Sünnetin Dindeki Yeri ve Önemi

Dinimizin temel kaynakları Kur’an ve sünnettir. Bu iki kaynak etle tırnak gibidir. Bu iki kaynağı birbirinden ayırmak ve sadece Kur’an’la yetinmek etle tırnağı birbirinden ayırmak gibidir. Sünnet, Kur’an’ın yorumu ve beyanıdır; pratiğe sokulmuş, somutlaşmış, ete ve kemiğe bürünmüş hâlidir. Sünnet olmazsa Kur’an, teoride kalma riskiyle karşı karşıyadır.

Sünnet, vahiyle muhatap olan ve Kur’an’ın ifadesiyle “Yüce bir ahlaka sahip olan” Hz. Peygamber’in uygulamalarıdır. Bu durumda sünnetin dindeki yerini anlamak öncelikli olarak Hz. Peygamber’in Kur’an’daki konumunu anlamakla eş değerdir. Kur’an’a baktığımızda Hz. Peygamber’e itaat ve ittiba üzerinde ısrarla durduğu görülür. Kur’an’ın beyan ettiğine göre Hz. Peygamber’e itaat farzdır. Hz. Peygamber’e uymak Allah sevgisinin bir göstergesidir. Hz. Peygamber’e itaat Allah’ın rahmetine kavuşma sebebidir. Hz. Peygamber’e itaat cennete girme ve kurtuluş vesilesidir. Hz. Peygamber’e itaat amellerin boşa gitmemesinin garantisidir. Hz. Peygamber’in emirlerine uymak; nehiylerden kaçınmak ona itaatin gereklerindendir.

Hz. Peygamber'in sünneti sıradan bir insanın din yorumu değil, vahye doğrudan muhatap olan bir yüce şahsiyetin her daim Allahu Teala'nın kontrolünde olmak kaydıyla vaz ettiği prensipler bütünüdür, bu yüzden dinî deliller hiyerarşisinde Kur'ân -ı Kerim'le birlikte daima en üstte ve icma, kıyas, sahabi kavli vb. delillerden ayrı bir yerde durur. Kur'ân -ı Kerim ve Sünnet bütün dini delillerin esas dayanağı olan iki asıl, yani kaynaktır. Hz. Peygamber, bir peygamber olmak hasebiyle hatadan korunmuş olduğundan, O'nun sünneti de daima Allah'ın kontrolü altındadır ve kaynağını bizzat ondan almaktadır.

Bunların yanında Kur’an Hz. Peygamber’e sevgi ve saygıyı esas kılmakta; eziyet ve isyanı ise yasaklamaktadır. Kur’an’ın beyan ettiğine göre Hz. Peygamber, söz ve davranışlarıyla güzel ve mükemmel bir örnektir. Hz. Peygamber’in yolu ve hayat tarzı, yolların en güzelidir. Hz. Peygamber’e hikmet verilmiştir; onun söz ve davranışları da hikmetlidir, hikmete dayalıdır. Kurtuluş, Hz. Peygamber’e itaat etmeye ve onun sünnetine yapışmaya bağlıdır. Hz. Peygamber Kur’an’ı açıklamakla yükümlüdür. Hz. Peygamber’in haram ve helal koyma yetkisi vardır. Bunlarla birlikte bizzat Hz. Peygamber de Kur’an’la yetinmeyi ve sünnetten çıkıp bid’at yollara sapmayı yasaklamıştır.

İslam Hukuku’ndaki deliller sıralamasında sünnetin Kur’an’ın ardından ikinci sırada zikredilmesi onun sabit oluşuyla ilgili bir meseledir. Sünnetin sabit oluşu Kur’an gibi olmadığından tarih içerisinde araya zan girmiş ve sünnet ikinci sırada zikredilmiştir. Gerçekte sahabenin Hz. Peygamber’le iletişimi göz önünde bulundurulduğunda söz konusu zannilik olmadığı için Efendimize tam bir teslimiyet ve bağlılığın olduğu görülür. Çünkü Hz. Peygamber hayattayken sünnetin sübutu gibi bir problem yoktu. Sahabenin gözünde Kur’an’ın değeri neyse onu kendilerine ileten Hz. Peygamber’in söz ve davranışlarının değeri de oydu.

Kısaca ifade etmek gerekirse tarih boyunca sünnet, dinin Kur’an’dan sonra ikinci kaynağı olarak görülmüş, sünnetin kaynak oluşunu hem Allah hem de Rasûlü pek çok kere vurgulamıştır. Kur’an’ın ilk muhatapları olan sahabe sünnete sıkı sıkıya bağlanmıştır. Sünnetten sapma Kur’an’dan sapma olarak değerlendirilmiş, sünnetin dinin kaynağı olmadığı yönünde itirazlar olmuşsa da, bunlar itibar görmemiştir. Özet