Biçim, İçerik ve Estetik
Sanat eserinin konusu sanatçının iç ve dış dünyasından esinlendiği herhangi bir şey olabilir. Eserin içeriği ise sanatçının seçtiği konuyu teknik becerisi ile nasıl ele aldığı, bu konuyu nasıl yorumladığıdır.
Genel anlamı ile biçim; bir nesnenin düşsel, duyusal ve zihinsel algılanmasını sağlayan kendine özgü gerçekliktir.
Bir resim, sahip olduğu kendi anlamı ve estetik değeri dışında izleyicinin ona yüklediği anlam ve değerin de taşıyıcısıdır.
Estetik terimi, 18. yy. ortalarında Alman filozof Alexander Gottlieb Baumgarten tarafından duyusal bilginin bilimi olarak tanımlanmıştır.
Baumgarten estetiği felsefeden ayırarak bir bilim dalına dönüşmesini sağlamıştır.
Sanat eseri öznel bir bilgi içeren bağımsız bir paylaşım nesnesidir. Sanat yapıtının biçim ve içeriği yapıldığı dönemin enerjisini taşır.
Biçim ve içerikten oluşan göstergeler soyut veya somut olabilir.
Soyut biçimler ve fantastik resimlerdeki biçimler de üsluba bağlı olarak ifade edilir.
Fantastik bir biçim bizi gerçek dünyadan koparıp düş dünyasına götürür.
Soyut biçim ise temsilî biçimden farklı olarak daha derin zihinsel bir kavrayış ister.
Sanat yapıtı kendine özgü bir içeriğe sahiptir. Yapıtta gördüğümüz imge, gerçekte gördüğümüz bir biçimin yansıması olsa da artık kendisi sanatsal bir biçim olarak kendi salt varlığına aittir.
Sanat yapıtının içeriği, yaşamın sağladığı gereç ve gerçeklik üzerine sanatçının getirdiği duyusal ve düşünsel yorumu içerir.
Sanat eseri, sanatçının estetik biçim ile yaşamı bir tür yargılamasıdır. Bu yargı içeriği belirler.
17. yy.da Aydınlanma Çağı diye adlandırılan süreç bilimsel, siyasal pek çok gelişmenin önünü açtı. Fransız Devrimi, George Berkeley (1711-1176) ve Immanuel Kant (1724-1804) gibi düşünürlerin felsefeye getirdiği yeni yaklaşımlar, sanatçıları da derinden etkiledi.
Sanayi Devrimi, yaşam gerçekliğine büyük bir değişim getirdi. Zaman, mekân algısı değişti. Buharlı trenin, fotoğraf makinesinin yaşama katılması görüntünün gerçekliği ne kadar ifade ettiği sorunu da beraberinde getirdi.
20. yy. başlarken 1. Dünya Savaşı’nı hazırlayan koşullar, Einstein’ın Görecelik Kuramı, atomun parçalanabilir olduğunun kanıtlanması, sanat dünyasında karşılığını buldu
Madde parçalanıyorsa görüntü neden parçalanmasın? Kübizmin doğuşunda bu görüş büyük bir etken oldu.
Sanat öykünmeci doğa taklidi ile bağlarını kopardı.
Tarih öncesinden antik Yunan’a kadar sanatçı yaşadığı dönemin algısı, teknik olanakları, doğayı kavrayışı, düşüncesi ve yaşamın önceliklerine uygun olarak biçimi şekillendirmiş, bu içerik ile de kendi toplumunun inançlarını somutlaştırmıştır.
Mısır sanatı dikkatle incelendiğinde, aslında Yunan sanatında olduğu gibi, gerçek dünyanın, nesnel biçimin bilinmesinin önemli olduğu görülür.
Orta Çağ’da toplumsal yaşamın ve düşüncenin yine inanç etrafında şekillendiği, kilisenin yaşamın her alanında söz sahibi olduğu uzun bir dönem yaşanmıştır.
Rönesans’ta anatomi biliminin gelişimi, perspektifin incelenmesi, insan vücuduna ve güzelliğine önem verilmesi, evreni sayısal bir ölçü ile algılamaları, figürde ve kompozisyonda yeni biçim arayışını getirmiştir.
Barok sanat ile biçim ışık ve gölge ile eritilerek dramatik bir atmosfer yaratılır. Rönesans’ın simetrik anlayışına karşı asimetri, temel geometrik biçimlere karşı organik, diyagonal biçimler ve durağanlığa karşı hareket içerik olarak ön plana çıkarmıştır
18. yy.dan itibaren felsefede, bilimdeki gelişmeler ve toplumda özgürlük kavramının öne çıkması sanatçıların da kendi yapıtlarını daha özgür şekilde ele almalarını beraberinde getirdi.
Fransız İhtilali ve savaşların getirdiği duygusal yüklerin ağırlığı ile kendi hayal güçlerine, kendi duygularına yönelerek sanat yapmak istediler. Romantizm yaşadığını değil, yaşamak istediğini resimleyen sanatçıların yapıtları ile hayat bulmuş oldu.
19. yy.da İngiltere’de başlayan Sanayi Devrimi ve beraberinde seri üretime geçilmesi, işçi sınıfının ortaya çıkması, kentleşme ve yeni yaşam koşulları sanatçıların nesneye bakışını değiştirmiş, yeni biçim ve içerikle yeni ifade biçimleri aranmıştır. 19. yy. sanatçıları zamanın nesnelliğini vurgular.
19. yy. sonları resim sanatının doğayı olduğu gibi gösterme biçimi sorgulanmaya başlar. Sanatçının doğayı yansıtma biçimi; doğal olarak ışık, renk, hareket vb. plastik ögelerle de olsa görünüş üzerinden çözümleme yapmasını gerektirir.
20. yy. modernizm anlayışında bilim ve felsefenin soyut varlık kavrayışıyla evreni yapılandırmasıyla, sanatçılar nesnel dünyanın görüntüsünden uzaklaşarak düşüncenin yaratığı soyut değerlerle zihinselliğin dünyasına katılır.
Geometrik şekiller soyut biçimlerdir. Doğada bulunmaz, zihinsel çıkarımlarla bulunur..
Soyut biçim dış dünyayı hatırlatan bir görselliğe sahip değildir. 1910-1920 arasında temel olarak iki farklı soyut anlayışı gelişti.
1910-1920 arasında temel olarak iki farklı soyut anlayışı gelişti: Geometrik soyut ve lirik soyut.
Günlük yaşama dair endüstriyel bir nesnenin kendi işlevinden koparılıp sanat eseri diye sunulması farklı bir görme biçimini talep ediyordu.
Artık biçim hazır nesne üzerinden ortaya çıkan bir araçtır. İçerik ise sanatçının nesneye sanatsal bir statü vermesi, nesne seçimi, nesnenin tüm bağlamlardan koparılması ve düşüncenin ifade aracı haline gelmesidir.
Kavramsal sanatın öncülerinden Sol LeWitt’in “Kavramsal Sanat Üzerine Paragraflar” başlıklı metninde; sanat yapıtının fiziksel bir biçimi varsa, bir şeye benzemek zorunda olmadığını, görünüşünün bir anlama hizmet etmediğini, ama her koşulda düşünceden çıkmak zorunda olduğunu söyler.
20. yy.ın ikinci yarısından sonra ortaya çıkan soyut dışavurumculuk, pop-art, minimalizm, Fluxus, “arte povera”, performans sanatı, feminist sanat, arazi sanatı ve diğer akımlarda da sanatın biçim ve içerik olarak tanımının yapılamayacağı görüşü öne çıkar.