İletişim Felsefesi
İletişim felsefesinin araştırma konusu iletişim olgusudur. Anlamın yaratılmasında, paylaşılmasında, yorumlanmasında, bakış açılarının ifade edilmesinde, amaç ve hedeflerin belirlenmesinde etkin olan iletişimin unsurları, iletişim süreci, iletişim ortamı ve bağlamı gibi iletişim alanına dair her şey bu araştırma içinde yer alır.
İletişim sürecini öznelerarasılık bağlamında ele alan, anlamın yaratılmasını, iletişim eylemi ve insanın varoluşunu gerçekleştirebilmesini ben ve öteki arasındaki iletişimde arayan Derrida, Habermas ve Jaspers, iletişim felsefesi geleneğinde öne çıkan isimlerdir.
Jacques Derrida
Saussure’ün ortaya koyduğu yapısalcı dilbilim teorisine göre her dil kendi özellikleriyle ayrı bir yapıdır. Dil yapısını göstergeler dizgesi olarak ele alan Saussure, bu dizgenin gösteren ve gösterilenlerden oluştuğunu ifade eder. Sausure’e göre gösteren ile gösterilen arasındaki ilişki uzlaşma ile kurulmuştur ama bu ilişki, kurulduktan sonra değişmez, sabitlenir.
Roland Barthes, söylem, ifade, üslup farklılıklarına vurgu yapmıştır. Barthes’a göre gösteren-gösterilen ilişkisi ancak kültürel analizle ortaya çıkar. Bu nedenle anlam, kavram-nesne ilişkisinin çok daha ötesinde, bağlama tabidir. Bu düşüncesiyle Barthes, postyapısalcılığa geçişi temsil eder.
Postyapısalcı düşüncenin gelişimine katkıda bulunan bir diğer önemli isim Jacques Derrida’dır. Derrida’ya göre gösteren-gösterilen ikiliği üzerine kurulu dil yapısı, göstereni mutlak bir gösterilene bağladığı için dili statikleştirir. Ancak bağlama göre değişen anlamlar söz konusudur.
Derrida, batı düşüncesinde sözün, yazının karşısında konumlandırıldığını ve yüceltildiğini ifade eder. , Differance düşüncesi ile bunun bir yanılgı olduğunu ortaya koymaya çalışır. Difference kelimesini differance şeklinde değiştiren Derrida, her iki kelimenin telaffuzunda bir farklılık olmadığını belirtir. Aralarındaki farkın ancak metinsel ifadede ortaya çıktığını söyleyerek, sözün üstünlüğünü yıkmaya çalışır. Zira ister yazı olsun, ister söz olsun, dil her zaman niyet edilenden fazlasını ifade eder.
Derrida’ya göre bilinç veya bilinçdışından gelen her türlü bilgi aktarımı metin olarak değerlendirilmelidir. Tüm eylem, düşünce, refleks, deneyimler, metin kavramına dâhildir. Derrida, metnin anlamının açımlanması için yapısökümü önerir. Yapısöküm, metni tabakalara ayırmak ve çözmek niyeti taşıyan bir okuma biçimidir. Yapısökümsel okuma, metnin farklı okumalara açık olduğunu gösterir. Bu farklılıklar içinde sağlıklı bir iletişimin ancak hoşgörüyle mümkün olabilir.
Jürgen Habermas
Habermas, doğa bilimleri için geçerli olan yasaların sosyal bilimlerde belirleyici olarak kabul edilmesine karşı çıkar. Sosyal bilimler için hermeneutik yöntemi önerir. Bireyin içinde yaşadığı ve etkilendiği sosyal ortam olan sosyal yaşam evreni, dil ile kesişmektedir. Dildeki anlam, bu alanda kurgulanır. Dili anlamada hermeneutiğe yani yorumbilgisine başvurulmalıdır. Habermas’a göre hermeneutik anlamı anlamaktır. Anlam değişkendir ve iletişim sürecinde gerekli olan ortamın sağlanmasıyla elde edilebilir. İletişim sürecini ve anlamı belirleyen, öznelerarasılığın barındırdığı yorum, ön kabul, kültür ve yaşanmışlıklarıdır.
Eylemin rasyonellik görünümünü belirlemeye çalışan Habermas, sosyal bilimlerde kullanılan eylemleri, eylemin karakterine bağlı olarak sınıflandırır ve dört başlıkta toplar:
Teleolojik eylem: Teleolojik eylemin aktörü ya mevcut durumları değerlendirerek bir amacı gerçekleştirir, ya da arzulanan durumları meydana getirerek istenilen bir durumun ortaya çıkmasını sağlar.
Normatif eylem: Normlara göre düzenlenmiş eylemin aktörü, ortak değerlere ve genelleştirilmiş davranış beklentisine göre değerlendirilir.
Dramaturjik eylem: Dramaturjik eylem, aktörün kendisini temsil etmesiyle ilişkilidir. Eylemin aktörü, kendini açığa vurarak, başkalarında kendine dair bir izlenim yaratır.
İletişimsel eylem: İletişimsel eylem, en az iki öznenin etkileşimini ifade eder. Rızaya dayalı bir sosyal koordinasyon biçimidir.
İletişimsel eylemin gereklilikleri şunlardır: Tüm aktörler eşit ve özgür katılım hakkına sahip olmalı, hiç kimse söylemden dışlanmamalı, tüm fikirler tartışılabilir olmalı, tüm fikirler eleştiriye açık olmalı, iletişimin amacı uzlaşma olmalı
Karl Jaspers
Jaspers'a göre varlık, bilinçten ayrı ele alınamaz. İnsan ancak sürekli değişim ve gelişim gösteren süreçler içerisinde bulunanı bilebilir. Oysa bu süreçler daha büyük, bilinmeyen bir varlıkla kuşatılmıştır. Bu kuşatıcı varlık üç tanedir: evren, ben'in kuşatanı, tümel kuşatan
Böylelikle bu üç alanda üç varlık türünden söz edilir. Birincisi nesnel varlık, ikincisi yalnız kendisi için olan varlık, nesnelerin varlığından ayrı varoluş diye nitelenen alandır. Üçüncüsü ise kendinde varlık adı verilen, kavranamayan “aşkınlık”tır.
Varoluş ancak diğer varoluşlarla iletişim sayesinde gerçekleşir, insan ancak bu sayede insan (kendi) olabilir. İletişim olmaksızın insan, varoluş ve dolayısıyla özgürlük iradesine kavuşamaz. Jaspers felsefesinin çıkış noktası olan iletişim kavramı, Varolmanın iletişimi, Genel bilincin iletişimi, Tinin iletişimi, Varoluşsal iletişim şeklinde dört farklı başlık altında ele alınabilir.
Diğer üç iletişim türünden farklı bir biçimde varoluşsal iletişimde partnerin yerine başkası geçemez ve bu iletişim varlığın bilicinde olan varoluşlar arasında oluşur. Bu iletişimde önemli olan yalnızca kişinin kendisi değil, iletişim içinde olduğu diğer kişilerin varlığıdır. Varoluşsal iletişimde mühim olan kişinin kendi olması ve kendini gerçekleştirebilmesinin diğer kişilere bağlı olmasıdır. Bu iletişim kendi varoluşlarını arayan bireyler arasında gerçekleşir.
Jaspers’a göre kişi ancak başkaları ile iletişimiyle kendi olur. O halde birey tek başına insan olamayacağı gibi, ancak ve ancak diğer insanlarla iletişim kurduğu müddetçe insan olur.