Estetik Özne ve Nesne İlişkisi
Felsefe, Yunanca “philo–sophia” sözcüklerinden türetilmiştir. Türkçe karşılığı “düşünbilim”dir. “Philo”; dostluk, sevgi, peşinden koşmak, aramak; “sophia”, bilgi, bilmek anlamlarına gelir.
Aristo felsefeyi, “var olanların ilk temellerini ve ilkelerini araştıran bir bilgi” olarak tanımlamıştır.
Bilginin kaynağı stoacılık, Epikürcülük, Locke, Berkeley, Hume gibi “deneyci” felsefe akımları ve düşünürlere göre duyular yoluyla gerçekleştirilen deneyimlerdir.
Eflatun/Platon, Aristotales, Augustinus, Descartes, Leibniz, Spizona gibi usçulara göre ise deneyden bağımsız üst düzey bir duyum alanıdır.
Bilme olayında kavrayan, algılayan, bilen varlığa özne (süje); kavranan, algılanan, bilinen varlığa ise nesne (obje) denir.
Estetik, Yunan filozoflarından günümüze üzerinde düşünülen bir kavramdır ve eski Yunanca “aistheis”, “aisthanesthai” sözcüklerinden gelmektedir.
“Aistheis” duygu, duyum; “aisthanesthai” duymak, algılamak; “aisthetike“ ise duyumlardan gelen bilginin öğretisi anlamına gelir.
Estetik; 1750 yılında, duyuların yetkinliği öğretisini geliştiren Alman düşünür Alexander Gottlieb Baumgarten tarafından, duyulur bilginin bilimi, güzeli araştıran bilim olarak kurulmuştur.
Estetik; estetik obje, estetik süje, estetik değer ve estetik yargı temel ögelerini içerir.
Estetik bilgi, teknik bilgi gibi nesnel, olgusal nitelikleri ön koşul olarak içerdiği gibi, yorum isteyen bilgiyi de içerdiği için özneldir. Bu yüzden estetik bilgi bilimsel/olgusal bilgi değil, sezgilere ve hayal gücüne dayanan sübjektif bilgidir.
Sanat yapıtı; sanatçı tarafından estetik erek ve estetik tavır sonucu, estetik değer ve sanatsal kaygılarla üretilen, alımlayıcı tarafından estetik yönelimle kavranan tek ve biricik nesnedir.
Sanat yapıtının oluşum sürecinde beş farklı nesne çözümlemesinden bahsedilebilir.
Mevcut Nesne: Sanatçının yapıtına konu ya da kaynak olarak seçtiği, esinlendiği şeydir. Sanatçı bu esin kaynağını fiziksel dünyadan alabileceği gibi, mitoloji, tarih, toplum, düşünce, kuram, duygular vb.den de alabilir
Zihinsel Tasarım Nesnesi: Konunun sanatçının zihninde biçim kazanmış halidir. Sanatçının zihninde tasarladığı nesnedir.
Bitmemiş Nesne: Sanatçının üzerinde çalıştığı nesnedir; yapıtın zihinsel aşamada başlayıp, nesnelleşip tamamlandığı ana kadarki sürecin kapsadığı tüm deneyimleri içerir.
Yapıt Olarak Nesne: Sanatçının nesnelleştirerek ve altına imzasını atarak sanat dünyasına sunduğu sanat yapıtıdır.
Alımlayıcı Nesnesi: Alımlayıcı tarafından kavranan ve yeniden anlamlandırılan nesnedir.
Dış gerçeklikte nesne insan bilincinden bağımsız olarak kendi başına var olur. İnsan bilincinin ona yönelip, algılayıp, kavramasıyla bir bilgi nesnesine dönüşür.
Sanat yapıtı ise gerçek dünyada kendiliğinden var olan nesnenin sanatçı tarafından mevcut nesne olarak kavranılarak farklı malzemelerle yeniden varlık kazandırılmasıyla oluşur.
Sanat yapıtına konu olan nesne kendiliğinden var olduğu halde, sanat yapıtı olarak nesne bir “objektivasyon”, bir “yaratma”dır.
Sanat nesnesi, doğal nesneden farklı olarak “ön yapı” ve “arka yapı”dan meydana gelir.
Yansıtma Olarak Sanat: Bu kuramın kökleri antik Yunan felsefesinin idealist düşünürü Eflatun/Platon’a kadar uzanır.
Sanat görüneni olduğu gibi yansıtır (Eflatun Felsefesi, yüzeysel gerçekçilik).
Sanat geneli ya da özü yansıtır (Aristo).
Sanat ideal gerçekliği, düzeltilmiş gerçekliği yansıtır (Aristo).
Yaratma Olarak Sanat: Sezgici felsefenin önde gelen düşünürü Benedetto Croce’nin sanat kuramına göre; sanatçının duygu, düşünce ve hayal ve yaratıcı gücüyle gerçekleşen yaratma olayıdır.
Oyun Olarak Sanat: İmmanuel Kant “Pratik Usun Eleştirisi” çalışmasında ilk kez oyun ve sanat arasındaki benzerliğe dikkat çeker. Her ikisi de ereği kendinde olan etkinliktir.
Dışavurum Olarak Sanat (Anlatımcı Sanat Kuramı): Sanat yapıtında sübjektif görünüşün, anlatımcı niteliklerin öne çıktığı bu kurama göre sanat duyguların anlatımıdır.
Biçimci Sanat Kuramı: Bu kuramda, salt duyulur olarak algılanan estetik nesne öne çıkar. Yapıtı merkeze alan bu kuram, estetik nesnenin duyulur olarak algılanması olgusuna dayanır.
Bilim, gözlem ve deneye dayalı yöntemle nesnenin bilgisine ulaşmaya çalışır.
Sanat, nesneleri, tanımlayan özellikleri üzerinden anlam oluşturmaya çalışır.
Felsefe; nesne nedir, sorusunun cevabına, onun görünür gerçekliğinin ardındaki öze ulaşmak için daha kuşatıcı bilgi edinme, bu bilgiye de kendi başına değil içinde bulunduğu konumuyla sorgulayarak ulaşmaya çalışır.
Eflatun, duyularımızın değişken olduğunu, bu nedenle duyularımıza güvenerek anlamlandırdığımız nesnenin de aynı şekilde değişken olduğunu söyler.
Aristo felsefesi varlığı, Eflatun felsefesinden farklı kavrar. İdeaların ayrı bir dünyada değil duyumlarımıza ve deneylere konu olan gerçek dünyadaki tekil nesnelerde bulunduğunu söyler.
Rene Deccartes bilginin kaynağında aklın olduğunu söyler.
Berkeley’e göre dış dünyanın kendi başına varlığını kabul edemeyiz. Dış dünyanın nesneleri duyular aracılığıyla algıladığımız şeylerdir.
Kant’a göre doğuştan bilgi yoktur. Bilgi olanağını sağlayan yetilerimiz vardır. Bunlar anlama, duyarlılık, imgelem ve akıl yetileridir.
Doğuştan zihnimizde fikirler olduğu savına şiddetle karşı çıkmıştır. Ona göre zihnimiz iki tür içeriğe sahiptir.
Hegel mutlak ruh, tin ya da “geist” adını verdiği mutlak akıl kavramına dayandırır.
Russel’e göre nesnelerden edinilen duyu verileri kesin ve doğrudur. Nesnenin bütün görünüşleri gerçektir.
Wittgenstein dünyayı nesnelerin değil olguların toplamı olarak değerlendirir. Ona göre, dünya olgularla belirlenir. Nesnenin belirleyicisi zaman ve uzamdır.
Batı sanatında romantizme kadar, duyulur objenin dış görünüşüne dayalı, “Yansıtma Kuramı”nı temel alan sanat anlayışı öne çıkar.
Romantizmle ve sonrasında realizmle bireyci sanat anlayışlarının, bireyin duyuşlarının önem kazanması, izlenimcilikte ve sonrasındaki bireysel duyuş ve anlatıların önem kazanacağı sübjektif sanat hareketlerinin öncüsü niteliğindedir.