Rus Biçimciliği ve Dilbilim Ekolü

Edebiyat yapıtlarına yönelik eleştiri yirminci yüzyıla kadar, edebiyat dışında başka bilim dallarının ölçütlerine göre şekillenmiştir. Bunlar, ahlak, felsefe, psikoloji, sosyoloji, antropoloji vb. bilimlerdir. 1914’lerde Rusya’da başladığı düşünülen Rus Biçimciliği akımı ise edebiyat yeni ve farklı bir bakış açısı kazandırmıştır. Aynı zamanda edebiyat bilim ya da yazınbilim alanının da Rus Biçimciler ile kurulduğu söylenebilir. Bu yaklaşımın temel dayanağı ise, edebiyat bilimi bağımsızlaştırarak, edebiyat dışındaki diğer ölçütleri bir yana bırakmak ve edebiyata nesnel bir gözle bakmayı sağlayan yöntemler geliştirmekti(1).

1915’te Rusya’da ortaya çıkan biçimci anlayış 1920’de siyasi olaylar nedeniyle son bulmuştur. Bu tarihten sonra da batıda yapısalcılık ve yeni eleştiri içinde devam etmiştir. Rus biçimcilerin temel çıkış noktası, eseri sanatçı ve okuyucu ilişkisi içerisinden kurtarıp, dikkati sadece metin ya da eser üzerinde toplamaktır. Metin ya da eser üretildikten sonra artık ilgilenilen merkez metnin kendisi olmalıdır. Rus biçiciler de bu düşünceden hareketle dışarıdan eleştiri yöntemiyle araştırmayı amaçlayan bakış açılarına karşılık metnin içindeki ögeleri inceleyerek “içeriden eleştiri” anlayışını çalışmalarına uygulayan ilk kuramdır.

Biçimciler özel bir yöntem sonucu ortaya çıkan bir kuram değildir. Biçimcilik, üniversite öğrencilerinden oluşan iki grubun fikirsel tartışmaları sonucunda ortaya çıkmıştır. Bunlardan biri; Osip Brik’in girişimleriyle kurulan ve kısa adı OPAJAZ olan “Şiir Dilinin Araştırılması Derneği” diğeri ise Bilimler Akademisi’nin desteğiyle öğrenciler tarafından kurulan ve başını Roman Jakobson tarafından kurulan Moskova Dilbilim Çevresi’dir. “OPAJAZ’ın üyeleri arasında; edebiyat eleştirmeni ve yazar Viktor Şklovski, edebiyat araştırmacısı ve kuramcısı Boris Eıchenbaum, edebiyat tarihçisi ve yazar Yuri Tinyanov, edebiyat eleştirmeni Boris Tomaşevski, gazeteci yazar Osip Brik, dilbilimci Viktor Vinogradov, halkbilimci Vladimir Propp ve dilbilimci Roman Jakobson gibi biçimciler bulunmaktaydı. OPAJAZ “hiçbir zaman bir üye listesi, bir toplantı yeri, yasaları olan düzenli oluşmuş bir topluluk değildi. Buna rağmen en üretken yılları boyunca, bir tür kurul biçiminde bir örgüt görünümüne sahipti. Victor Şklovski başkan, Boris Eichenbaum onun yardımcısı, Yuri Tinyanov sekreterdi. Diğer estetik ve felsefi görüşlere karşı çıktıklarından dolayı dilbilimcilere daha yakın bir çizgide olmuşlardır”.

Vilademir Propp ve Masalın Biçimbilimi

Propp, okulun görüşlerini 1928’de yayınlamış olduğu “Masalın Biçimbilimi” adlı eserinde ortaya koymuştur. Yayınlamış olduğu bu eserde, Saussure gibi dilbilim ve göstergebilim alanında ve yöntembilim alanının önemli öncülerinden birisi haline gelmiştir. Dilbilim ve gösterge bilimde göstergeleri tek tek değil de, birbirleriyle birlikte ele alınması görüşünden hareket eden Propp, masalların diğer metinlerden ayrılan noktalarına dikkat çeker. Propp’a göre, işlev kişinin eylemidir ama bu eylem olay akışı içerisinde anlam kazanmaktadır. Diğer bir ifadeyle kişilerin eylemleri, masalları oluşturan temel bölümlerdir. Propp masallarda otuz bir işlev saptamıştır. Bunlar: uzaklaşma; yasaklama; yasağı çiğneme; soruşturma; bilgi toplama; aldatma; suça katılma; kötülük (eksiklik);aracılık (geçiş anı); karşıt eylemin başlangıcı; gidiş; bağışçının ilk işlevi; kahramanın tepkisi; büyülü nesnenin alınması; iki krallık arasında yolculuk(bir kılavuz eşliğinde yolculuk); çatışma; özel işaret; zafer; giderme; geri dönüş; izleme; yardım; kimliğini gizleyerek gelme; asılsız savlar; güç iş; güç işi yerine getirme; tanı(n)ma; ortaya çıkarma; biçim değiştirme; cezalandırma; evlenmedir.

Voloshinov ve İdeoloji

Valentin Nikolayeviç Voloshinov dilbilim Marksist eleştirel gelenekten beslenerek ortaya koymuştur. Dilbilimi ve göstergebilimi ideolojik bir açıdan ele almaktadır. Bu bağlamda Voloshinov yalnız Marksist gelenekten değil aynı zamanda Antik Yunan’dan da etkilendiği görülür. Marksist yazında dil iki kategoride ele alınır. Birincisinde insanın maddi üretim ortamında bir olgu olarak dil ele alınırken, diğerinde tarih içerisindeki gelişimi üzerinde yoğunlaşır. Bu geleneğe göre dil, insanların gereksiniminden dolayı ortaya çıkmış ve geliştirilmiştir. İnsanlar arası ilişkilerin sonucunda anlam kazanmaktadır. Bu nedenle de dil, toplumda maddi temele dayanan bir unsurdur. Dil insanlar arasında bir etkileşim biçimi olup, insandan bağımsız bir dilin olmayacağını savunur.

Bakhtin ve Çokvurgululuk

Mikhail Mikhailovich Bakhtin’de Voloshinov gibi Marksist gelenekten oldukça etkilenmiştir. Bakhtin dil konusundaki düşüncelerini de Marksist düşünce üzerine kurmuştur. Ona göre dil bir etkileşim olayıdır ve insanın maddi pratikleri etrafında şekillenmiştir. Bakhtin’e göre insan, sürekli konuşan, diğer insanlarla etkileşim içinde olan ve bu sırada da sürekli üretim yapan ve metin üreten bir varlıktır. Bu nedenle de dil, insanların etkileşim ve konuşma pratiği içerisinde şekillenen ve var olan bir olgudur. Bakhtin dilin ve ona bağlı olarak söylemin oluşum koşulları üzerinde durur. Ona göre dilin ve söylemin oluşum yapılarını ve bağlarını çözümlemek, toplumsal ve kültürel boyuttaki ilişkiler açısından büyük önem taşır. Bakhtin roman söyleminden hareketle toplumsal ve kültürel yaşamla ilgili önemli bilgileri ortaya çıkaracağı görüşünü savunur. Kendisi de insanlık tarihinde önemli bir kültürel unsur olan karnaval üzerinde yaptığı çözümlemelerle insanların yaşadıkları toplumları ve kültürleri anlamaya çalışır. Bakhtin'e göre, bir edebiyat eserini anlamak ve yapısını çözmek için, önce yapıtın, edebiyat, ideoloji ve sosyoekonomik ortam ilişkisini incelemek gerekir. Bir eserin önce edebiyat içerisindeki yerini kavramak, onun doğrudan edebiyatla olan ilişkisini anlamak, daha sonra edebiyatı ideolojinin ve toplumsal yaşamın ayrılmaz bir parçası olduğunu saptamaktır. Edebiyat eseri, öncelikle ve doğrudan olarak edebiyat tarafından oluşturulur. Edebiyat kesin bir şekilde içeriği ile ideolojinin ayrılmaz bir parçasıdır.

Kristeva ve Metinlerarasılık

Kristeva'ya göre metinlerarasılık kavramı, her metnin kendi içinde başka metinler barındırdığı düşüncesinden hareket eder. metinlerin iç içe geçmesiyle ve birbirine eklemlenmesinden oluşan metinlerarasılık durumu metinlerarasılık kavramıyla açıklanır. Kristeva’ya göre dil üç boyutludur. Bu boyutlar yazan özne, alıcı ve dış metinden oluşmaktadır. Buradan yazan özne kavramı doğrudan yazarı karşılamaz. Bu süreçte ya da metinsel üretim ortamında yazar birincil konumda değil de ikincil konumdadır. Onun yerine özne ve alıcı ile metin ve içerik ikilileri ön plana çıkar. Ama bu ikisi arasında diyolojik bir ilişki söz konusu değildir. Daha çok iç içe geçme söz konusudur. Kristeva, Voloshinov ve Bakhtin’in aksine metinlerde tarihselliği yok sayar. Kristeva’ya göre metinler, metinleri sürekli çoğaltarak, iç içe geçerek yeni metinsel üretimlerin kaynağını oluşturur. Ama bu hareketlilik ve sürekli üretim anlamında bir tarihsellik söz konusu değildir. Tam aksine sürekli bir değişim, dönüşüm, tarihsizlik ya da geçmişi yok sayma söz konusudur.