Yaşlılıkta Yaşam Kalitesi
Yaşam kalitesi, “kişinin yaşamının tümüyle iyi gittiğine ilişkin hissettiği öznel bir duygu”dur. Dünya Sağlık Örgütü’nce, yaşam kalitesinin tanımı “kişinin kendi durumunu, kültür ve değerler sistemi içinde algılayış biçimi” olarak kabul görmektedir. Yaşlılıkta yaşam kalitesi önceki gelişim dönemlerine göre farklılaşmaktadır. İlerleyen yaşla birlikte ortaya çıkan hastalık ve rahatsızlıklar yaşlının bio-psiko-sosyal alanlarda işlevselliğini çeşitli ölçülerde sınırlandırarak, yaşlının genel yaşam kalitesini olumsuz yönde etkilemektedir. Kurumlarda kalan yaşlıların yaşam kalitesi, konusunda yapılan çalışmalarda kurum bakımının yaşlı bireylerin yaşam kalitesi üzerinde önemli bir belirleyici olduğu ifade edilmektedir.
Bir bireyin yaşam kalitesini yalnızca onun öznel yaşam niteliğinden yola çıkarak saptamak mümkün değildir. Yaşam kalitesini belirlerken bireyin içinde yaşadığı toplumdaki sosyal sistemler (aile, eğitim, politika, çalışma hayatı, ekonomi, inanç sistemi, kültür ve değerler sistemi, sosyal refah sistemi vd.) ile olan ilişki ve etkileşimini de göz önünde bulundurmak gerekir çünkü insan, bio-psikososyal boyutu olan, kültürel bir varlıktır. Davranışlarıyla çevresini etkilediği gibi, aynı zamanda içinde bulunduğu çevresel sistemlerden de etkilenir.Bu nedenle yaşam kalitesini belirlerken objektif ve subjektif göstergelerin her ikisinden de yararlanılmaktadır.
Eğitim, sağlık, sosyal güvenlik ve ulaşım sistemleri, milli gelir, istihdam oranları, sosyal ve fiziksel çevre, tasarruf ve yatırımlar, beslenme biçimleri, güvenlik, sosyal olanaklar, serbest zaman değerlendirme olanakları, boşanma ve suç oranları, makro ekonomik göstergeler, yaşam koşulları, yaşam düzeyi, kentleşme oranı literatürde en sık rastlanan objektif yaşam kalitesi göstergelerindendir. Bireyin yukarıda ifade edilen durumlara ilişkin öznel algılaması ve bunlardan elde ettiği kişisel doyum ise subjektif yaşam kalitesi göstergesi olarak kabul edilmektedir. Subjektif yaşam kalitesinin belirlenmesinde kişinin sahip olduğu değerlere yüklediği anlamlar, bireysel amaçları, düşünceleri, değerleri ve duyguları önemli rol oynamaktadır. Objektif yaşam kalitesi göstergeleri ise çoğunlukla istatistiki ve görgül verilere dayalı olarak ölçülebilmekte, değerlendirilme sürecinde kişisel anlamlandırma ve algılamalar rol oynamamaktadır.
Yaşam kalitesinin dört farklı boyutu bulunmaktadır (Eser 2004: 4). Bunlar sırasıyla;
- Kişisel içsel alan (değerler, inançlar, arzular, kişisel hedefler, sorunlarla başa çıkma vb.),
- Kişisel sosyal alan (aile yapısı, gelir durumu, iş durumu, toplumun tanıdığı olanaklar vb.),
- Dışsal doğal çevre alanı (hava, su kalitesi, tabiat örtüsü, çevre kirliliği vb.)
- Dışsal toplumsal çevre alanı (kültürel, sosyal ve dini kurumlar, toplumsal olanaklar, okul, sağlık hizmetleri, güvenlik, ulaşım, alışveriş vb.) dır.
Ülkemizde, Eser ve Arkadaşları, Kasım 2001, Şubat 2002 tarihleri arasında gerçekleştirmiş oldukları araştırma kapsamında, yaşları altmış iki ile seksen beş arasında değişen yirmi yaşlı ile odak grup görüşmeleri yapmışlardır. Yapılan odak grup görüşmelerinde yaşlılar hastanede yatma, yeti kaybı, aile ilişkileri, karar verme özgürlüğü, büyük anne büyük baba rolü, iştahın yerinde olması gibi durumların kendi yaşam kaliteleri üzerinde çok önemli rol oynadığını dile getirmişlerdir. Topluma ve gönüllü faaliyetlere katılım ile negatif ayrımcılık konularının ise yaşlıların öznel yaşam kalitesi değerlendirmeleri üzerinde önemsiz olduğu sonucuna ulaşılmıştır.