Gelişme ve Gelecek Yeni Eşitsizlikler
Eski Eşitsizlikler
Toplumsal yapı değiştikçe eşitsizlikler ve eşitlik talepleri de değişmiştir.
Burjuvanın birikimi, önce Avrupa’nın sosyal yapısını değiştirmiş, sonrasında dünyada imparatorluklar dönemini kapatmıştır.
Ulus devletler bir yandan kendine vatandaşlık bağı ile bağlı olan vatandaşlara, kanunlar çerçevesinde yaşam hakları sunarken bir yandan da ekonomiyi, emek piyasalarını ve iç pazarları düzenlemekteydi.
Küreselleşme ve neoliberal politikalar ekonomik dönüşümle birlikte temelde toplumsal yapıları, hakları, eşitlik taleplerini ve eşitsizlik hâllerini de değiştirip dönüştürmektedir.
Teknolojinin gelişimi, sermayenin dijitalleşmesi ve sınırları aşkın hale gelmesi, işin biçim değiştirmesi, yeni mesleklerin ortaya çıkması, piyasaların yapısının değişmesi, tüm dünyanın bir iç pazarmışçasına algılanması vb. iktisadi temellerin yanında toplumsal cinsiyet, savaşlar ve terörizm, sağlık, güvenlik, risk gibi faktörlerin de toplumsal yapıda fazlasıyla dönüşüm ihtimali doğurduğu aşikârdır.
Eski tip tabakalaşmaya karşılık gelen eski eşitsizlikler din, ırk, kast ve üretim gibi temellerde cereyan etmektedir. Eski eşitsizliklerin temel özelliği bir tahakküm ilişkisi içerisinde mevcut olmasıdır. Tabi olan ile tabi olunan arasındaki bu ilişki eşitsizliğin bir doğal form olduğu yanılgısını beraberinde getirmiştir. Örneğin; dünyanın pek çok yerinde, yüzyıllardır siyahi olmak eski tip eşitsizliklerin en barizi olan köle olmak ile eşdeğer görülmüştür. Üretimde söz sahibi olanlar ile olmayanlar arasındaki fark eşitsizlikte yatmaktadır. Bir işçi çok çalışırsa bir gün patron olabileceğini ya da bir köle yaşama hizmet etmek için geldiğini ve hatta kast sistemindeki bir bireyse eski günahlarının cezasını çekmek için alt tabakada doğduğunu düşünebilir. Eski tip eşitsizlikler ilksel formlarda olup karmaşık yapıda değillerdir.
Yeni Eşitsizlikler
Neoliberal politikalar ve küreselleşme sonucunda ortaya çıkamıştırlar.
Neoliberal Politikalar Sonucu Ortaya Çıkan Yeni Yoksulluk: Kent düzleminde gözlemlenmesi daha rahat olan yoksulluk tipidir. Özellikle bir yanda güvenlik kaygıları öte yanda toplumsal tabakalaşma formları ekseninde beliren bu yoksulluk türü kendisini, dönüşen ve oluşturulan kentsel yaşam alanlarının dışında kalan yoksul halk kitleleri olarak gösterir.
Yeni eşitsizlik durumlarının bazıları şöyledir: Gelirler arası uçurum. Ticaretin farklılaşması sonucu ortaya çıkan eşitsizlikler. Üretimin ucuz ülkelere kayması sonucu emeğin yoksul ülkelerde ucuzlamas. Ulus ötesi şirketler güçlenirken, ulusal boyuttaki şirketlerin yok olması. Ağ toplumu ve egemen kültürün diğer kültürleri yok etmesi. Ulusal kaynakların güçlü ülkeler tarafından kontrol edilmesi. Kadın emeğinin yok edilmesi ya da ucuz emek gücüne dönüştürülmesi. Bilginin üretilmesi ve tüketilmesindeki eşitsizlikler. Sağlık ve ilaçlara ulaşım. Mekânsal sorunlar. Bireylerin güvenlik sorunu.
Yeni tip tabakalaşma ile yakından ilgili olan yeni eşitsizlikler; tahakküm ilişkileriyle değil belirsizlikler, riskler, korkular, teknoloji ve karmaşık toplumsal yapılarla ilgilidir.
Cinsiyete Dayalı Eşitsizlikler
Artık cinsiyetten bahsetmek yerine, toplumsal cinsiyet (gender); erkeklikten bahsetmek yerine hegemonik erkeklik ve erkek-kadın dikotomik cinsiyetinden bahsetmek yerine LGBTİ’den bahsedilmektedir.
İş hayatında ücret karşılığında çalışan kadın evinde ise ücretsiz çalışmaktadır.
İş hayatında kabul gören kadın, sanıldığının aksine artık erkekle eşit değildir. Mesleki değersizleşme ve cam tavan sendromu ile karşılaşır.
Hegemonik erkeklik, toplumsal ilişkilerde belirleyen olarak erkekçil bakış açısını ifade etmektedir.
LGBTİ’lerin istihdam edilme düzeyleri oldukça düşük seviyededir. Ayrıca kimlikleri belirgin olunca çeşitli sözlü-fiziksel şiddete, mobbinge maruz kalmaktadırlar.
Sağlıkla İlgili Eşitsizlikler
Huzurevleri tıpkı mezarlıklar gibi şehir dışlarına, taşınmıştır. Yaşlılık, bu bağlamda ölümden önceki evre olarak görülebilmektedir.
Sağlık hizmetlerinin, teknolojik gelişmelerle değişen yapısı olumlu gelişmeleri de beraberinde getirmektedir. Örnek olarak, engellilerin toplumsal yaşama aktif şekilde katılmasının önü açılmaktadır.
Piyasalarda Eşitsizlikler
II.Dünya Savaşı sonrasında ve özellikle de Soğuk Savaş Dönemi’nin bitişiyle, kapitalist sisteme eklemli ülkelerden sermayeyi elinde bulunduranlar yani I. Wallerstein’ın kavramsallaştırmasıyla merkez ülkeler, ucuz iş gücü sunan çeper ülkeleri ekonomik tahakküm altına almıştırlar.
Sermayenin dijitalleşip yüzergezer hale gelmesi, üretimin ulus sınırlarını aşan maliyet-kâr analizleri sonucunda ucuz iş gücü sunan ülkelerde gerçekleşmesi gibi pek çok etken işin, modern sanayi toplumlarındaki yapısını dönüştürmektedir.
Çalışma ve iş kanunlarının güvenceye aldığı işçiler yeni düzende, güvencesiz kalabilmekte, iç pazarı denetleyen ulusal hükûmetler, uluslararası faaliyet gösteren büyük bütçeli şirketlere söz geçirememektedirler.
İşin değişen doğası, iki durumu beraberinde getirmektedir: Mesleğin değersizleşmesi ve profesyonelleşememe.
Dijital uçurum, kültürel gecikmenin bir yansımasıdır. Toplumun bir kesiminin dijital teknolojilere ve bilgi sistemlerine erişim imkânı varken bir kesiminin maddi olanaksızlıklar gibi sebeplerle söz konusu dijital teknolojilere erişim imkânı bulamaması ve hatta varlığından haberdar olmaması durumudur.
Dijital yerli ve dijital göçer ikiliği ise kuşak farkının bir tezahürüdür. Dijital yerli kavramı, özellikle milenyum sonrası doğan çocukların dilinin ve düşünce biçiminin dijital çağa uygun şekilde geliştiğin; çocukların bu çağın içerisinde sosyalleştiğini vurgulamaktadır. Dijital göçer olarak kavramsallaştırılan, milenyum öncesinde doğanlar ise yabancı bir dili öğrenen insanlar gibi, dijital çağın dilini ve kültürünü sonradan, eklektik olarak öğrenebilecek ya da öğrenemeyecektir.
Zenofobi, yabancı korkusu-yabancılardan korkmak anlamına gelmektedir. Zenofobi, ‘biz’ içinde bulunanlarca doğal algılanan bir durumdur.
Çok çeşitli tezahürleri olan yeni dinî hareketlerin hem en bilinenlerinden biri olması hem de yeni eşitsizlik türü olarak ifade edilebilecek olması bakımından Amerika kökenli Scientology tarikatından söz etmek gerekir. Bu din, mensuplarını zenginlerden, ayrıcalıklı insanlardan yani başka bir deyişle dünya elitinden seçmektedir.
Dini kimliğe dayalı zenofobinin tarih boyu var olan Yahudi düşmanlığı yani antisemitizm, günümüzde İslamofobiı olarak kendisini yeniden üretmektedir.