İşletmelerde Büyüme

Büyüme, işletmelerde iç büyüme ve dış büyüme olarak iki şekilde gerçekleşir. İç büyüme, firmanın kendi öz kaynaklarıyla ve temin edebildiği yabancı kaynaklarla büyümesidir. Dış büyüme ise genellikle şirket birleşmeleri ve satın alınması şeklinde görülür. Gelişmiş ülkelerde başlayan ve yavaş yavaş tüm dünyaya yayılan birleşmeler, Türkiye'de de etkisini göstermeye başlamıştır.

Birleşmeler amaçlarına göre, faaliyetsel birleşme ve finansal birleşme olarak ayrılabilir. Faaliyetsel birleşme, iki işletmenin sinerjiden, ölçek ekonomilerinden yararlanma amacı ile birleşmeleridir. Finansal birleşme ise, bir şirketin nakit fazlasını değerlendirme amacıyla işletme satın almasıdır.

İşletmelerde büyüme yönleri, büyüyen şirketlerin bulunduğu sektör ve büyüme amaçlarına göre dört şekilde sınıflandırılmaktadır: Yatay büyüme, dikey büyüme, çapraz büyüme ve benzer alanlarda büyümedir.

İşletmeleri dışsal büyümeye iten en temel sebepler şu şekilde sıralanabilir:

Finansmanda kolaylık: Birleşme vasıtasıyla şirketler bazı finansal kaynaklara daha kolay ulaşabilmekte ve şirketlerin borçlanma kapasiteleri artmaktadır.

Katma değer oluşturmak: Sinerji etkisi veya ölçek ekonomisinden faydalanma olarak da ifade edilebilir. Birleşen şirketlerin bütününün değerinin, firmaların ayrı ayrı değer toplamlarından daha büyük olması durumudur katma değer.

Üretim metodunu bütünleştirmek: Büyük sanayi işletmeleri genellikle hammadde kaynaklarına veya tüketiciye doğru genişleyerek üretim süreçleri üzerinde maksimum seviyede kontrol ve koordinasyon sağlamak isterler. Bunun için de ya bir satıcıyla ya da bir müşteriyle birleşirler.

Firmayı daha iyi yönetmek: Firmanın üst yönetiminin yetersiz olması ve alt kademelerde bunu telafi edebilecek eleman yetişmemiş olması, yönetim kadrosu kuvvetli olan bir firmayla birleşme sebebi olabilmektedir.

Vergi avantajı elde etmek: Kârlı bir işletmenin zarar etmiş olan bir işletmeyi almasıyla, birleşen şirketlerin kâr‐zarar mahsupları yapılmaktadır. Yapılan mahsupla vergi matrahı düşmekte ve kârlı işletmenin ödeyeceği vergi miktarı azalmaktadır.

Psikolojik nedenler: İşletme sahibinin yönetim veya finans alanında kendini gösterme arzusu, daha büyük bir organizasyonu yönetme hırsı, modernliğini kaybetme korkusu birleşme kararlarında etkili olabilmektedir.

Hedef firmayı finansal açıdan inceleyebilmek için çeşitli bilgilerin elde edilmesine çalışılır. Birleşme ve satın almalarla ilgili üzerinde en çok durulan, en fazla zaman harcanan konu “işletme değerinin belirlenmesi” konusudur. Birleşme ve satın almalarda kullanılabilecek değerleme yaklaşımları aşağıdaki gibi sıralanabilir:

Defter Değeri: İşletmenin bilançosundaki varlıkların değerinden borçlarının düşülmesiyle bulunan değerdir.

Ancak maddi olmayan varlıkları bu şekilde hesaplamak mümkün değildir. Ayrıca defter değeri işletmenin tarihî yatırımlarını gösterdiği için cari değerinden oldukça uzaktır.

Tasfiye Değeri: İşletmenin tüm varlıkları satılarak borçlarının ödenmesinden sonra kalan değere likiditasyon veya tasfiye değeri denir. Tasfiye değerini defter değerinden ayıran en önemli özellik işletmenin tarihi maliyetlerini değil cari değerini dikkate almasıdır.

Pazar Değeri: Birleşmek amacıyla taraflar arasında üzerinde anlaşılan değerdir. Bununla birlikte, işletmenin bir bütün olarak alınıp satılması alışılmış bir durum olmadığından pazar değeri genellikle hisse senetlerinin pazar değerine göre ölçülür. Dolayısıyla etkin bir pazarın olmaması sermaye piyasalarının gelişmemiş olması durumunda hisse senedinin pazar değeri işletmenin gerçek değerinden uzak olabilecektir.

Fiyat/Gelir Yaklaşımı: Birleşmelerde işletme değerini belirlemede kolay uygulanabilir olması nedeniyle uygulamada çok kullanılan bir yöntem F/G çarpanıdır. Özellikle halka açık olmayan bir işletmenin değeri belirlenirken bu yönteme başvurulmaktadır.

İskonto edilmiş nakit akışları Yaklaşımı: Birleşme ve satın almalarda temel değerleme yaklaşımı sermaye bütçelemesi teorisinden hareketle İskonto Edilmiş Nakit Akışları yöntemidir.