Kriz Haberciliği

Kriz ve Krizin Tarafları

Kriz kavramı, beklenmedik ve ani bir biçimde gelişen, çeşitli biçimlerde yaşamın gündelik akışını kesintiye uğratma ve var olan toplumsal düzeni sarsma potansiyeli taşıyan bir olay ya da olaylar dizisine göndermede bulunur. Savaş, terör, saldırı, hastalık, iktisadi bunalım, siyasal çalkantı, doğal afet ve kaza gibi kriz durumları farklı toplumsal, ekonomik, siyasal ve moral olguların çeşitli biçimlerde iç içe geçmesiyle görünürlük kazanmaktadır.

Kriz durumunun genel özellikleri şöyle sıralanabilir; beklenmedik bir şekilde ortaya çıkar, bir sorun oluşturur, hızlı müdahale gerektirir, toplumda merak uyandırır, çok sayıda insanı etkiler.

Habercilik pratiklerinde, gazeteci açısından bir başarı fırsatı olarak görülebilen bu tür durumlar, medya organları için de izlenme ya da okunma oranını ve buna bağlı olarak kârı arttırıcı malzemeler sağlamaktadır. Dolayısıyla özellikle kriz dönemlerinde gazetecilik etik ihlalleri söz konusu olmakta, toplumsal psikolojiyi olumsuz yönde etkileyen yayınlar gerçekleştirilebilmektedir.

Herhangi bir kriz durumunda, medya, devlet kurumları ve toplum arasındaki iletişim ya da etkileşimin niteliği öne çıkmakta, karşılıklı beklentilerin yerine getirilmesi ve amaçlara ulaşılabilmesinde önemli bir rol oynamaktadır.

Herhangi bir kriz durumunda enformasyon, toplum nezdinde özellikle de toplumsal yaşamı tehdit eden unsurlar söz konusuysa önemli ve güçlü bir ihtiyaç olarak ortaya çıkmaktadır.

Kriz ortamının karmaşası içinde ortaya çıkan bilgi kirliği bağlamında, insanlar çoğunlukla ulaştıkları bilgilerin gerçekliğini sınayamayacak durumdadır ve konuya dair eleştirel bir bakış açısı geliştirebilmeleri de çok zordur. Dolayısıyla toplumun doğru ve güvenilir enformasyona olan ihtiyacının karşılanması, karmaşanın önlenmesi ve farkındalık oluşturulabilmesi konusunda sorumluluğun büyük kısmı devlet ve medyaya düşmektedir.

Kriz dönemlerinde kitle iletişim araçları; bilgi akışını sağlama, bilgiyi güncelleme, sorunları dile getirme, kitlelere rehberlik etme gibi işlevlere sahiptir.

Medya, devlet ve kamu yararı adına, olağanüstü durumlara yönelik farkındalık oluşturma, risk önleme ve tedbir alma, süreci takip etme ve denetleme, müdahale süreçlerine ve toplumsal rehabilitasyona destek sağlama gibi olumlu roller de üstlenmektedir.

Kriz Haberciliği

Kriz haberciliği konusunda medyanın ticari kaygıları çoğu zaman sorumlu yayıncılık anlayışının önüne geçmektedir. Bu da kriz konusunda olgusal gerçekliği aktarma ve bilgilendirme amacı yerine, şiddet içerikli görsel öğeler üzerinden seyirlik metinler üretme, bireysel mağduriyetleri hikayeleştirerek daha çok izleyici ya da okuyucuyu çekmeye odaklanılmakta, dolayısıyla insanların merakını tahrik etme, korku ve panik havasını körükleme gibi olumsuz sonuçlar doğurabilecek bir yayıncılık anlayışı kabul görmektedir. Medyanın, kamu yararı ilkesiyle hareket edip, mesleki ve toplumsal sorumluluğa sahip olmasının elzem olduğu kriz dönemlerinde, resmi/yetkili makamların ya da devlet kurumlarının da medyanın beklentilerini karşılamaları ve bu sorumluluğa ortak olmaları gerekmektedir.

Bilgi kirliliğini ve kaosu önlemek adına, devlet kurumları bünyesinde kriz sürecinde medya ile iletişimi organize edecek, hangi mesajların nasıl verileceğini, kimin neyi ne zaman ve nerede söyleyeceğini belirleyecek “medya iletişim merkezleri” kurmak bu noktada ilk adımı oluşturacaktır.

Medya organlarında da krizler konusunda tecrübeli insanlarla çalışmak, örgütiçi eğitimlerle bu alandaki profesyonelliği arttırmak hedeflenmeli, bu yolla krizlerle mücadele süreçlerine katkı sağlanmalıdır.