Sosyal Hayatla İlgili Problemler I

İslam, kadınların sosyal ve hukuki durumlarında büyük değişiklikler yapmış ve insan olarak her iki cinsin Allah karşısındaki sosyal ve hukuki statülerinin eşit olduğunu vurgulamıştır. Fakat bu eşitlik mutlak eşitlik şeklinde değildir. Kadın ve erkeğin mutlak eşitliği fikri, diğer bir ifade ile kadının erkek olma arzusu, kadını insani boyutlardan koparır. Bu itibarla zorunlu eşitlik alanlarının ötesinde kadın ve erkeğin birbirini tamamlayacağı fikri esas alınmalıdır.

İslam, erkek ve kadının hangi işlerde çalışması gerektiğini toplum ve ailede kadın ile erkek arasındaki iş bölümünü bağlayıcı metinlerle belirlememiş, kararı ve uygulamayı müslümanlara, örf ve adete, fayda ve maslahata bırakmıştır.

Kadınlar, umumi velayetten men edilmiş değillerdir. Küçük çocuk ve nakıs ehliyet sahiplerine vasi olabilir, malların idaresi konusunda vekil olabilir, şahit olabilir ve kaza işlerini yürütebilirler. Kadınlar bu vazifelerini hem erkeklere hem de kadınlara karşı yerine getirirler.

Nisa suresi 34. ayette yer alan ve genellikle: “Erkekler kadınlar üzerine hakimdirler.” şeklinde çevirisi yapılan “kavvam” kelimesi ile kasdedilen, erkeğin yönetici olmasından ziyade; fizyolojik yönden daha zayıf olan kadını koruyucu, gözetici ve ondan sorumlu olmasıdır. Kurumsal bir yapının olduğu yerde bir yöneticiye ihtiyaç var. Bu, ailede erkektir. Yönetici demek bu günkü gibi yetki kullanan değil, sorumluluk üstlenen ve istişare ile idare eden, kurumu ayakta tutan, götüren kişi demektir. Konuyla ilgili ayetler bir bütünlük içinde değerlendirildiğinde bu sonuca varılır. Bu şekilde erkeğe tanınan inisiyatif, birinin diğerine egemenliği anlamına gelmeyeceği gibi, kadınların siyasi faaliyetlerde bulunamayacakları anlamına da gelmez. Siyasi temsilde kadınlara eşitlik tanınmalı, siyasi ve kamusal nitelikteki kararlara erkekler gibi kadınlar da katılabilmelidir.

“İşlerini kadına tevdi eden bir kavim asla felah bulamaz.” hadisini de şu şekilde değerlendirmek mümkündür. Günümüz hukuk literatürlerindeki devlet modelleri ile ilgili tariflere benzer bir devlet tanımı hakkında kitap ve sünnette sarih bir işaret bulabilmek mümkün değildir. Ancak şura’ya riayet edilmesi, adil olunması vb. değişmez ilkelerden söz edilmektedir. İş ve yönetimlerin şura ile yürütülmesi İslam’ın tavsiyesi olduğuna ve kadın da istişare ehliyetine sahip olduğuna göre, bunların devleti yönetmelerinde bir sakınca bulunmamaktadır. Zira böyle bir sistemde mutlak idareci yoktur, yetki dağılımı söz konusudur. Ayrıca, bu hadisin genel bir kanun gibi ele alınmaması ve bu sözün söylenmesini hazırlayan sebeplerin dikkate alınması gerekir. Hz. Peygamber, bu ifadesi ile genel bir kaideyi zikretmemekte, bilakis belli bir toplumun akibetini haber vermektedir.

Halvet ve ihtilat konusunda şunları söylemek mümkündür. Yasaklanan “ihtilat” değil, “halvet”tir. İhtilatın yasaklandığını düşünecek olursak bu takdirde hiçbir kadının evinden dışarı çıkmaması ve hiç himseyle hiçbir yerde aynı ortamda bulunmaması gerekir ki bu durum, Kur’ân’ın ilkelerine ve Asr-ı Saadet dönemindeki uygulamalara ters düşmektedir.