Çevresel Epidemiyoloji
İnsanoğlu sağlıklı bir hayatı, ancak sağlıklı bir çevrede sürdürebilir. Bireyin temel hakları arasında da gösterilen sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı, anayasal düzenlemeler ile de belirtilmiş olup, devletin temel görevleri arasında yer almaktadır. Çevre; genetik yapı dışındaki her şey olup bireyi hem etkileyen hem de ondan etkilenen fiziksel, kimyasal, biyolojik ve sosyokültürel faktörlerin tamamıdır. Çevre epidemiyolojisi, insan sağlığı üzerinde çevresel maruziyetin rolü ile ilgili temel soruları araştıran alanlardan biri olup, ana teması çevre sağlığıdır.
Çevre Epidemiyolojisinin Tarihçesi
Tarih boyunca insanlık, çevre ve sağlık arasındaki etkileşim üzerine odaklanmıştır.
Çağlar öncesi dönemlere, Hipokrat’ın milattan önce çevresel etmenlerin insan sağlığına etkisi olduğu ile ilgili gözlemlerine kadar uzanan bir tarihçeye sahip olan çevre epidemiyolojisinin temelleri; modern epidemiyolojinin başlangıç noktası da olan ve aynı zamanda bir çevre epidemiyoloji çalışması olan, John Snow’un 19. yüzyıl ortalarındaki Londra kolera salgınını çalışmasıyla atılmıştır. John Snow’dan sonra da çevrenin sağlık üzerindeki etkilerini belirlemeye yönelik epidemiyolojik çalışmalar yapılmaya devam etmiştir. Çevre epidemiyolojisi günümüzde de çalışma alanını genişletmeye devam etmektedir.
Çevre Epidemiyolojisi ile İlgili Alanlar
Çevre epidemiyolojisi; halk sağlığı açısından büyük sorun teşkil eden birçok hastalığın araştırılmasına ve gerekli kontrol önlemlerinin alınmasına öncülük ederken, beslenme epidemiyolojisi, mesleki epidemiyoloji ve enfeksiyon hastalıkları epidemiyolojisi gibi epidemiyolojinin diğer alt dallarının yanı sıra; toksikoloji, çevre mühendisliği, biyoloji, fizyoloji, kimya ve klinik hekimlik gibi birçok disiplinle iş birliği içerisinde çalışmalarını yürütmektedir.
Çevre Epidemiyolojisinin Halk Sağlığı ve Çevre Sağlığı Açısından Önemi
Çevresel epidemiyolojik bilgi, toplumu sağlık risklerinden korumayı ve refah düzeyini yükseltmeyi amaçlar. Toplumda belirli bir bölgede bir sağlık riski ile etkilenme alanında yaşayan birey ve gruplarla ilgili incelemelerde, görülen sağlık problemlerinin ve çevresel faktörler ile sağlık problemleri arasındaki ilişkinin belirlenmesinde çevresel epidemiyolojinin rolü büyüktür. Çevresel epidemiyolojik bulgular, halk sağlığı yöneticileri ve politika uygulayıcılarına bilgi sağlayarak sağlıkla ilgili sorunları kontrol etmeye ve önlemeye katkı sağlamakta ve bireyleri de sağlık riskleri hakkında bilgilendirmektedir. Ayrıca çevresel epidemiyolojik analizler, sağlık etkisi değerlendirmeleri ve maliyet etkililik analizleri ile halk sağlığı otoritelerine güvenilir kaynak oluşturmaktadır. Epidemiyolojik araştırmaların sağlık açısından rolleri dört ana başlıkta toplanmaktadır. Bunlar; bir hastalığın ya da sağlık sorununun nedeninin ya da etkeni arasındaki bağlantının tam olarak ortaya konulması anlamına gelen, nedensel ilişkinin değerlendirilmesi ve ortaya konulması; etkilenim düzeyleri ile hastalık oluşma durumu arasında bağlantı kurulması; hastalıkların gidişatının ve karakteristik özelliklerinin belirlenmesi ve değiştirici ya da tetikleyici faktörlerin araştırılması biçimindedir.
Çevre Epidemiyolojisinin Sınırlılıkları
Çevre epidemiyolojisinde kişinin risk etmeni ile karşılaşma durumu ve karşılaştığı miktarın ölçütünün bilinmesi önemlilik arz etmektedir. Çevresel faktörler, sağlığı kısa süreli maruziyetlerden sonra etkileyebildikleri gibi uzun bir maruziyet sonrası da etkilemektedirler. Epidemiyolojik yaklaşımın en büyük kısıtlılığı bireylerin doğal çevrelerinde gözlemlenmesi ve dolayısı ile kontrolsüz gözlemlere dayanması ve nedensel ilişkinin tam olarak kanıtlanamamasıdır. Duyarlılık eksikliği ve son etkilenimin etkisinin ortaya çıkarılması ile ilgili güçlükler de önemlidir. Doz-cevap ilişkisi belirsiz, değişken ve anlaşılmaz olabilmektedir. Düşük insidans ve prevelans çevre epidemiyolojisinin kısıtlılığı ile ilgili diğer önemli faktörlerdir. Belirsiz bir çevrede, sadece çok sayıda maruziyet etkeni yoktur. Aynı zamanda maruziyetin seviyesi de belirsiz olabilmektedir. Düşündürücü bir diğer sorun ise çalışılan grupla ilgili olarak toplanılacak verilerde ticari sırların korunması endişesi ile çekincelerden kaynaklanan eksik veya yanlış bilgilendirmedir.