De Stijl ve Art Deco
De Stijl
Hollanda’da De Stijl hareketi, yeni bir sosyal düzen altında yaşayan bir kuşağın gereksinimlerini karşılamak amacıyla, bir ifade biçimi olarak ortaya çıkmıştır.
Theo van Doesburg, 1917’de Hollanda’nın Leyden kentinde grubu kurmuş ve grubun diğer üyeleri, Bart van der Leck, Piet Mondrian ve Vilmos Huszár gibi ressamları, heykeltraş Geores Vantongerloo’yu, yazar Anthony Kok ve J. J. P. Oud, Robert van’t Hoff, Jan Wils’i ve mimar Gerrit Rietveld’i içermiştir.
De Stijl sanatçıları, geometrik saflık lehine, doğal biçimleri reddetmişler; özellikle soyut nesnelciliği başarmak adına dikdörtgeni kullanmışlardır.
Nötr renklere ek olarak, ana renklere bağlılıkları, minimalist duyguyu yansıtmıştır.
Piet Mondrian, bu sanatsal anlayışı Neo-Plastizm olarak adlandırmıştır.
De Stijl sanatçıları, sanat ve günlük yaşamın ayrılmaz şeyler olacağı sosyal ve sanatsal bir devrime inanmışlardır.
De Stijl, yeni estetik saflığı ilan etmesinden dolayı genellikle ilk modern tasarım hareketi olarak kabul edilmektedir.
Çizgi, şekil ve renk gibi tasarımın öğeleri, en yalın biçimlere indirgenmiş; diyagonaller, eğriler ve düzensiz çizgilerden kaçınılmış; sadece dikey ve yatay çizgiler, ana renkler, daha karmaşık renklerin dışlanmasıyla kullanılmıştır.
Sadece ana renkler (kırmızı, sarı ve mavi), “saf gerçekliğin” “soyut ifadesini” yaratmak adına siyah, beyaz ve griyle bağlantılı olarak kullanılmıştır.
Manifesto, hâkim olan dogmalara karşı yeni bir vizyonu, yeni bir plastik sanatı ve bireyciliği ön plana çıkarmayı amaçlamıştır.
En temel şekil ve renkler aracılığıyla yeni yalınlaştırılmış imgelem ve yeni mekânsal konseptler, kullanılmaya başlanmıştır.
Theo van Doesburg, De Stijl dergisinin ana editörü olarak, halkın ilgisini toplamış ve bir çeşit uluslararası avangard sanatın sözcüsü olmuştur.
Bu avangard sanat anlayışı, Mondrian’ın Neo-plastik resimleri, El Lissitzky’nin Konstrüktivist çalışmaları, Kurt Schwitters’in Dadaist kolajları ve şiirleri ve Gerrit Rietveld’in sandalyeleri gibi geniş üslupsal çeşitliliği benimsemiştir.
Tasarımcılar; düz yatay ve dikey çizgileri, katı dikdörtgen blokları, asimetrik sayfa düzenini, grafik sayfa düzeni içerisinde grid ve sütun anlayışını ve geleneksel harflerin gereksiz süslemelerinden kaçınarak; sans serif yazı karakterinin versiyonlarını kullanmışlardır.
De Stijl hareketi, yalnızca, güzel sanatlardaki gelişmeleri etkilememiş, aynı zamanda mobilya, tekstil, grafik ve mimarlıkta da geniş bir tasarım yelpazesini geliştirmiştir.
Art Deco
İdeolojisiz saf bir üslup olarak gelişen Art Deco, modern teknolojinin boyutunu, gücünü ve hızını ifade eden aerodinamik, geometrik tasarımlarla makine çağı estetiğini yansıtmıştır.
Art Deco’nun özü, özellikle Kübizm, Fütürizm, Vortizm, Konstrüktivizm, Viyana Aynılıkçılari ve Purizm gibi modern sanat üsluplarını yansıtmış; Mısır, Asur ve İran’ın ekzotik kültürlerinden eski geometrik tasarım öğelerini içinde barındırmış ve çok geniş halk kitlelerine ulaşmıştır.
Art Deco tasarımcıları çalışmalarında, yalnızca makine çağı kültürünün görkemini, fütürist vizyonu, hızı, lüksü, zerafeti, egzotizmi, zerafeti betimlememiş; aynı zamanda tüketim toplumu için etkili bir kodu yaratmışlardır.
Art Deco döneminde ticari sanat, saygın bir meslek olmuş ve grafik tasarımcı kavramı diye bir şey doğmuştur.
Art Deco tasarımcıları, geometrik ve çizgisel biçimselliğe, geometrik soyutlamaya ve yalınlığa çalışmalarında etkin olarak yer vermişlerdir.
Optik yalınlığa önem vermişler ve eksiltme, anahtar rol oynamıştır.
Gözler iki nokta olmuş; arka plan ayrıntısı, azaltılmış ya da ortadan kaldırılmıştır.
Süsleme, kontrol altına alınmıştır.
Beyaz alan, tasarımın önemli bir öğesi olarak kullanılmıştır.
Karmaşık görsel mesajları hızlı bir şekilde iletmek adına sembollerin ve soyutlamanın kullanımına dikkat çekilmiştir.
Çarpıtma ya da gerçekliğin transformasyonu, Art Deco çalışmalarının birincil tasarım özelliği olmuştur.
Tasarımcılar gerçek dünyayı betimlememişler; onu önermiş ve yorumlamışlardır.
Perspektif ve oranın çarpıtılması, çalışmalarda etkin olarak gösterilmiştir.
Çarpıtma özelliği, büyüklük, hız, güç, titreşim ve dinamizm illüzyonlarını yaratmıştır.
Afiş sanatına panoramik, diyagonal, dramatik perspektif egemen olmaya başlamıştır.
Art Deco tipografik üslubunda sans serif yazı karakterleri kullanılmıştır.
Art Deco, çarpıcı geometrik şekiller ve motifler ve koyu (kalın), aerodinamik yazı karakterine güçlü bir vurguyla sadık kalmıştır.
Adolphe Mouron Cassandre, Charles Loupot, Jean Carlu, Pierre Fix-Masseau ve Paul Colin, 1920’ler ve 30’larda Fransız Art Deco afişlerinin üslubunu belirleyen en tanınmış afiş tasarımcılarıdır.
İtalya’da Marcello Dudovich, Sepo (Severo Pozatti) ve Giuseppe Riccobaldi, illüstratif afiş tasarımında öncü tasarımcılar olarak düşünülür.
İngiltere’de McKnight Kauffer, savaşlar arasında en etkili tasarımcılardan biridir. Sadece Londra metrosu için 120’nin üzerinde afiş tasarlamıştır.
İsviçre’den en tanınmış grafik tasarımcıların bazısı, Otto Baumberger, Hugo Laubi, Otto Morach, Niklaus Stoecklin ve Herbert Matter’ı içerir.
Amerika’da Art Deco, bazen art moderne, jazz style ya da streamline olarak adlandırılmıştır.
Geometrik soyutlamayı ve çizgisel biçimlendirmeyi kullanan afiş sanatçıları, o dönemde hâkim olan tipografiyi yetersiz bulmuşlardır. Cassandre gibi birtakım tasarımcılar, afişleri için yazı karakterleri tasarlamışlar; çoğu, yeni sanatın soyut üslubunu yansıtan, işlevsel görünen sans serif yazı karakterlerini benimsemişlerdir.