Sünnetin Kaynaklık Değeri
Hz. Adem ile başlayan ve kendisiyle biten nübüvvet geleneğinin son halkası olan Hz. Peygamber, Kur’an’ın hedefini gerçekleştirmiştir. “Sen büyük bir ahlak üzeresin” ifadeleriyle Rabbinin iltifatını alan Hz. Peygamber, yaşantısı, uygulamaları ve verdiği hükümlerle aldığı vahyin, nasıl anlaşılması ve nasıl uygulanması gerektiği konusunda gerekli olan açıklamaları da yapmıştır.
Bu bağlamda Hz. Peygamber,
Kendisine vahyedilen ayetleri, insanlara tebliğ etmiş ve dolaysıyla onların nasıl okunacağını da göstermiştir.
Gayr-i Müslim unsurlara karşı sadece tebliğle sınırlı kalan misyonu; kendisine tabi olanlara karşı, onların anlayabileceği ve uygulayabileceği formu oluşturmak için, gerektiğinde sorulan soruları cevaplandırmış; sorulmasa bile lüzum gördüğü yerlerde gerekli açıklamaları yapmıştır. Dolayısıyla vahyin nasıl anlaşılacağını ve nasıl uygulanacağını da insanlara hem izah etmiş ve hem de bir kul olarak kendi hayatında uygulamıştır. Tebyin görevinin açılımı olan ve Hz. Peygamber’in uygulamalarını ifade eden sünnet/hadis, bu anlamda dinin ve medeniyetin kurucu metni olmuştur.
Uygulamaları, ahlakı, ilkeleri ve hassasiyetleriyle övülen ve üstün ahlak sahibi olan Hz. Peygamber, dünya durdukça Müslümanlar için rol model, yani üsve-i hasene / güzel örnek olarak takdim edilmiştir.
Hz. Peygamber’in sünneti, dine kaynaklık etmesi açısından Kur'an'dan sonra ikinci sırada yer almış ve tüm mezhepler, İslam'ın temel kaynaklarından birinin sünnet olduğunu kabul etmişlerdir. Uygulamalarını ve fetvalarını da bu ikisinin ışığında şekillendirmişlerdir.
Hz. Peygamber'in müstakil hüküm koyması, her ne kadar bazı tartışmalara sebebiyet vermişse de İslam Fıkhının birçok meselesi sünnet ile hükme bağlanmıştır. Örneğin kadının hala ve teyzesinin üzerine nikâhlanmasının (Buhari, Nikah, 67/27 (c.6, s.128) ve babaların karşılıklı olarak mehir vermeksizin kızlarını değişmesi anlamına gelen şiğar nikahının (Buhari, Nikah, 67/28 (c.6, s.128) ve geçici nikah anlamına gelen mut’a nikahının haram kılınması sünnet ile gerçekleşmiştir.
Dolayısıyla Sünnet İslam dininin Kur'an'dan sonra gelen ikinci ana kaynağı konumundadır. Bu nedenle İslam'ın doğru anlaşılması noktasında bir müslümanın sünnetten müstağni kalması düşünülemez.