Göstergebilimde Temel Kavramlar ve Tarihsel Çerçeve
Göstergebilime İlişkin Temel Kavramlar
Göstergebilim, iletişim amacıyla kullanılan her türlü gösterge dizgesinin yapısını, işleyişini inceleyen bilim olarak tanımlanmaktadır. Dil/Söz, hem bir toplumsal kurum hem de bir değerler dizgesidir. Birey dili tek başına ne değiştirebilir ne de yaratabilir. Roland Barthes ise söz, konuşan bireyin kişisel düşüncesini açıklayabilmek için dil kodunu kullanabilmesini sağlayan birleşimlerden ve bu birleşimleri dışarı yansıtmasına olanak veren zihinsel ve fiziksel öğelerden oluştuğunu ifade etmektedir. Artsürem/Artzamanlılık, dilin zaman içerisinde geçirmiş olduğu değişimlere dayalıdır. Bir sözcüğün geçmişte ne şekilde ortaya çıktığını yarın nasıl olacağını incelemek artsürem incelemenin alanına girer. Eşsürem/Eşzamanlılık, dilin tarihsel değişim içerisinde belli bir anında belli bir dili kullanan toplulukta yazılan, konuşulan dile dayanır. Dil, toplumsal bir kurumdur. Dil bir göstergeler dizgesi olarak iletişimi sağlar. Bu dizge içerisinde dil göstergelerinin nasıl kullanılacağının kuralları bulunur. Dilbilim, dillerin biçimini gelişmesini dünyada yayılmasını ve aralarındaki ilişkileri ses biçim anlam ve cümle bilgisi türünden genel ve karşılaştırmalı olarak inceleyen bilim dalıdır. Belirti, istem dışı bir olgudur. Belirti onu yorumlamasını bilene bir şeyler anlatan doğal bir göstergedir. Belirtke, belirtinin aksine iletişim kurma ve bilgi verme amacı güder. Gösterge başka bir şeyin yerini alabilen nitelikte olan kendi dışında bir şeyi gösteren her türlü nesne ve olgulardır. Gösterge bir gösteren ile bir gösterilenden oluşur. Gösteren, göstergenin maddi olan yapısı, anlamlandırma öğesinin maddi varlığıdır. Gösterilen, gösterenin zihnimizde uyandırdığı düşünce ya da kavramlardır. Gönderge, dış dünyada olan bir göstergenin belirttiği nesne veya varlıktır. Dizge, içerisinde bulunduğu diğer öğelerle bir anlam kazanır. Burada önemli olan öğeleri birleştiren ilişkilerdir. Dizgenin bir bütün olarak değeri tek tek öğelerin değerinden daha çoktur. Yananlam, bir göstergenin başka bir anlam amacıyla, başka bir anlama geçmek için kullanılmasıdır. Düzanlam, bir sözcüğün mantıksal, değişmez ve nesnel anlamıdır.
Göstergebilim Kuramlarına Tarihsel Bir Yaklaşım
İngiliz düşünür John Locke, İnsanın Anlama Yetisi Hakkında Bir Deneme (Essay Concerning Humane Understanding) adlı yapıtında göstergeleri çözümleme biçimini Semeiotike olarak adlandırmıştır. Daha sonraları Amerikalı Charles Sanders Peirce Semiotic terimini kullanmıştır. İsviçreli dilbilimci Ferinand de Saussure ise ilerde kurulacak olan göstergeler biliminden söz ederken semeologie terimini kullanmıştır. Charles Williams Morris 1938’de yayımlanan Gösterge Kuramının Temelleri (Foundation of the Theory as Signs) ve 1946’da yayımlanan Göstergeler Dil ve Davranış (Signs, Language and Behaviour) adlı eserlerinde hem Peirce’ün hem de davranışçılık kuramının araştırmalarına dayanarak bir göstergeler kuramı oluşturmaya çalışmıştır. Morris bu kuramında üç bileşenden söz eder. Birincisi söz dizimini inceler. İkincisinde ise göstergelerin anlamlarını ortaya çıkarmaya çalışır. Üçüncü olarak göstergelerle yorumlayanları arasındaki ilişkileri göstergelerin kaynağını ve kullanışını araştırır.
1960'lardan Günümüze Göstergebilim Çalışmaları
Fransa'daki yaklaşımların başında Algirdas Julien Greimas ve Roland Barthes gelir. Greimas gösterge bilimi kendi kendine yeten özerk bir bilimsel olgu olarak görür. Barthes’da gösterge bilimsel çalışmalara başlayarak bilimsel bir üst dil kurmayı amaçlamıştır. Amerika’da, başlıca öne çıkan gösterge bilimciler Charles Sanders Peirce, Charles William Morris, Thomas Albert Sebeok ve Michael Riffaterre’dir. Riffaterre’ye göre biçem belli bir dilsel yapıdaki öğelerin okurun ilgisini çekecek bir şekilde görünür olmasıdır. Rusya’da, 1915 ve 1930 yılları arasında Rus biçimcilerinin şiir kuramı, düzyazı ve masal incelemeleri alanlarında başlattıkları öncü araştırmalardan sonra 1960’lı yıllarda dilbilimin, sibernetiğin, matematiğin, bildirişim kuramının, tarih biliminin ve toplum biliminin etkisiyle dil, din şiir, mit, efsane, roman ve sinema gibi olgular üzerinde çalışmalar yapılmıştır. İtalya’da, 1960 sonrası yıllarda gösterge bilimin Avrupa’daki önemli temsilcilerinden biride Umberto Eco’dur. Almanya’da gösterge bilim çalışmaları üç dala ayrılır. Birincisinde çalışmalar mantıksal ve matematiksel bir göstergebilimdir. İkincisi, metindilbilim çalışmalarıdır. Üçüncüsü ise alımlama estetiğidir.
Göstergebilimin Diğer Bilimlerle İlişkisi
Uzam dilbilim, coğrafi kökenleri farklı olan bireylerin ya da toplulukların dili kullanmalarındaki değişiklikleri inceleyen bu bilim dalı dilbilimsel coğrafya olarak da isimlendirilir. Toplum dilbilim, toplumsal ileti olarak konuşmacının içerisinde bulunduğu durumunu (etnik kökeni, yaşam düzeyi ve mesleği vb.) ortamını inceleyerek dile bakar. Budun bilim, dil ile kültür ve dil ile toplum ilişkisi içerisinde araştırmalar yapar. Toplum dilbilim daha karmaşık yapıdaki uygar daha büyük toplumlarla ilgilenirken, budun bilim ise yalın yapılı ilkel toplumlar üzerinde çalışır. Ruh dilbilimde dilin edinilmesinde ve kullanılmasında özellikle etkin olan ruhsal süreçler incelenir. Uygulamalı dilbilim, dil öğretimi ve dil öğrenimi araştırmalarının yapıldığı bir alandır. Metin dilbilim bir metnin bütünlüğünü ve birliğini ortaya çıkaran bağlantılara odaklanır. Çeviri bilim, ç eviri etkinliğinde ortaya çıkan sorunları çözmeye çalışır ve bilişsel boyutları inceleyen çevirilerin toplumsal hayattaki özelliklerini araştırır. Edim bilim konuşanlar arasındaki sözceleme süresince ortaya çıkan ilişkileri incelemektedir.
Göstergebilim Okulları
Cenevre Okulu, Ch. Bally, A. Sechehaye daha sonrasında ise H. Freive ve R. Godel’in bir araya gelmesiyle oluşmuştur . Prag Okulu, 1926’da kurulan Prag Okulu özellikle ses bilgisi konusunda önemli çalışmalar ortaya koymuştur. Bu okulun temsilcileri dizge ve işlev terimlerine eşit ölçüde ağırlık verirler. Kopenhag Okulu, 1931 yılında kurulan bu okul Prag Dilbilim çevresinin etkisiyle oluşan yapısal dilbilim okuludur. Moskova Okulu üyelerinin dil olgularından çok yazın olgusuna yönelimlerinin yanında biçimcilerde Saussure’e yakın bir tutum benimsemişlerdir.