İlk Asirdaki Raviler
Hz. Peygamber, Kur’ân -ı Kerîm ayetleriyle karıştırılır endişesiyle başlangıçta hadislerin yazılmasını yasaklamıştı. Ancak Kur’ân ayetleri Müslümanlar tarafından iyice ezberlendikten sonra ve onların artık başka şeylerle karıştırılma ihtimali söz konusu olmayınca bu endişe ortadan kalkmış, Hz. Peygamber de dikkatine ve titizliğine güvendiği sahabilerine hadislerin yazılması için izin vermişti. Bununla birlikte yine de hadislerin şifahi rivayetler hâlinde nakledilmesi hâkim bir gelenek olarak bir müddet daha devam etmiştir. Bunun ana sebeplerinden biri yazı malzemelerinin yaygın ve kolay temin edilir nitelikte olmaması ise diğeri de o dönemde yazılı malzemeye duyulan güvensizlikti. Zira yazılı malzemelere bazı eklemeler yapılabileceği gibi onların kaybolma riski de oldukça fazlaydı. Bu yüzden ilk dönemlerde hafıza gücüne daha çok güven duyulmuştur. İster hafızadan ister sahip olduğu yazılı bir metinden olsun hadisleri nakleden kişilere ravi adı verilmiştir.
Hz. Peygamber’in hadisleri sonraki nesillere insanlar vasıtasıyla rivayet edilmiştir. Bu rivayeti gerçekleştiren ve râvî adı verilen bu kişilerin rivayetlerinin kabul edilebilmesi için başta adalet ve zapt olmak üzere belli bazı vasıflara sahip olmaları gerekir. Bu vasıflara sahip olan kişilere sika ravi denir ve rivayetleri kabul edilir.
Çeşitli tabakalar hâlinde gruplandırılan ravilerin ilk ve en önemli tabakası sahâbîlerdir. Hz. Peygamber’i Müslüman olarak gören kişi anlamına gelen sahabeyi İslâm âlimleri, çeşitli ayet ve hadislerin delaletlerinden hareketle adil kabul ederler. Ashâbın adil kabul edilmesinden maksat, onların Hz. Peygamber’e asla yalan isnat etmemeleridir. Unutma ve yanılma gibi insani hâller gayet tabii onlar için de söz konusudur. Sahabeler de rivayet ettikleri hadislerin sayısına göre kendi içlerinde muksirûn ve mukıllûn diye ikiye ayrılırlar. Binden çok hadis rivayet edenlere muksirûn, daha az rivayet edenlere mukıllûn denilir. Ayrıca ilmî ehliyeti itibarıyla bazıları da fakih sahabe olarak diye bilinir.
Rivayette ikinci halkayı teşkil eden nesle tâbiûn tabakası adı verilir. İslâm ümmetinin en hayırlı ikinci nesli Kabul edilen tâbiîler, ashab -ı kiramı gören ve onlardan hadis rivâyet eden kişilerdir. Bunlar Hz. Peygamber’in hadîslerini ashâb -ı kiramdan alıp sonraki nesillere aktaran aracı görevini ifa etmişlerdir. Tâbiîler içersinde fukaha -i seb’a diye bilinen, ilmî ehliyetleri itibarıyla ayrı bir konuma sahip olan kişiler de vardır.
Râvîler tabakasının en önemlileri kabul edilen ilk üç tabakanın üçüncüsü etbâu’t -tâbiîn tabakasıdır. Bunlar, tâbiîlerin sahâbelerden öğrendikleri hadîsleri alarak kendilerinden sonraki nesle intikal ettirmişler ve böylece üçüncü asırda yazılan temel hadîs kaynaklarına vücut vermişlerdir.
İkinci ve üçüncü halkayı teşkil eden tâbiûn ve etbâu’t -tâbiîn tabakası, sahâbîlerden farklı olarak hem adalet, hem de zapt açısından tenkide tabidirler.
Hadis rivayetinde ismi geçen sahabe, tâbiûn ve tebeu’t -tâbiîn neslinin her birini tanıtmak amacıyla biyografileri için müstakil kitaplar telif edildiği gibi, bütün ravileri toplayan eserler de kaleme alınmıştır.