Medeni Kanun oluşturulmuştur. Değişen sosyal ve kültürel şartlara göre 1926 yılındaki Medeni Kanun'un 2001 yılında revize edilmesine ihtiyaç duyulmuştur.

Küreselleşme sürecinde uluslararası ve uluslarüstü kuruluşların bütün ülkelerin ekonomik, sosyal, hukuki vb. yapısına etkisi, denetimi ve etkileşimi yaşanmaktadır.

İnternet ve sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla hukuk sisteminin yeni sanal dünyaya uyumlu hâle gelmesi yaşanmaktadır.