Kriminoloji

Cezalandırılacak olan davranışların temelleri, nedenleri ve sonuçlarını hesaba katan ve yaptırıma bağlamayı öngören hukuk alanıyla kriminoloji ilgilenmektedir.

Kısaca “suç bilimi” olarak tanımlayabileceğimiz kriminoloji ceza hukukunun temellerini ve etkilerini açıklar. Kriminoloji, suç teşkil eden bütün davranışlarla ilgilenen ve bununla ilgili konuları inceleyen disiplinler arası bir bilimdir. Filozoflar, psikologlar, antropologlar, psikiyatristler, doktorlar ve avukatların yanı sıra sosyologlar, sosyal teorisyenler, kültürel analistler ve tarihçiler tarafından biçimlendirilmiştir.

Kriminolojide suçu açıklamaya yönelik olarak geliştirilen kuramlar, bireysel, psikolojik, biyolojik ve sosyolojik kuramlar olarak sınıflandırılabilir. Ayrıca bu kuramlar da kendi içinde çeşitlenmiştir. Bireysel kuramlardan; klasik, pozitivist ve coğrafi okul ve temsilcilerine yer verilmiştir.

Kriminolojinin Klasik Okul'u Fransız İhtilali'nden önce var olan hukuk sistemine ve ceza adaletine tepki olarak ortaya çıkmıştır. Klasik Okul, 18. yüzyılın ortalarında suçu ilk defa bilimsel bir yaklaşımla ele almıştır. Beccaria ve Bentham, bu ekolün önde gelen temsilcilerindendir. Klasik Okul'u (18. yy.) Pozitivist Okul (19. yy.) dönem olarak izlemiştir.

Pozitif ekol içerisinde yer alan düşünürler suçun nedenlerini pozitivist bir yaklaşım kullanarak, determinizm çerçevesinde incelemeye başlamışlardır.

Coğrafi Okul, Kartografil Ekol olarak da bilinir. Bu okula göre suç, sosyal koşulların gerekli bir sonucudur. Cografi faktörlerin suçlu davranışlar üzerinde etkili olduğunu belirtir. Bu etkiler; iklim, doğal kaynaklar ve yerleşim yerini içerir. Aynı zamanda Coğrafi ekol, bazen Ekolojik Ekol olarak da adlandırılır. Coğrafi Okul, sosyal ekoloji kuramlarının da temelini oluşturur. Temsilcileri; Montesquieu, Guerry ve Quetelet'tir.

Montesquieu, Kanunların Ruhu adlı eserinde ekvatora yaklaştıkça suçlulukta, kutuplara yaklaştıkça ise alkollü içeceklerin kullanımında bir artış olduğunu ileri sürmüştür. Guerry ve Quetelet ise üç özellikten bahsederler. İlki; suç oranları, farklı coğrafi bölgelerde büyük oranda değişmektedir. İkincisi, şahıs aleyhine işlenen suçlar güneyde ve sıcak mevsimlerde yüksektir. Mala karşı işlenen suçlar ise kuzeyde ve soğuk iklimlerde olmaktadır. Üçüncüsü ise bu özelliğin zaman içerisinde istikrarlı olduğudur.

Biyolojik kuramlar, suç davranışını açıklamada biyolojik faktörleri temel olarak ele almaktadırlar. Bu kapsamda beden yapılarındaki farklılıkları temel alan yaklaşımlar ve genetik yaklaşımlar olmak üzere iki farklı şekilde sınıflanmaktadır.

Beden yapısındaki farklılıkları temel alan biyolojik yaklaşım ilk pozitivistlerden olan Lombroso, Garafalo ve Ferri tarafından benimsenerek suçlu bireyi fiziksel özelliklerine göre tanımlamıştır. Adı geçen teorisyenler kalıtımsal kökenli olan geniş elmacık kemikleri, yassı burun ve kalın kaşlar gibi fiziksel anormallikleri suça eğilimli olmanın birer işareti olarak görmüşlerdir. Birçok araştırmacı suçlu davranışının nedeni olarak bireylerin beden yapıları üzerinde yaptıkları incelemeler sonucunda genelgeçer yargılara varmışlardır.

Psikologlar, tüm insan davranışlarını bazı zihinsel süreçlerin bir fonksiyonu olarak gördükleri için birçok kriminal davranışın bazı kişilik bozukluklarıyla ilişkili olduğunu kabul etmektedirler. Psikologlara göre kriminologlar, suçluluğu onu motive eden ve suç islemesine yol açan psikolojik süreçleri belirlemeden açıklama şansına sahip değillerdir.

Freud’a göre ego, idin eğilimlerini kültür çevresine uygun olarak gerçekleştirmek için çaba harcamaktadır. Zamanla süper ego, id ve egoya egemen olmak istemektedir. İçe atılan arzu ve dürtüler olumlu bir biçimde kendilerini ifade edemezlerse şekil değiştirerek ortaya çıkarlar. Meydana gelen çeşitli kompleksleri aşmak için bireyler suça yönelmektedirler. Bu durumda suç kompleksli bir kişinin bir çeşit savunması olarak açıklanmaktadır. Çeşitli psikoz tipleri suçların oluşumunda etkilidir. Nevroz türü hastalıklar sapmaların ve suçların temel kaynağı olarak görülmektedir.