Fenemonoloji ve Gündelik Yaşam

Giriş

İnsan, kendinden önce yaşayanların hazırladığı bir kurulu yapının içinde dünyaya doğar ve yapılandırılmış bir durum içinde sosyalleşme süreci içinde yaşantısını sürdürmeye başlar. Yaşamını sürdürdüğü sosyal çevresindeki insanlar ve onların yaşamından etkilenerek ve onları etkileyerek gündelik yaşamını gerçekleştirmektedir. Evinden çıkıp işine, okula giderken; büfeden gazete alırken, öğlen yemeğini yerken, mesaisini tamamlarken, arkadaşlarıyla tatil planları yaparken hep içinde olduğu veya etrafındaki insan ilişkilerinden etkilenmekte ve onları etkilemektedir. Her biri birer rutin olan bu eylemler dizisi, bireyin gündelik yaşamını oluşturmaktadır.

Fenomenoloji

Gündelik yaşamın nasıl gerçekleştiği, birey gündelik rutinlerini nasıl oluturduğunu; bu noktada kendisine verilen rolleri harfiyle uygulan mı yoksa çevresindekilerden etkilenirken kendisi de olayların farkında mı olup olmadığını anlamaya açıklamaya çalışan kuramlar bulunmaktadır. Gündelik yaşama ilişkin çözümleme yapan bir kuram da fenomenolojidir. Önde gelen temsilcileri Husserl ve Schutz olan teori sembolokik etkileşimcilerden ve özellikle M. Weber'den etkilenmiştir. Weber'in "anlama/özel anlayış" kavramı, fenomenolojinin toplumsal yaşantıyı değerlendirmesinde önemli yer işgal eder. Gündelik yaşamı açıklarken"nesnelleştirme", "dışşallaştırma" ve "içselleştirme" kavramlarını kullanan teori, "askıya alma", "parantez içine alma" yöntemlerini önerek, bireyin rutinlerini gerçekleştirken kullandığı geleneksel bilinç yüklemelerinden arındırılması gerektiğini savunur. Paranteze veya askıya alma yöntemiyle bireyin gündelik yaşamını kurarken deneyimlediği işleyişilere, onu etkileyen mekanizmalara odaklanmakta ve bu oluşumu açıklama yapmayı amaçlamaktadır.

Husserl'ın "şeylere dönelim yeniden" sloganıyla, hergünkü greçekliğin zamanla birikmiş olan toplumsal olarak yapılandırılmış, sorgulanmadan kabul edilmiş bir fikirler sisteminin sorgulanması gerektiğini önermektedir. İçinde doğduğumuz ve farkına varmadan içselleştirdiğimiz geleneksel yaşamımızdaki pratiklerin nasıl bireyi etkisi altına aldığını, bu sürecin nasıl işlediğini açıklamayı hedeflemektedir. "Şeylere dönerken" Husserl, yaşamızı biçimlendirirken doğal olarak benimsediğimiz yatkınlıklarımızı ve bu yatkınlıklarımızın arkasındaki dinamikleri açıklığa kavuşturmaktadır. Bu yöntemin, sürecin birey ve toplumdaki yerinin belirlenmesi açısından oldukça fonksiyonel olacağı, kuramın önde gelen temsilcilerin üzerinde durduğu genel konuların başında gelmektedir.

Fenomenoloji fizik dünyadaki gibi asla değişmeyen ve tüm insanlar için aynı olan "gerçek" bir dünyanın olmayacağını, aksine birey algı, anlama ve tanımlamalarına dayalı olarak "çoğul/ çoklu gerçeklikler"in olabileceğini savunur. Bireyin dışında ve bağımsız bir gerçekliğin olmadığını, bireyin tanımlamalarıyla ve bireyler arası etkileşimle toplumsal olarak yeniden üretilen gerçeklikler bahseder. Kurama göre gerçeklikler bizim dışımızda değil; bizim belli etkileşimlerle ürettiğimiz "şeyler"dir. Kişinin cinsiyeti, yaşı, eğitimi, yaşama yeri, kültürü, aile yapısı, öncelik ve beklentilerinden bağımsız bir gerçekliğin var olamayacağını; gerçekliğin toplumsal bir inşa süreci içinde olduğu, kuramın başlıca savları arasındadır. "Yaratıcı sosyologlar" olarak fenomenologları nitelendiren B. Morris, bunların ortak varsayımlarının "insanların yalnızca toplumsalgerçekler ve güçlerin etkisi altında kalmadıkları, sürekli olarak başkalarıyla etkileşerek kendi toplumsal ortamlarını biçimlendirip "yarattıkları" olduğunu belirtir.

Fenomenoloji, bireyin gündelik yaşantısında kendinden önceki yaşantılarından yapılandırılmış "bilgi stokları"ndan faydalandığını ancak her zaman onun direkt etkisinde kalmadığını ona kendi ilişkileri, etkileşimleri, algılama ve anlamlandırmalarıyla onu dönüştürerek yeniden ürettiğini ileri sürer.