İşin Dönüşümü ve Geleceği
İnsanlık tarihinde ilk ortaya çıkan toplum yapısında ekonomik ve sosyal ilişkiler hayatta kalabilme temeli üzerine kurulmuştur. Bu dönemin üretim ilişkileri beslenme, barınma, korunma gibi birincil fizyolojik ihtiyaçların karşılanmasına yönelik eylemleri kapsamıştır. İnsanoğlunun toprağı işlemesi ve yerleşik hayata geçişiyle birlikte ekip-biçme ve bahçecilik yaygınlaşmıştır. Toprağın işlenmeye başlaması ile zamanla, toprak üstünde çalışan bir üretici sınıf, bir de elde edilen ürüne el koyan ve çalışan üzerinde mülkiyete sahip bir sınıf meydana gelmiştir.
18. yüzyılın ikinci yarısında sanayi devrimiyle birlikte bilim ve teknolojideki yeni gelişmeler ekonomide, hukukta, siyasette, sosyal yapıda birçok değişime neden olmuştur. Üretim ilişkileri açısından da tarım sektöründen sanayi sektörüne bir kayma yaşanmıştır. Bu dönemde emek yoğun bir üretim sisteminin yerine sermaye yoğun üretim sistemi ikame edilmeye başlamıştır. Sanayi toplumunda emeğin temel karakteristik özellikleri köklü değişime uğramıştır.
Sanayi ötesi dönemde ise üretim ilişkilerini belirleyen en temel faktör bilgi ve iletişim teknolojisidir. Hayatın hemen hemen her alanında yoğun bir şekilde kullanılan teknolojinin en önemli etkisi istihdam üzerinde görülmüştür. Yeni teknolojilerin istihdam üzerindeki etkilerine bir taraftan olumsuz bir anlam yüklenirken diğer taraftan da yeni teknolojilerin yeni iş imkanları doğurduğuna ilişkin görüşler de mevcuttur. Bunun yanında, küresel rekabetin yoğun olarak yaşadığı günümüzde standart dışı, esnek ve uzaktan çalışma biçimlerinin yaygınlaştığı görülmektedir.
1990’lı yılların ortalarından itibaren çalışmanın geleceği ile ilgili yoğun bir tartışma gündemi bulunmaktadır. Bilgi iletişim teknolojilerindeki gelişmelerle birlikte çalışmanın ve işlerin sonunun geldiği, çalışmaya dayalı toplumun yok olacağı görüşü yaygın bir şekilde dile getirilmektedir. Çalışmanın geleceği ile ilgili yapılan bu tahminler ve spekülasyonlar çalışma üzerinde büyük bir belirsizliğin oluşması sonucunu doğurmaktadır. Ücretli işin yok olması aynı zamanda çalışanların ekonomik açıdan gelecekleri hakkında bir endişeyi beraberinde getirmektedir. Bilgi iletişim teknolojilerindeki gelişmelerle kapitalist ekonomik örgütlenmenin ortaya çıkardığı yeni durum çalışma hayatı ile ilgili farklı görüşleri ortaya çıkarmıştır.
Çalışmanın geleceği ile ilgili literatürde çeşitli tartışmalar mevcuttur. Gorz işçi sınıfının sonunun geldiğini iddia ederken kapitalist ekonomik sistemin ulaştığı nihai aşamada geleneksel anlamıyla çalışmanın ortadan kalktığını, ortadan kalkan bu çalışma biçiminin, sanayileşmiş kapitalizme özgü, tam zamanlı ve emek-yoğun olduğunu vurgulamıştır.
Bell hizmet toplumunun günümüzün yükselen sınıfı olduğunu ileri sürmektedir. Bell, toplumları “sanayi öncesi toplum”, “sanayi toplumu” ve “ sanayi sonrası toplum” olmak üzere üçe ayırmıştır. Toplumsal değişim şeması olarak adlandırdığı bu sınıflandırmada, sanayi sektörü, sanayi toplumunda üretim ve istihdam bakımından ekonomide önemli bir paya sahiptir. Sanayi sonrası toplumda sanayi sektörünün ekonomideki payı azalmakta, hizmet sektörünün payı artmaktadır.
Standing, Prekarya kavramı üzerinden emek süreci ve çalışmanın geleceği üzerine bazı tespitlerde bulunmaktadır. Standing’in prekarya olarak tanımladığı sınıf, emek piyasalarının esnekleşmesiyle iş güvencesinden yoksun ve dolayısıyla istikrarı olmayan, tüm dünyaya yayılmış milyonlarca çalışanın ve onların ailelerinin oluşturduğu büyük bir yeni sınıftır.
Rifkin, yeni zamanlarda çalışmanın sonunun geldiği üzerine bazı tespitler yapmaktadır. Rifkin, çalışmanın sonunu esasında çalışmanın bugün geldiği nokta bakımından bir süreç olarak değerlendirmekte ve tarımda insan emeğinin yerine makine getirildiğinde mülksüzleşen kırsal emeğin kentlere göç edip vasıflı ve vasıfsız işçi olarak fabrikalarda istihdam edilmeye başladığını, üretim teknolojilerinin gelişmesi ve yaygınlaşmasıyla da mavi yakalıların sanayi ötesi dönüşüm sürecinde hizmet sektörüne kayarak beyaz yakalı işçi olduğunu belirtmektedir.