Sembolik Bir İnşa Olarak Gündelik Yaşam: Sembolik Etkileşimcilik
19. yüzyıl sonlarında mikro sosyolojik bir yaklaşım olarak değerlendirebileceğimiz Sembolik Etkileşimci Yaklaşım'ın düşünsel kökenleri üzerinde durulmuştur. Bireyin çevresel uyaranlara verdiği gözlemlenebilir tepkiler üzerinden davranışı açıklamaya çalışan davranışçılık akımını psikolojik indirgemeci olarak nitelendiren sembolik etkileşimci anlayış, bireyin uyaranlara tepkide bulunan ve davranışları önceden tahmin edilebilen basit bir mekanizma olmadığını belirtmiştir.
Sembolik Etkileşimci Yaklaşım, psikoloji eksenli davranışçı teorilerin birey eylemini çevresel etkilerin yarattığı dürtülere indirgeyen açıklamalarını reddettiği gibi toplumsal yapıları ön plana çıkaran, bireyin rolünü göz ardı ederek tarihsel kurumlar ve normlar üzerinden davranışı ele alan sosyoloji geleneğini de eleştirmektedir.
Pragmatizm felsefe geleneği, gerçeklik ve anlam gibi kavramların, bireylerin ilişki içerisinde olduğu nesnelerin onlara ne kazandırdığı ya da ne gibi etkiler yarattığı ile ilgili olduğunu öne sürmektedir. Böyle bir anlayış, gerçeklik ve anlamın bağlama göre değişebileceğini, anlamın dinamik bir olgu olduğunu ifade etmektedir. Pragmatist felsefe geleneğinden etkilenen Sembolik Etkileşimci Yaklaşım, anlam ve kurallar bütününün dışarıda ve değişmez bir doğası olduğunu düşünen pozitivist sosyoloji geleneğini eleştirerek, toplumsal aktörler olarak bireylerin ve etkileşim sürecinin anlamı ortaya çıkardığını vurgulamaktadırlar.
Etkileşimin Sosyolojik Boyutları
Sembolik Etkileşimci Yaklaşım bireyin toplumsal gerçekliği oluşturmada ve bu gerçekliği yorumlamada önemli bir rolü bulunduğunu ortaya koymaktadır. Bu anlamda toplumsal eylemi anlamak için, öncelikle bağlamı dolayısıyla toplumsal eylemin öznesi olan bireyi ve etkileşim sürecini anlamak gerekmektedir. Sembolik Etkileşimciler, bireyleri kendi davranışlarını diğer bireylerin tepkilerine göre sürekli olarak ayarlayan dinamik özneler olarak görme eğilimindedirler. Bireylerin kendi davranışlarını başkalarının tepkileri üzerinden yorumlamasının yolu, gündelik yaşamda karşılaşılan ilişkiler ve sembollere yüklenen anlamlar aracılığıyla ortaya çıkmaktadır.
Benlik ve Sembolik Etkileşim
Bireyler doğuştan itibaren bir benliğe sahip olmazlar. Benlik, gündelik hayatta karşılaşılan ve diğer bireylerin bireyin kendisine karşı tepkilerini de hesaba katan toplumsal etkileşim süreci içerisinde ortaya çıkar. Benliğin oluşumunda bireyler kendi değerini başkasının gözünden değerlendirme ve genelleştirilmiş ötekilerin beklentilerinin ne olduğuna dair soyutlamalar yapma yoluyla kendi amaçlarını gerçekleştirmeye çalışırlar. Benlik bu anlamda karşılıklı etkileşime açık, dinamik bir süreci ifade eder.
Bireyler gündelik yaşam içerisinde sayısız farklı rolün gereklilikleri ile karşı karşıya kalmaktadırlar. Bu bakımdan bireyler evde eş, stadyumda taraftar, konserde seyirci, okulda öğrenci rollerinin gerekliliklerini toplumsal bağlama uygun bir biçimde gerçekleştirmeye çalışırlar. Kimliklerin akışkanlığı, toplumsal etkileşime ve bu etkileşim sonucu oluşacak sayısız beklenti biçimlerine bağlıdır. Toplumsal eylemi incelemek isteyen bir araştırmacının, mevcut bağlamı anlayabilmesi için; kendisini eylemde bulunan bireyin ve toplumsal etkileşim içerisindeki diğer bireylerin yerine koymaya çalışması gerekmektedir.
Toplumsal eylem, apiriori olarak öne sürülen ilkelerin kılavuzluğunda değil, toplumsal etkileşim sürecini, eyleyenler gözünden deneyimlemeye çalışarak anlaşılmalıdır. Bu bakımdan toplumsal olguları anlamanın yolu etkileşim biçimlerini de sürecin içerisine dahil eden bir bakışla bağlamın bilgisini dikkate almaktan geçmektedir.