Görsel Alan ve Retinal Alan; Üç Boyutlu Alan ve Resim Alanı
Bir görüntüyü algılamak, bir biçimlendirme sürecine katılmak anlamına gelir. Bu, özel bir çaba gerektiren yaratıcı bir eylemdir.
Yüzeyde plastik bir görüntü yaratmak, bir düzenleme ve kurgu işidir. Plastik görüntü canlı bir organizmanın benzer özelliklerine sahiptir.
Her görüntü deneyimi dış fiziksel kuvvetlerle (optik değerlerin çeşitli etkileriyle) bireyin iç kuvvetleri (psikolojisi, bilgi donanımı vb.) arasındaki etkileşim sonucudur.
Yapıtı oluşturan plastik görüntü dinamik bir deneyim olarak, ışık enerjisinin gözlemcinin gözünden sinir sistemine doğru akmasıyla başlar.
Işık enerjisi bir resim yüzeyi üzerine düştüğünde farklı yayılmalarda farklı pigmentler tarafından soğurulur ya da yansıtılır.
Resim yüzeyinin sınırları, resim yüzeyindeki elemanları uzaysal kuvvetlere dönüştürür. Bunları bütünleştirip plastik değerlere dönüştürmemizi olanaklı kılan fizyolojik ve psikolojik mekanizmalar da sınırlayıcı rol oynar
İçsel güçlerin denge gereksinimi fiziki düzlemde olduğu kadar duygusal ve zihinsel düzeylerde de açığa çıkar.
Plastik imgelem, duyusal algılamanın ötesinde kavrayış boyutuna uzanan organik bir bütündür.
Kişi, duyularıyla algıladığı verilerden yola çıkarak duygusal ve düşünsel boyutlarda görsel değerleri bu verilere karşılık gelen yapıları ilişkilendirir.
Yakınlık plastik düzenlemenin en basit koşuludur. Kelimeleri yaklaşıp uzaklaşan ses kümeleri olarak duyar, yazıldığında ise harf kümeleri olarak görürüz. Kelimelerin ayrı ayrı bütünlükleri vardır.
Görsel dünyamızı oluşturan objeleri, farkında olmadan birbirlerine yakınlıklarına göre kurduğumuz ilişkilerle daha rahat algılarız.
Bir resim yüzeyinde de birbirlerine uzaklıkları göreli olarak en az olan görsel elemanlar, birbirleriyle olan ilişkide en az direnci gösterir. Bunun sayesinde dengeli, sağlam bir form oluşturulabilir.
Benzerlik veya eşitlik, yüzeydeki ortak niteliklere sahip olan birimlerin oransal bağlarla düzenlenmesidir.
Eşit büyüklükteki benzer biçimler, yönler, yakın renkler, tonlar, dokular da ürettiği dinamik eğilimle bütünlük etkisi verir.
Algımızda her çizgi kendi doğasında bir iç devinime, kinetik güce sahiptir. Bir çizginin doğasını ve iç devinimini sağlayan şey; onun düz, eğri, kırık, yatay, dikey, diyagonal olması gibi özellikleridir.
Düz çizgi, düz bir hat hâlinde devamlılığı; eğri çizgi, bu eğriliğin yönüne göre sürekliliği; kırık çizgilerin tekrarı bu ritmin yönünü algımızda kendiliğinden yaratır.
Süreklilik ilkesi; yüzeyde yaratılmak istenen hareket ya da derinlik ifadesini oluşturmaya hizmet eden birimleri, göz daha rahat kavramak için indirgemeye gider, hızlı kavramayı sağlayan bu basitleştirme işlemidir.
Görsel algımız, görsel kaosu hızlıca organize etmek, yaşamı kolaylaştırmak için; yakınlık, benzerlik ilkeleri gibi kapalılık ilkesini de oluşturmak üzere çalışır.
Yüzeyde iki boyutlu alanda uzaysal deneyimler, algımızda üç boyuta ulaşma çabası da bu ilkeler doğrultusunda hareket eder.
Görsel elemanları algımızda bütünlük içinde kavramaya yönelik eğilimimiz, yüzeyde görsel olarak birbiri ile ilişkilendirdiğimiz elemanların aralarındaki boşluğu kapatmaya, bütüne ulaşmaya çalışır.
Görsel elemanları algımızda bütünlük içinde kavramaya yönelik eğilimimiz, yüzeyde görsel olarak birbiri ile ilişkilendirdiğimiz elemanların aralarındaki boşluğu kapatmaya, bütüne ulaşmaya çalışır.
İnsan gözü duygusal olarak gördüğü boşlukları doldurma ve birimlerin aralarındaki açıklıkları kapatma dürtüsünün etkisiyle, gördüğü açık formları görünmez bağlarla bütünleyerek kapatır.
Görsel düzenlemenin yasalarına göre, hiçbir görsel unsur resim düzlemi üzerinde kendi başına var olmaz.
Görüntünün canlı bir organizma hâlinde kalabilmesi için içindeki ilişkilerin devamlı olarak algıda değişim yaratması gerekir.
Yalnızca bu değişen çeşitlilik, dikkatin resim yüzeyi üzerinde kalması için gerekli olan uyarımı sağlayabilir.
Değişim hareket ifade eder. Bu nedenle plastik görüntü de zaman boyutunda ifade edilmelidir.
Yüzeydeki ilişkilerin canlılığı ve netliği dikkat enerjisi ile belirlenir.
Dikkat kapasitesi görüntüde en fazla beş ya da altı optik elemanı kavrayıp aralarında ilişkiler kurmaya yeterlidir.
Deneyciler, duyumsanan renkler ister noktalar ister şekilsiz ve formsuz alanlar olsun, algıda üç boyutlu bir dünyayı yapılandırdığını varsaymışlardır.
Kartezyen geometrisi açısından bu soru ele alınacak olursa, tek başına bir göz üçüncü boyutu iletemez.
Retinal tabaka, bize doğru gelen bir çizgiyi sadece bir nokta olarak görür.
Bir resim yaparken, birbirine paralel çizgiler eğer bir noktada birleşiyorsa ve diğer noktada da ayrılıyorlarsa birleştikleri noktanın bizden uzak, ayrık oldukları noktaların da bize daha yakın olduğunu düşünürüz.
Birbirlerinden ayrı boyutta olan objelerden biri daha küçük diğeri daha büyükse resimde küçük olanın daha uzakta, büyük olanınsa daha yakında olduğunu anlarız.
Bir obje diğeri tarafından örtülüyorsa bize yakın olan objenin diğer objeyi örttüğünü anlarız.
Farklı yüzey ve tekstürler göz retinası için farklı uyarıcıdır.
Bir resim veya fotoğrafın yüzeyi sadece düz bir yüzeydir. Hâlbuki biz buradaki boylamasına çizgileri ve düzlemleri üç boyutlu bir alanın temsili olarak algılarız.
Günlük yaşamımızdaki deneyimlerden biliyoruz ki, değişik dokulu yüzeyler bizden uzaklaştıkça doku yoğunluğu azalır.
Retinaya düşen doku yoğunluğu mesafe ile birlikte değişime uğrar.
Çevremizdeki objeler arka planlarıyla var olur.
Yüzeyde kullandığımız görsel anlatımın elemanları da ancak optik bir arka planla var olur ve bu alanda hareket eder.
Optik illüzyon, bizim nesneleri parçalar halinde değil tüm çevresinde oluşan koşullarla bir bütün olarak algılamamızla mümkün olur.
Kişi gördüğü şeylerin pozisyonunu, yönünü ve mesafesini, bu şeylerle kendisi arasında bağlantı kurarak değerlendirir.
Resimsel yüzey düzenlemesinin sınırları yüzeyin iki boyutuyla kısıtlanmıştır.
Resim düzleminin dört kenarı genellikle boşluğun ana yönlerini üstlenir.