Hukuk Sosyolojisinin Düşünsel Temelleri

Hukuk sosyolojisinin gelişimi nispeten yenidir. Bunun birkaç nedeni olmakla birlikte en belirgin nedeni, hukukun sosyolojik boyutlarıyla özel olarak ele alınmasının ya da ayrı bir disiplin şeklinde düşünülmesinin daha geç dönemlere rastlamasıdır.

Hukuk sosyolojinin gelişmesi, sosyologların hukuku ayrı bir nesne olarak görüp incelemelerinden ziyade hukukçuların sosyolojiye yönelmelerinin ve hukuku sosyolojinin teorik ve metodolojik araçlarıyla toplumsal açıdan yeniden değerlendirme girişimlerinin bir ürünüdür. Bu açıdan bakıldığında hukuk sosyolojisinin ayrı bir disiplin olarak doğması ve gelişmesi de doğal olarak daha çok hukukçular aracılığıyla olmuştur.

Çağdaş hukuk sosyolojisindeki gelişmelerin düşünsel temelleri, Avrupa’da özellikle Almanya, Fransa, Belçika ve Avusturya gibi ülkelerde atılmış, bu düşüncelerin Amerika’da farklı şekillerde tartışmaya açılmasıyla hukuk sosyolojisinde özellikle 2. Dünya Savaşı sonrasında önemli bir gelişim ivmesi yakalanmıştır. Hukuk sosyolojisinin doğuş ve gelişiminde Avrupa’nın etkisi büyüktür. Ancak Avrupa’daki tartışmaların Amerika’da gelişme ortamı yakalaması, Amerika’nın hukuk sosyolojisi alanında önemli gelişmeler kaydetmesine olanak sağlamıştır.

Amerika’daki okullardan ilki, Sosyolojik Hukuk Okulu, diğeri ise daha çok davranışçı yönelimleriyle öne çıkan Amerikan Hukuki Realizmi'dir.

Sosyolojik Hukuk Okulu hukuku insani menfaatlerin uzlaştırılması konusunda gerekli araçları araştıran ve ortaya koyan bir sosyal mühendislik olarak görürken Amerikan Hukuki Realizmi, formalist hukuka şüpheyle yaklaşan yeni bir anlayış geliştirmiş, hukuksal konulara pragmatist bir mantıkla yaklaşmış ve bunları ampirik verilerle değerlendirmeye yönelmiştir.

Hukuk sosyolojisinin gelişimindeki düşünsel temeller elbette Amerika’daki tartışma ve okullarla sınırlı değildir. Çağdaş hukuk sosyolojisinin bağımsız bir disiplin olarak gelişiminde Avrupalı düşünürlerin önemli etkileri olmuştur.

Çağdaş hukuk sosyolojisinin Avrupa’da pek çok düşünsel öncülü olmasına karşın, Eugen Ehrlich, Nicholas Timasheff ve George Gurvitch bu düşünürlerden öne çıkan isimlerdir.

Ehrlich "yaşayan hukuk" kavramını oluşturmuş ve hukuku sosyal yaşamın merkezi olarak görmüştür. Yaşayan hukuk, her toplumda gerçekten uygulanmış ve uygulanmakta olan hukuk anlamına gelmektedir. Ehrlic ise hukukun toplumsal boyutunu öne çıkararak yaşayan hukuku, devletin koyduğu kurallarda belirtilmemiş dahi olsa yaşama hâkim olan hukuk olarak tanımlamıştır.

Rus hukuk sosyoloğu Nicholas S. Timasheff için hukuk sosyolojisi pozitif normlardan çok genel olarak insan davranışlarını konu edinir. Timasheff için hukuk sosyolojisi yeni bir bilimdir ve genel olarak kabul edilen etik-hukuksal normlarca belirlendiği ve bu normları etkilediği ölçüde, toplumdaki insan davranışlarını konu edinir. Timasheff’te hukuk sosyolojisi, hukuk normlarıyla toplumsal davranışlar arasındaki ilişkiye dair nedensel yasaları bulmaya çalışır.

Hukuk sosyolojisinin kurucu isimlerinden olan Gurvitch ise "hukuksal çoğulculuk" ve "normatif olgu" kavramlarını geliştirmiştir. Ona göre hukuk olarak karşımıza çıkan her kural, toplum yaşamında belli bir toplumsal bağlantıyı sürdürmek, korumak, çözülmesini önlemek gibi bir işlevi yerine getirdiğinden, kendi altında yer alan gerçek toplumsal bağlantılara dayanmalıdır. Gurvitch’in hukuk sosyolojisi normatif olgudan yola çıkarak hukuksal plüralizmi ya da çoğulculuğu ortaya koymayı ve oradan da sosyal hukukun önemini vurgulamayı amaçlayan bir model üzerine inşa edilmiştir