Tarih Felsefesi

Tarihin ne olduğuna, bu alana dair ne gibi sorular yöneltilebileceğine, tarihle ilgili temel problemlerin ne olduğuna ve bu alanın rasyonel bir biçimde nasıl temellendirilebileceğine yönelik felsefi analiz ve inşa etkinliklerinin tümü tarih felsefesi disiplinini oluşturmaktadır.

Tarih kavramı ele alındığı zaman iki temel anlam karşımıza çıkmaktadır. Öncelikli olarak tarih, bir disiplini, bir bilim dalını, bir araştırma etkinliğini ifade eder. Tüm sosyal bilimler, insanın kendini anlamasını, kendisiyle ve içinde yaşadığı toplumla ilgili sorunlara çözümler üretebilmesini amaçlar. Bir disiplin olarak tarih de bunu gerçekleştirebilmek için en önemli etkinliklerden biridir. İnsana, insanın geçmişine dair bir araştırmadır. İnsanlığın yeryüzünde ortaya çıktığı ilk günden bugüne kadar süren macerasını ortaya koymaya çalışır.

Tarih kavramının bir diğer temel anlamı, tüm insanlığın yaşam süreci, geçmişi, tecrübe ettiği olaylar bütünüdür. Bu anlamıyla tarih, insanlığın geçmişten getirdiği yaşam tecrübesinin bizzat kendisini ifade etmektedir.

İlk anlamıyla tarih felsefesi, tarih disiplininin etkinliğini ele alıp irdeler. Tarih biliminin felsefi bir biçimde irdelenmesi, bu etkinliğin en iyi şekilde gerçekleştirilmesine yönelik sorgulamaları içerir. Tarih biliminin yöntemi ne olmalıdır? Bir tarihçinin tarih araştırmasındaki tutumu nasıl olmalıdır? Yapılan tarih araştırmaları ne kadar nesneldir? Kültürel arka plân tarih araştırmalarını ne oranda etkiler? gibi sorular, tarih biliminin nasıl daha iyi ve saha sağlıklı iş göreceğine dair sorulardır. Bu bağlamda felsefe, tarih bilimini eleştirel ve sorgulayıcı bir bakışla ele almaktadır.

Tarih kavramının diğer tanımı bağlamında ise tarih felsefesi, tarihin, tarihsel akışın bizzat kendini ele alır. Buna göre insanlık tarihi genel anlamda felsefi sorgulamaya tabi tutularak anlamlandırılmaya ve açıklanmaya çalışılır. Tarih birbirinden bağımsız bir olaylar çokluğu mudur? Geri plânda tarihi yöneten yasalar var mıdır? Tarihin bir hedefi, insanlığın ulaşmaya çalıştığı bir amaç var mıdır? Tarihin bir sonu var mıdır? Tarihteki tüm olayların birbiriyle ilişkisini kurabilecek genel bir ilkeden bahsedilebilir mi? Tarih döngüsel bir süreç midir, yoksa tarihte her zaman bir ilerlemenin olduğu söylenebilir mi? türünden sorular, tarihsel alanı genel olarak felsefi bir biçimde anlama çabasını ifade eder.

Döngüsel tarih anlayışı, tarihin, tekrar eden süreçlerin bir toplamı olduğunu savunur. Buna göre tarih, kendi içinde sürekli tekrar edip durur. Toplumlar aynı aşamalardan geçerek tekrar başa dönerler. Bu da döngüsel bir süreci ifade eder.

İbn Haldun, döngüsel tarih yaklaşımının önde gelen isimlerindendir. O, toplumları canlı bir varlık olarak değerlendirir. Tüm toplumlar, tıpkı birer canlı varlık gibi doğum, büyüme, gelişme ve ölme gibi aşamalardan geçer. Her bir toplumun çözülüp dağılması belli evrelerden geçtikten sonra gerçekleşir. Toplumların bu şekilde aşamalı bir gelişim göstererek son bulmaları, onlar için kaçınılmaz bir döngüyü ifade eder.

Vico, tıpkı İbn Haldun gibi toplumların doğduğunu, büyüdüğünü, geliştiğini ve çöktüğünü ileri sürer. Tarihsel süreçte öncelikli olarak gereksinimlerini karşılama, daha sonra faydayı gözetme ve sonrasında da lüks olanı arzulama söz konusudur. Böylece insanların, giderek lükse yönelmeleri sonucu kendi özleri zarar görmektedir. Bunun neticesinde de insanlar, ahlâksız bir hâl alırlar.

Vico'ya göre insanlığın zaman içinde geçirmiş olduğu değişime göre yönetim biçimlerinde de değişiklik olur. İlk önce bir kişinin bir başkasına itaat ettirilmesiyle kanunun otoritesi söz konusudur. Daha sonra aristokrasiye dayalı yönetim tarzları ortaya çıkar. Sonrasında halk özgürlüğü ve ondan sonra da monarşiler meydana gelir, fakat sonunda bu monarşiler de yıkılır. Tarihsel süreç böylesi bir döngü içinde işler.

Dünya üzerinde zaman içinde bilimsel açıdan önemli gelişmeler olmuştur. Bilimsel gelişmelere bağlı olarak insanların toplumsal yaşamında da ciddi gelişmelerin olması, toplumsal alanda ilerlemenin gerçekleşmesine sebep olmuştur. Bu da tarihsel sürecin ilerleme içinde olduğu, ilerlemenin, bu süreci yöneten temel yasa olduğu düşüncesine yol açmıştır.

Augustinus’un tarih yaklaşımı, Hıristiyan teolojisinin izlerini taşımaktadır. Ona göre tarihsel süreç İlk Günah’la başlar, kıyametle son bulur. Tarihsel süreci bu şekilde ifade eden Augustinus’a göre insanın temel bir amacı vardır. Bu amaç ise Tanrı devletine yükselebilmeyi sağlayacak kurtuluşa erişmedir. Bunun için Tanrı devletiyle uyumlu bir yaşam sergilemek, dini kurumlara yönelmek, Tanrı’nın kurallarına göre yaşamak gerekir.

Kant açısından tarihteki ilerleme yasası esasında ahlaki bir yükümlülüğü ifade eder. Buna göre insanlık, ahlaki olarak kendini yetkinleştirmelidir. İnsanlık temel hedefine ulaşmak için elinden geleni yapmalıdır. Bu doğrultuda özgürlük hedefine ulaşmak için kendini insan olmak bakımından geliştirmeli, ilerlemelidir.

Anlamacı tarih anlayışı, döngüsel ve ilerlemeci tarih anlayışlarının karşısında, eleştirel bir konumda bulunur. Bu yaklaşımda özellikle döngüsel tarihin ve ilerlemeci tarihin temel kabulü olan yasalılık durumu eleştirilir.

Herder, özellikle tarihte ilerleme anlayışına karşı çıkmıştır. Ona göre tarihin geri plânında onu yöneten böylesi bir yasa söz konusu değildir, olsa bile bilinemez. Her bir toplum kendi farklılığı ve özgünlüğüyle, yaşamış olduğu dönem koşulları çerçevesinde ele alınmalıdır.Herder açısından tarihsel sürecin temelindeki Tanrısal yasa, zaman içinde meydana gelen değişimlere uygunluk göstermektedir. Böylece tarihsel süreç anlamlandırılacağı ve açıklanacağı zaman tüm tarihsel dönemlerin kendi nitelikleri ve tüm toplumların kendi özgün yönleriyle ele alınması gerekir. Bunun için de farklılıklar ve tikellikler arasındaki uyumu anlama ve yorumlama esastır