Eski Mezopotamya Kültür Tarihi

Mezopotamya, tarihçiler tarafından “ilklerin anavatanı” olarak kabul edilir. Gerçekten, ilk kentler bu coğrafyada kurulmuş, yazı ilk kez bu coğrafyada keşfedilmiştir. İlk sosyalist rejim bu topraklarda doğmuş, ilk laik devlet sisteminin tohumları da burada atılmıştır. İlk yazılı kanunları yapanlar, ilk eğitim kurumlarını hizmete açanlar, ilk dünya haritasını çizenler, ilk dünya imparatorluğunu kuranlar ve bilinen en eski daimî orduyu kurma başarısını gösterenler, Mezopotamya kavimleridir. Ancak bu büyük medeniyet tek bir kavime ait olmayıp, başta ülkenin otokton (yerli) halkı olan Presümerienler ve Protofıratlılar olmak üzere, sonradan Mezopotamya’ya göçmen olarak gelip yerleşen Sümerler, Akkadlar, Babilliler, Asurlular, Elamlar, Kaslar ve Aramiler’in ortak malıdır.

Sümerler’den önce Mezopotamya’da bir köy kültürü yaşanıyordu. Sümerler’le birlikte bu topraklarda kent kültürü başlamış, ilk kentler kurulmuş, ilk şehir devletleri sistemi oluşturulmuştur. Her biri bağımsız birer devlet olan Sümer kentleri, başlangıçta “En” ya da “Ensi” denilen rahip-krallar tarafından idare ediliyorlardı. Bir çeşit “kent beyi” konumundaki bu ensiler, Tanrılar tarafından iş başına getirildiklerine inanıyorlar ve her fırsatta yazdırmış oldukları belgelerde bu hususu dile getiriyorlardı. MÖ 2350’lerde Sümer kentlerini ele geçiren Akkadlar, dünya tarihinin ilk sömürgeci imparatorluğunu kurmuşlardır. Akkadlar döneminde tüm yetkiler, merkezi yönetimin başındaki Akkad kralının elinde toplanmış, zapt edilen kentlerin kralları ya da beyleri ise Büyük Akkad Kralı’nın vasalları konumuna düşmüşlerdir. Akkad İmparatorluğu, iki yüz yıllık bir hakimiyet döneminden sonra, MÖ 2150’lerde Gutiler tarafından yıkılmış ve Mezopotamya’da yaklaşık yüz yıl süren bir Ara Devir yaşanmıştır. III. Ur Sülalesi (MÖ 2060-1960), Sümerler’in Mezopotamya’da kurdukları son devlettir. Bu devletin yıkılmasına neden olan faktörlerin başında, Amurru Göçleri gelir. Bundan sonraki süreçte tüm Mezopotamya kentlerinde Amurrulu sülaleler egemen olurlar. Amurru soyundan gelenlerin kurduğu en güçlü devletlerden biri de Eski Babil Devleti’dir. Bu devletin 6. kralı Hammurabi, devlet teşkilatında yeni bir düzenlemeye giderek, tanrısal devlet düzeninden dünyevi devlet düzenine geçilmesini sağlamıştır. Büyük bir bürokrat kadrosu tarafından yönetilen bu devlet düzeni, aslında feodal bir düzendir. Başta Büyük Kral, onun etrafında da Büyük Kral’a bağlı birçok küçük kral vardır. Aynı sistem, Anadolu’da Hititler tarafından da benimsenmiştir.

Bilindiği üzere, ilk yazılı kanunların ortaya çıktığı bölge de Mezopotamya coğrafyasıdır. Bu coğrafyada Sümerler’in egemen olduğu dönemlerde kanunlar Sümerce olarak yazılmış, Amurru kökenli devletlerin egemen olduğu dönemlerde ise yasalar Akkadça olarak kaleme alınmıştır. Sümer dilinde yazılmış olan kanunlar kronolojik sıraya göre Urukagina Kanunları, Ur-Nammu Kanunları, Ana-İttuşu Kanunları ve Lipit-İştar Kanunları’dır. Akkad dilinde yazılmış kanunlar ise Eşnunna Kanunları, Hammurabi Kanunları, Orta Asur Kanunları ve Yeni Babil Kanunları’dır.

Eski Mezopotamya ekonomisinde, tarımın yanında hayvancılığa da önem verilmiştir. Çünkü başta taşımacılık olmak üzere, yiyecek ve giysi üretiminin kaynağı hayvancılıktı. Mezopotamyalılar, balıkçılık da yapmışlardır. Mezopotamya ekonomisinin can damarlarından biri de ticarettir.

Sümerler’in MÖ 3200’lerde icat ettiği çivi yazısı, Mısır dışında kalan Eski Yakın Doğu ülkelerinde yaşayan muhtelif kavimler tarafından yaklaşık üç bin yıl boyunca, kendi dillerini ifade etmek için kullanılmıştır. Yazıyı keşfeden Sümerler, ilk eğitim kurumlarını da hizmete açmışlar, eğitim ve öğretime gereken hassasiyeti göstermişlerdir.

Mezopotamya toplumlarının dini, çok tanrılı bir sisteme dayanıyordu. Bu Tanrıların bir kısmı Sümer, bir kısmı da Sami kökenli idiler.

Mezopotamya sanatının zirveye ulaştığı dönem ise Asur İmparatorluk Çağı’dır. Bu dönemde yepyeni kentler ve anıtsal binalar inşa edilmiştir. Asur mimarlığını ve şehircilik anlayışını en iyi yansıtan kentler; Nimrut, Korsabad ve Ninive’dir.