Sanata Farklı Yaklaşımlar

Sanat, toplumların ve insanların hayatında önemli bir yere sahip olan bir olgudur. Sanatın insanı düşündürme ve içinde var olan duygularını açığa çıkartmak gibi bir amacı vardır. Bu amacı gerçekleştirmek içinde farklı yöntemler ve teknikleri kullanırlar.

Sanat eserinin ortaya çıkması için gerekli olan bu unsurlar (sanatçı, sanat eseri, alımlayıcı ve toplum) birbirleri ile sıkı bir ilişki içerisindedirler. Her birinin varlığı diğerine bağlıdır veya biri eksik olursa diğerinin eksik bir tarafı kalır.

Zaman zaman düşünürler ve sanatçılar insanın ortaya koymuş olduğu sanatı, sanatsal eserlerini ve bu eserlere ait beğenilerini ve sanata yaklaşım biçimlerine kendilerine konu edinmişlerdir. Bu durumda farklı düşüncelerin ve farklı yaklaşımların ortaya çıkmasına neden olmuştur.

Toplumsal sanat anlayışı sanatı kendisiyle değil etkileme biçimlerine göre ele alır. Sanatın toplumsal ve tarihsel zemin üzerinde ele alınası gerektiğini söylerler. Çünkü sanatı toplumsal değişmenin bir aracı olarak görürler. Hatta sanata topluma rehberlik etme görevi de yüklerler.

Sanat felsefesinin en önemli, etkisi bir hayli uzun sürmüş en eski teorisidir. Bu yaklaşıma göre nesneler dünyası, doğa biçimleri sanat için daima bir model olmuştur. Sanata düşen görev; doğayı ve doğanın biçimlerini, nesnel gerçekliklerini tanımak, onların üzerine eğilmek ve onları çeşitli sanat türleri içerisinde yansıtmaktır.

Düşünce tarihi içerisinde sanatla ilgili önemli açıklamalarda bulunması bakımından özgün bir özelliğe sahiptir. Ayrıca kuramın etkisi 18. Yüzyıla kadar devam etmiştir. Platon’un idealar düşüncesinden etkilenerek sanatla ilgili ilk görüşlerin ortaya konulmasına neden olmuştur. Onun için mimetik(Taklitçilik/ Öykünmecilik) sanat kuramı bir bakıma Platoncu sanat kuramı olarak da adlandırılır.

Sözcük anlamıyla "arınma" ya da "temizlenme" ye karşılık gelen katharsis kavramı, ilkçağ Yunan felsefesinde ruhun tutkulardan, özellikle de yıkıcı tutkulardan arınması anlamında kullanılmıştır. Pythagorasçıların katharsis'i, müzik aracılığıyla ruhun günahlardan arınması anlamında kullanmışlardır.

Sanat "ideal" olanı yansıtmalıdır. Buna göre doğa kavramından anlaşılacak şey, başka bir anlamda "düzeltilmiş" (idealleştirilmiş) doğa olmalıdır. Aristoteles'e göre şairin görevi, "gerçekten olmuş bitmiş şeyleri değil, belirli koşullarda olabilecekleri, yani gerçeğe uygunluk ve zorunluluk yasalarına göre olması beklenenleri tasvir etmelidir.

Marksist sanat anlayışı; sanatı sanat için değil sanatı toplum için yapılması gerektiğini ileri sürerler. Bu anlayış doğrudan Marx tarafından ortaya konulmamıştır. Bu anlayış Marksist düşüncelerden hareketle Louıs Althusser, Theodor Adorno, Georg Lukas tarafından geliştirilmiştir. Althusser sanatın gerçek bilgisine ulaşabilmenin tek yolu olarak, sanat eserinin özgünlüğünün arkasındaki estetik etkiyi yaratan olgulara bakmakla mümkün olacağını söyler.

Sanatçı merkezli yaklaşım, sanatçının yaratıcılığını öne çıkararak ve sanatçıyı merkeze alarak sanatı tanımlamaya çalışır. Bu yaklaşım, 18. yüzyılın sonlarına doğru ortaya çıkan Romantizm akımıyla yakın ilişkilidir. Romantizmde sanatçı, belli kurallara bağlı kalmak, toplumun beğenisine hizmet etmek yerine, kendi iç dünyasını yansıtarak duygularını ifade etmeyi amaçlamış ve alımlayıcısıyla olan bağını büyük oranda koparmıştır.

Yapıt merkezli yaklaşımın merkezinde sanat eseri vardır. Bu yaklaşım sanat eserinde ki; yöntem, teknik, kurgu, düzen, ölçü, biçim ve uyuma önem verir. Bir sanat eserinde biçim, bu yaklaşıma mensup kişiler için çok önemlidir. Bir sanat eserini değerlendirirken kesinlikle dış etkilerden arınmak gerekir. Yoksa bu sanat eserini anlamak zorlaşır. Bu yaklaşım; bir sanat eserinde sunulan örüntülerin ilişkilerini, biçimin bağlamını, neliğini ve önemini irdeler ve sanatçının ruhsal durumunu, yaşantısını dışlar; dil-dışı, yapıt-dışı öğelerle yapıtı açıklamaktan kaçınır ve görünenin ne olduğunu anlamaya, görmeye, göstermeye çalışır.

Alımlayıcı Merkezli Yaklaşımı Wolfgang Iser tarafından temeli ortaya konulmuş alımlama estetiği olarak adlandırılan bir görüştür. Bu yaklaşıma göre sanat eserini alımlayan kişinin duygu ve düşünceleri önemlidir. Alımlama Estetiğinin sanatın tanımıyla uğraşmak yerine, anlam üzerinde yoğunlaşarak, anlamın yazarda mı, eserde mi, yoksa okurda mı ortaya çıktığını sorgular. Bu bağlamda Alımlama Estetiği, bu sorgulamada okurdan (Alımlayan) yana net bir tavır koyar.

Bu anlayışa göre sanatı belirleyen şeyin dışsal faktörler olduğu yönündedir. George Dickie tarafından ortaya konulmuş bir sanat anlayışıdır.

Bu anlayış sanatı sanat dışı birtakım unsurlara bağlar. Çünkü sanat eseri onlara göre içinde bulunduğu toplumun kültürüne bağlı olarak ortaya çıkar. Bu görüşün en önemli temsilcisi Arthur Danto’dur. Bir sanat eserini tanımlamak için sanat eserinin üretildiği tarih, o tarihte toplumun sahip olduğu kültür ve politik özellikleri bilmek gerekir.

Bu sanat anlayışı Modernist anlayışı yerle bir ederek sanat eserini güzel kılan şeyin, eserin içkin biçimsel özellikleri olmadığını; belli bir kültür dönemini rastlantısal olarak karakterize eden tarihsel olarak edinilmiş değerler ve uzlaşmalar olduğunu söyler. Bu anlayış her türlü yaklaşıma kuşku ile bakar.